Yılan, insanoğlunun ilk düşmanı olarak Tevrat’ın Tekvin kısmında anlatılmaktadır. Onun tüm sürüngenler içinde farklı bir öneme sahip olduğu belirtilmektedir. Antik dönemden günümüze kadar insan-yılan ilişkisini ele almaya gayret edeceğiz.

yılan asa

Adem ve Havva’yı kandırarak cennetteki yasak meyveyi yemelerini sağlayan yılan, insanın ilk düşmanı olur. Cennetten kovulan Adem ve Havva ile beraber yılan da kovulur ve dünyada cefa çekmesi emredilir. Sürünmesi ve insana düşmanlığı bu şekilde dinsel bir anlam kazanmıştır. Bu anlatım Tevrat’ta ilk anlatılmakla beraber Hristiyan ve İslam alimlerince de kabul görmüş ve böyle anlatılagelmiştir. Oysa gerek İncil gerekse Kur’an’da böyle detaylı bir anlatım söz konusu değildir.

Yılan, semavi dinlerden önce çok tanrılı dinlerde de önemli bir yere sahipti. Hermes’in asasındaki yılan motifi yılanın hem zehrine hem de zehrinden elde edilen panzehrine gönderme yapmaktadır. Yine Yunan mitolojisinin önemli karakterlerinden olan Medusa’nın başında saç yerine yılanların olması da oldukça ilginç bir detaydır. Mısır mitolojisinde ve tarihinde yılanın pek çok yerde karşımıza çıkması önemini gözler önüne serer. Firavunların başlıklarında yer alan kobra motifi buna önemli bir örnektir. Uzak doğunun kutsal figürlerinden olan ejderhalar da yine yılan kültünün varyantlarından biridir.

Anadolu’da da yılan kültü, gerek kendi köklerinden gerek dış kültürlerden aldığı bilgileri harmanlayarak büyüttüğü önemli bir unsurdur. Medusa’nın Anadolu versiyonu diyebileceğimiz Şahmaran, yarı yılan yarı kadın olan bir canlı olup yılanların şahı olarak kabul edilmiştir ki ismi de bu  manaya gelmektedir. Efsaneye göre ölümsüz olmak isteyen hükümdar Şahmaran’ı yakalatır ve üç parçaya ayırarak kaynatır, bu şekilde ölümsüzlük iksirini bulacağına inanmaktadır. Şahmaran’ı bu şekilde öldüren hükümdar amacına da ulaşamaz ve elde ettiği iksir dolayısıyla zehirlenerek ölür. Çocukluğumuzda dinlediğimiz halk efsanelerine göre kıyamet günü tüm yılanlar Şahmaran’ın öldüğünü öğrenecek ve insanlara saldırmaya başlayacaktır.  Yine çocukluğumuzda anlatılan bir başka efsane ise her evi koruyan bir yılanın olduğu ve kendisinden başka bir yılanı eve sokmadığı, ayrıca eve gelecek herhangi bir art niyetli kişiye saldırdığı yönündedir. Halkın belleğinde yılan hem kutsal hem de düşman olarak bir yer edinmiştir.

Bektaşi ve Mevlevi dervişlerince kullanılan gelen mutteka’ların da işlemelerinde kullanılan yılan motifi kadim kültürün Anadolu’ya nasıl hakim olduğunu gözler önüne sermektedir. Muttekalardaki bu yılan başlı motifler Hermes’in asası ile büyük benzerlik ihtiva etmektedir.

Alevi-Bektaşi inancında önemli yere sahip menkıbelerde de yılan figürü karşımıza çıkmaktadır. Anlatılan en meşhur menkıbelerden olan Hacı Bektaş-ı Veli ile Seyyid Mahmud Hayranî arasında geçen bir olayı anlatan menkıbedir. Menkıbeye göre Seyyid Mahmud Hayrani kırk adet dervişini yanına alarak Hacı Bektaş-ı Veli’yi ziyarete gitmek ister. Seyyid Mahmut Hayrani bir aslana biner ve eline de bir yılan alarak kamçı olarak kullanır. Bu hal ile yola çıkan dervişler bugün Hacı Bektaş olarak bilinen Sulucakarahöyük’e yaklaşırlar.

Onlar geledursun bu sıralarda Hacı Bektaş-ı Veli de bir duvar örmektedir. Bektaşi dervişlerinden biri koşarak Hacı Bektaş-ı Veli’ye Seyyid Mahmud Hayrani’nin kırk derviş ile geldiğinin kendisinin de aslana binerek, yılanı da kamçı olarak kullandığını söyler. Bunun üzerine Hacı Bektaş-ı Veli de madam o canlıya binmiş, bizde cansıza binelim der ve ördüğü duvarın üzerine oturur. Duvara yürümesini emredince duvar hareket eder ve bu şekilde Seyyid Mahmud Hayrani’yi karşılar. Seyyid Mahmud Hayrani bu karşılama karşısında şaşkına döner ve hemen aslandan iner yılanı atar ve Hacı Bektaş-ı Veli’ye biat eder. Üstünlüğünü kabul etmiş olur. Bu menkıbede yer alan aslan insanın hırsını, yılan ise nefsini temsil etmektedir. Tasavvuf terminolojisinde genel de yılanın temsili Adem ve Havva hikayesine dayanarak nefsi temsil etmektedir.

Dünyanın insan yaşamış en önemli kanyonlarından olan Ihlara Vadisi içerisinde bulunan çok sayıda kiliseden biri de Yılanlı Kilise’dir. İlk Hristiyanların yerleşim yeri olarak kullandığı vadi bir çeşit koruma kalkanı olmuş ve pagan toplulukların saldırılarından ve baskılarından korunmuşlardır. Burada güçlendirdikleri dini inançları ve vadi içerisine oydukları gerek evleri gerekse mabetleri ile önemli bir kültürel miras bırakmışlardır. Böyle bir yerde bulunan Yılanlı Kilise’ye bu adın verilmesinin nedeni halk arasında anlatılan bir rivayete dayanmaktadır. Bu rivayete göre ilk inşasında sonra normal bir şekilde kullanılan kilise bir gün yılanların istilasına uğrar ve kullanılamaz hale gelir. Yılanların istilasından sonra ise kilise olmaktan ziyade bir işkence yerine dönüşür zira suç işleyen kişiler bu kiliseye kapatılırlar. Anlatıya göre buraya atılan cezalıların yılanlar tarafından nasıl bir suç işledilerse o uzuvlarından ısırıldıklarını görürler.

Yılanlar

Semavi dinler içerisinde yılan motifinin en önemli olduğu yer Adem ile Havva’dan sonra Hz. Musa kıssasındadır. Hz. Musa’nın firavunla olan mücadelesinde kullandığı mucizelerden olan asa mucizesi yılan motifi için önemli bir örnektir. Firavun’un karşısına çıkan Musa, Firavuna meydan okuduğunda mucizeler ile Firavunu imana getirmek istese de Firavun bunların büyü olduğunu iddia eder ve büyücülerini çağırır. Gelen büyücüler asalarını atar ve yılan haline getirirler. Musa da asasını atar ve herkes diğer yılanları yuttuğunu görürler. Bunun üzerine büyücüler iman etse de Firavun yine iman etmez.

Daha pek çok kültür ve inançta yılan önemli bir figürdür. Dünden bu güne manaları sürekli değişse de insanoğlu için her zaman ürperti veren bir canlı olmaya devam edecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

8 + 15 =