Yunus Emre

Yunus Emre’nin gerçek hayatı ve şahsiyetiyle ilgili elimizde çok az bilgi bulunmaktadır. Yapılan son araştırmalara göre Yunus, miladi 1240-41 tarihinde doğmuş, 1320-21 tarihinde, 82 yaşında vefat etmiş­tir. Doğduğu, yaşadığı ve öldüğü yer hakkında da çok çeşitli bilgiler var­dır. Doğduğu yer, en yaygın kanaate göre Eskişehir’in Sivrihisar kazasına bağlı Sanköy’dür. Tarihçiler için Yunus Emre’nin hangi mezarda yattığı ve mezarının nerede olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Anado­lu’nun pek çok yerinde Yunus’a ait olduğuna inanılan mezar ve makam­lar vardır. Özellikle Sanköy, Karaman ve Ortaköy’deki mezarların gerçek mezar olduğu kuvvetle ileri sürülmektedir.

Yunus’un belli bir eğitim alıp almadığı konusu da net değildir. Bu noktada onun ümmi olduğu ve hiçbir şekilde okuma yazma bilmediğine dair düşünceler vardır. Ancak, Yunus’un dizelerine baktığımızda derin tasavvufi anlamlarla beraber, dini ve akli ilimlere dair konuların işlendiğini görürüz. Hatta eski Yunan düşünürlerinden Galen ve Hipokrattan haberdardır. Bütünüyle ümmi olan bir dervişin bunları ifade etmesi mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla Yunus, yaşadığı dönemin İlmi anlayışını çok iyi bilmektedir. Eserlerinde isimlerine yer verdiği alimler ve tasavvuf önderleri de bu fikri doğrulamaktadır. Bunun yanı sıra, dizeleri­nin içeriğine bakıldığında Arapça, Farsça dillerine hakim olduğu ve İs­lami ilimler, İslam tarihi gibi birçok ilme vakıf olduğu görülmektedir. Özellikle Mevlana ile görüştüğünü gösteren ve semaya girmeyi tavsiye et­tiği dizeleri, Yunus’un büyük ihtimalle tahsilini devrin en önemli ilim ve kültür merkezi olan Konya’da yaptığını göstermektedir.

Yunus’un ken­disini ümmi olarak tanıtması ise tasavvufi bir anlamda olup, manevi ilimlerin yanında dünyalık ilimlere hiç değer vermediğini göstermek içindir. Bunun yanı sıra bazı mutasavvıflar, Hz. Muhammed’e (sav) duydukları derin hürmetten dolayı sadece onun öğretisine tabi olmakla yetinmemiş, onun hayatına dair bazı şekilsel özellikleri de taklid etmiş­lerdir. Hz. Muhammed, Kur’an’da okuma yazma bilmeyen bir peygam­ber olarak tanıtıldığından dolayı Yunus da bir hürmet ifadesi olarak ken­disini bu şekilde tanıtmıştır.

Yunus Emre yalnız Anadolu’nun sınırları içinde değil Suriye, Irak ve Azerbaycan yörelerini de dolaşmıştır. Onun, bu bölgeleri öğrenim gayesiyle, ilim ve şeyhleri ziyaret maksadıyla ve kendisi gibi dervişleri görme düşüncesiyle yapmış olma ihtimali yüksektir.

Yunus’un bağlı olduğu tarikat da belli değildir. Ancak en önemli eseri olan “Divan“daki bazı beyitler, Tapduk Emre’ye olan intisabını ve Tapduk’un manevi eğitimiyle olgunlaştığını açık bir şekilde göstermektedir.

Bugüne kadar yapılan araştırmalarda Yunus Emre’nin yanı sıra başka Yunuslardan da söz edilmektedir. Bunlar içerisinde en başta geleni Aşık Yunus mahlasını taşıyan ve 15. asırda Bursa’da yaşadığı zannedilen bir Kübrevi dervişidir. Bu şahsiyet, şiirleriyle Yunus Emre’nin yakın bir ta­kipçisi olmuştur. Hatta halk arasında yaygın olan ve sevilen bazı ilahile­rin şairi de sözü edilen bu Aşık Yunus’tur. Örneğin “Dolap niçin iniler­sin”, “Şol Cennet’in ırmakları”, “Adı güzel kendi güzel Muhammed”, “Dertli ne ağlayıp gezersin burada” mısralarıyla başlayan şiirler ona ait­tir.

Eserleri

Yunus Emre’nin elimize ulaşan iki önemli eseri vardır. Bunlardan ilki, Risaletü’n-Nushiyye’dir. “Öğüt haberi veren kitap” anlamına gelen bu eser Yunus Emre’nin şiirleri dışında kendisine ait olan ve yazılış tarihi kesin olarak bilinen tek eseridir. Mesnevi tarzında yazılan bu eser, insana kendisini tanıtan, ihtirasları ve kötü huylarıyla başa çıkmayı öğreten, çevresiyle ilişkilerini düzenleme yollarını gösteren, Allah’a karşı görevlerini unutmamayı öğütleyen bir vasiyet gibidir. Ayrıca bu eser, ta­savvufi gerçekleri anlatmak için yazılan mesnevi tarzındaki bir nasihatnamedir.

Risaletü’n-Nushiyye isimli mesnevinin ilk on üç beytinde, dört unsur olan ateş, hava, su ve topraktan yaratılan insandan ve insana üfle­nen candan bahsedilir. Nesirle yazılmış olan bölümde, akıl ve iman ile ilgili hususlar yer alır. Geriye kalan asıl bölümde ise ruh, nefs, öfke, sabır, gıybet, kin gibi kötü huylardan ve bunların karşısında yer alan iyi huy­lardan söz edilir. Kötü davranışların hangi yollarla ve nasıl bir yöntemle mağlub edileceği de anlatılır.

Yunus Emre’yi  ölümsüzleştiren, tasavvufi felsefi konuları işlediği ikinci ve en önemli eseri Divan‘dır. Yunus’un bu eserini, ken­disinin topladığı veya toplamaya başlamış olduğu kesindir. Söz konusu eser, Yunus henüz hayattayken tanınmaktadır. Divan’ın el yazma nüsha­ları bazı kütüphanelerde ve hususi ellerde bulunmaktadır. Ancak bu nüshalardan en eski ve doğruya yakın olanının hangisi olduğu kesin ola­rak bilinmemektedir. Bu divanlardaki şiirlerin hepsinin Yunus’a ait ol­duğu da iddia edilememektedir. Yunus Emre’den sonra ismi Yunus olan, Yunus tarzında söyleyen ve Yunus mahlasını kullanan birçok şairin şiir­leri, Yunus Emre’ye ait sanılarak Divan’a eklendiği tahmin edilmektedir. Bu yüzden Divan’a ait eldeki nüshalardaki şiirlerin sayılarında farklılıklar görülür.

Kaynakça

Bozkurt, Birgül (2014). Türk İslam Düşüncesi Tarihi. Ömer Bozkurt (Ed.), Yunus Emre (s. 315-319). Ankara: Divan.