Zerdüşt Düalizmi ve Diğer Dinlerde Düalizm Etkisi

Kainat, zıtların birliği üzere kurulmuştur yani her şeyin zıttı ile denge kurduğu bir sistemdir. “Atomların elektronları ve protonları zıt kutuplar olduğundan atomun kendi içerisindeki denge sağlanmıştır”, “Gece ve gündüz ikilisi olmasa dünyadaki yaşamın oluşması mümkün olmazdı” gibi örneklerle düalizm kavramını basitçe açıklamak elbette mümkün lakin biz tarihsel süreçte ve dini boyutuyla düalizm konusunu açıklamaya çalışacağız.

Ortadoğu’nun düalizm ile resmen tanışması Zerdüşt’ün ortaya çıkmasıyla başlamıştır. Fikir olarak daha eski dönemlere uzansa da Zerdüşt bu fikri belli bir sisteme oturtmuş ve kurduğu dinin temellerine yerleştirmiştir. Zerdüşt’e göre Ahura Mazda mutlak yaratıcı olmakla beraber dünyayı yöneten iki unsur vardır. Bu iki unsur iyi taraf olan Hürmüz ve kötü taraf olan Ehrimen’dir. Hürmüz ve Ehrimen’in savaşı dünyanın sonu gelene kadar devam edecektir.

Yin Yang Felsefesi
Yin-Yang Felsefesi

Zerdüşt düalizminin doğu versiyonu yin-yang felsefesidir. “her kötünün içinde bir iyi, her iyinin içinde bir kötü vardır” olarak açıklanabilecek olan felsefeye göre iyi ve kötü mutlak bir dengeye sahiptir. Bireyin de yin veya yang yönü ağır basabilir, önemli olan zıttı olan kutbu geliştirmesi ve kendi içerisindeki dengeyi kurmasıdır. Aynı durum dişil ve eril enerji içinde geçerlidir. Bireyin dişil ve eril enerjiyi kendinde dengelemesi kemaletin ortaya çıkmasına sebeptir.

Esma’ül Hüsna içerisinde sayılan Rahman ve Rahim isimleri de dişil ve eril enerjinin başka bir boyutudur. Rahman olan baba ve Rahim olan annenin birliğinden meydana gelen insan her iki enerjiyi de kendisinde bulundurduğundan dengeyi kurması önem arz etmektedir. İkinin birliği tasavvuftaki yegane amaçlardan biridir. Filibeli Ahmed Hilmi’nin Amak-ı Hayal kitabında geçen şu şiir meseleyi bir noktada özetlemektedir:

Hep ikilik birlik için.
Bak iki göz bir görüyor!
Birlik ise dirlik için
Bak iki göz bir görüyor!

Sen de seni sen de seni
Bil ki, budur ”Allemeni”
Birleye gör can ve teni
Bak,iki göz bir görüyor!”

İkinin birliği meselesi antik yunanda da karşımıza çıkıyor. Platon’un Aristophanes’ten aktardığı Androgynus’un hikayesi ikinin birliğine önemli bir örnektir. Androgynus denilen canlının bitişik bir erkek ve bir kadın olarak iki insandan oluştuğu ve zamanla küstahlaştığı için Zeus tarafından ikiye bölündüğü aktarılır. Bu ikiye bölünme dolayısıyla ayrı bireyler haline gelmeleri eksik bir yanlarının kalmasına ve dolayısıyla mükemmellikten mahrum kalmalarına sebep olmuştur. İnsan o günden bu güne ikizini yani kendisini tamamlayacak olanı aramaktadır. Bu noktadan bakıldığında yine ikinin birliği dolayısıyla mükemmelliğin yani kemaletin amaç olduğu görülecektir. Rahman-Rahim, Yin-Yang, Androgynus anlatısı ve Zerdüşt düalizminin ortak noktası insanın mükemmelliği yani dengeyi araması gerekliliğinde birleşmektedir. Kendi içerisinde birliği sağlayan yani dengeyi kuran insan tasavvuf diliyle konuşulacak olursa İnsan-ı Kamil olmuş demektir.

Tasavvufi açıdan ele alındığında nefs ve imanın savaşı denebilecek bu denge kurma mücadelesi kişinin ilim ve aşk desteği ile nefsini terbiye etmesinden ibarettir. Terbiye edilemeyen nefs her fırsatta saldıracak dolayısıyla kişinin hem vicdanen hem de manen rahatsız olmasına dolayısıyla mükemmellikten uzak olmasına sebebiyet verecektir. Oysa terbiye edilen nefs iman ile dengeli bir hal alacağından saldırmak veya huzursuzluk vermek gibi bir gayrete girmeyecektir. Nefs ile kurulan uyum, ariflerin deyimiyle nefsin oldurulması, kişiyi yüceltecektir. Aşıkların ve ozanların şiirlerinde yer verdikleri en önemli konulardan biri kişinin nefsi ile mücadele etmesi gerekliliğidir. Sadece bu konuda telkin değil, nelerin yapılması gerektiğine de vurgular yapılmaktadır.

Semavi dinler olarak tanımlanan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyetin ortak noktalarından biri Tanrı ve Şeytan’ın arasındaki mücadeledir. Nefs’i kötülüğe meyillendiren Şeytan kötü veya karanlık tarafı temsil etmektedir. Zerdüşt düalizmi gibi keskin hatlara sahip olmamakla birlikte gizli bir düalizmin söz konusu olduğunu söylemek mümkündür. Adem’in yaratılmasından sonra tüm meleklere Adem’e secde etmeleri emredilmiş fakat Azazil (isyanından sonra adı Şeytan olan melek) bu emre itaat etmemiş ve isyankar sayılmıştır. Kıyamet gününe kadar insanları doğruluktan saptırmaya çalışmaya yemin etmiş ve cennetten sürülmüştür. Bu klasik anlatımdan görüleceği üzere Mutlak yaratıcı ile Şeytan arasındaki mücadele ile Hürmüz ve Ehrimen arasındaki mücadele birebir aynı değildir. Hürmüz ve Ehrimen arasındaki mücadelenin dışında ikisinin de bağlı olduğu bir güç olan Ahura Mazda bulunmaktadır, oysa semavi dinlerdeki gizli düalizme göre iki taraf arasında asıl güç Tanrı’nındır. Şeytan’ın karşıtlığı aslında gizli bir görev barındırmaktadır. Şeytan’ın görevi inananların inancındaki samimiyet derecelerini ortaya koymaktır.

Zerdüşt düalizmine benzer bir örnek hint mitolojisinde de bulunmaktadır. Brahma mutlak yaratıcıdır. Vişnu daha çok dişil bir role sahipken Şiva daha çok eril bir tutum sergiler. Vişnu doğumun, Şiva yıkımın tanrısıdır. Vişnu ve Şiva arasında doğrudan bir mücadale olmasa da ihtiva ettikleri anlamlar bakımından bir zıtlık oluşturmaktadırlar. Brahma ise bir üst konumda, tarafsız ve nötr bir tutum sergiler, bu açıdan Ahura Mazda ile aynı konumdadır.

Sözün özü;

Tüm zıtlıklar birbiriyle dengeye geldiğinde ortaya çıkan sonuç ideal seviyede olacaktır. Yazının başında bahsettiğimiz maddenin yapı taşı olan atom, kendi içerisinde bulunan proton ve elektronların dengesi ile var olmaktadır. Aynı şekilde güneş sistemindeki gezegenlerin kurduğu denge de bugün dünyada hayat olmasının nedenlerindendir. Buradan yola çıkarak söyleyebiliriz ki tüm dinlerin ortak mesajı insanın evvela kendi içerisindeki dengeyi kurmasıdır. Bahsedilen tüm imgesel söylemler insanın kendi içerisindeki mücadelesini işaret etmektedir.