Yazının Doğuşu, Gelişimi ve Alfabeye Geçiş

İlk Yazı Çeşitleri ve Gelişimi

M.Ö. 3000 yıldan başlayarak Orta Doğu’daki bütün kültürler yazı sistemi icat etmiş ya da bir başkasından alarak kullanmıştır. Bu yazılardan Antik Çağ dünyasında en yaygın olan ve bugün en iyi bilinen sistemler eski Mısır’daki hiyeroglif yazı ile Sümerler tarafından geliştirilen Mezopotamya halklarına özgü çivi yazısıdır. Mısır yazısının kullanımı, Nil Vadisi’nin Sudan’a kadar olan bölümü, Filistin-Fenike kıyıları ve Sina Yarımadasıyla sınırlı kalmıştır. Oysa çivi yazısı ve bu sistemle yazıya geçirilmiş olan Sami (Asur-Babil) dili, yakın bir süre boyunca tarihteki ilk uluslararası iletişim aracı olmuştur.

Hiyeroglif
Mısır Kom Ombo Tapınağı: Hiyeroglif

Elamlılar (İran’ın güneybatısı), Hititler (Anadolu), Hurriler (Kuzey Suriye) ve Kenanlılar (Filistin ve Finike’de) diplomatik ve ticari yazışmalarının yanı sıra edebiyat ve dil metinlerinde de Mezopotamya dilini ve yazısını kullandılar. Mısır’da yeni Krallık döneminde firavunların diplomatik yazışmalarını çivi yazısında ustalaşmış katipler yürütürdü. Aynı dönemde başka yazı sistemleri de ortaya çıktı fakat bu yazıların yayılmaları sınırlı kaldı. Hititler Mısır’dakinden daha farklı bir hiyeroglif kullanıyorlardı. Girit’e gelince başlangıçta bir hiyeroglif sistemi kullanıldı, daha sonra Mykenai Uygarlığına da miras kalacak olan yaklaşık 80 işaretli çizgisel bir yazı sistemi (Lineer B) icat edildi.

Linear B
Pylos, Yunanistan, MÖ 13. yy. (Linear B)
Linear B
MÖ 1400, Minos Sarayı, Knossos, Girit. (Linear B)

I. binyılda alfabenin ortaya çıkışı, yazı tarihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. Mısırlılar, yüzyıllardan beri sistemin içinde sessiz harfleri yazıya geçirebiliyorlardı. M.Ö XIV. yüzyılda Ugaritliler, 27 sessiz ve 3 sesliden oluşan alfabelerini yazıya geçirmek için sadece 30 işaretlik basir bir çivi yazısı kullandılar. Fakat bunların hiçbiri yaygınlaşmadı. Alfabeye dayalı yazı sistemi ancak XI. Yüzyıldan sonra, Fenike kıyılarından başlayarak genelleşti. Bu önemli yenilik, toplumsal yapıdaki bir değişikliği de beraberinde getirdi. Saray ve tapınak okullarında uzun bir eğitimden geçerek yetişen katiplerin rolleri ve önemleri artık azalmaya başlamıştı.

Çivi Yazısı
Erech (Uruk), Mezopotamya, Sümer çivi yazısı tableti, 
M.Ö. 3100-2900 

Hiyeroglif’ten Demotike’ye

M.Ö. 3000 yıllına yaklaşırken Mısır’da 3000 yıl boyunca kullanılacak olan ve hiyeroglif işaretlerine dayanan yazı sisteminin temelleri atılmıştı. Çeşitli hayvanlar, göz, güneş, aletler gibi çoğu kolayca tanınabilen 700 kadar işaret vardı. Bu yazı başlangıçta resim çizimine dayanıyordu. Çizilen resim bir nesneyi veya eylemi temsil ediyordu. Ancak başından beri, her bir işaretin bir sesi temsil ettiği ses çizimlerini göstermekteydi. Ördek çizimi hayvanın kendisini temsil ediyordu ama ördeğe sa dendiğinden, aynı işaret “oğul” anlamına gelen sa sesini de çağrıştırabilirdi. Yazıcı okuyanın karışıklığa düşmesini önlemek için metni ek işaretlerle doldurması gerekiyordu. İşaretin kullanımının ideogram (sözcüğün anlamı az çok temsil eden işaret-nesne) veya fonogram (ses işaretleri) olarak taşlar üzerine kazandığını belirten uyarılar ve hece değerini gösteren ses ekleri bulunurdu.

Mantığı ne olursa olsun bu yazının öğrenilip okunması zordu ve hızlı yazmaya da elverişli değildi. Taşlar üzerine kazınan veya lahitler ve mezarların üzerine resmedilen metinlerde kullanılan hiyeroglife paralel olarak İşlek bir yazı daha gelişmişti. Mürekkebe batırılan ezik uçlu bir kamış yardımıyla papirüs üzerine çizilen hiyeratik-hiyeroglif yazısı, hiyeroglif işaretlerinin basitleştirilip üsluplaştırılmasıyla oluşturulmuştu. Birleştirme işaretleri ve kısaltmalarıyla gündelik yaşamın gereklerine hizmet ediyor; adli, idari ve özel yazışmalarda, döküm ve sayımlarda ayrıca edebi, dinsel ve bilimsel metinlerde kullanılıyordu.

M.Ö. 700’e doğru daha da basitleştirilmiş yeni bir işlek yazı hiyeroglif yazının yerini aldı. Yunanlılar buna demotike yani halk yazısı adını verdiler. Çünkü yaygın biçimde kullanılıyor ve konuşma dilindeki yeni biçimleri yazıya geçirme olanağı sağlıyordu. Papirüs veya ostrakon (çömlek kırıkları) üzerine uygulanan demotike yazısı, 1000 yıldan fazla bir zaman anıtların üzerine kazınan ve hiyeroglif kullanılan metinlerle, papirüs üzerine yazılan ve hiyeratik-hiyeroglif yazısının kullanıldığı metinler dışında her alanda yeterli oldu.

Çivi Yazısı Sistemi

Eski Mezopotamya’da ilk yazı işaretleri mal sayımı, tayin ve erzak dağıtımı gibi çok somut ihtiyaçlara cevap vermek üzere ortaya çıktı. En eski yazılı kayıtlar Sümer dili, Uruk’tan (Erech) piktografik tabletlerdir. Açıkça nesnelerin çizimleriyle tanımlanan, sayı ve kişisel isimlerle birlikte madenlerin listeleri veya defterleri bulunurdu. Bütün yazı sistemlerinde olduğu gibi önce Bir nesneyi veya bir eylemi temsil eden kalıplaşmış resimler biçimindeki harfler belirdi. Ancak sadece somut nesnelerin temel fikirleri ifade edilebildi. Sayısal kavramlar, konturların veya dairelerin tekrar tekrar kullanılmasıyla oluşturuldu.

Sümer uygarlığı birkaç yüzyılda basit resim çizimlerinden, bir fikrin ve bir sesin anlatımına geçmeyi başardı. Mesela başlangıçta oku gösteren işaret (Sümercede ‘ti’) ti’nin ses değerini ve soyut bir şey olan “hayat” anlamını alırken, yazımı da üsluplaşıp genişleyerek ilk baştaki resimden iyice uzaklaşmış oldu. Ayrıca saf sözcük yazmaktan kısmi bir geçiş de meydana geldi. Fonetik komut dosyaları temellendi. Örneğin, bir elin resmi sadece Sümerce šu (“el”) için değil, aynı zamanda gerekli herhangi bir bağlamda fonetik hece šu için de ortaya çıktı. Sümerler böylece M.Ö. 2600 yılına varıldığında 150’si hece ses değeri taşıyan, diğerleri ise ideogram (nesne işareti) veya logogram (somut ve somut bir gerçekliği temsil eden işaret) işlevlerini koruyan yaklaşık 600 işaretten yararlanmaktaydı.

Mezopotamya’ya milattan önce 2300’den itibaren yerleşen Sami Akkadlar, bu yazıyı benimsediler. Fakat Sümer yazısı temelde tek heceli bir dil göre tasarlandığından ilk olarak Akkadlar kendi dillerindeki sözcükleri her işaret (Sümerlerden alınan) bir heceyi gösterecek biçimde bölmek zorunda kaldılar. Ti işareti, hece değeri dışında hala “hayat” demekti, fakat bu soyut gerçeklik artık ti (Sümerce) yerine balatu (Akkadca) olarak telaffuz ediliyordu.

M.Ö. 1800’e doğru Babil Kralı Hammurabi zamanında Mezopotamya dünyasında konuşulan Akkad dili çok geçmeden kuzeyde Asur ve güneyde Babil dilleri olarak ortaya çıktı. Yazıcılar bu dili yazıya dökmek için, daha sonra güneşte veya fırında kurutacak oldukları ıslak kil tabletlere çiviyazısıyla (çivi biçiminde) işaretleri kazıyordu. Her işaretin (toplam 500’den fazla işarete rastlanmıştır) bir veya daha fazla hece değeri ve genellikle bir veya daha fazla anlam değeri vardı. Dolayısıyla yazan ve okuyan herkes, binlerce olası anlamı tarayıp içlerinden birini seçmek zorundaydı. Bunu da ancak meslekten olan kişiler yani yazıcılar yapabiliyordu. Böylece yazıcılar toplumda giderek artan bir etkiye sahip oldular.

Alfabe

Alfabe yazısı, insanlarla ürünlerin, fikirlerle düşünsel yeniliklerin daima iç içe girdiği Akdeniz çevresinde ve Kenan (Fenike ve Filistin) ülkelerinde ortaya çıktı.

Alfabe oluşturma yönünde birçok girişim olmuştu hiyeroglif işaretlerini temel alan, yaklaşık 30 işaretlik basit bir yazı kullanan (M.Ö. 1800’e doğru), muhtemelen Asya kökenli Sinalı madencilerin girişimi bunlardan biridir. Mısır’la Kenan dünyasının kaynaştığı, Biblos’ta, hiyerogliften yola çıkılarak benzer şekilde hece değerine veya sessiz harflere dayanan 75 İşaretli bir sistem oluşturuldu. Asıl yeniliği ise Ugarit yazıcıları yarattı. Mezopotamya işaretleri gibi kile kazanan çivi

yazısı görüntüsündeki karakterler aslında daha o zamandan gelecekteki alfabe sisteminde yerini alan 30 harften oluşuyordu. Ugarit yani Kenan dünyasının dini edebiyat metinleri, bu yazıyla bize ulaşmıştır.

Ugarit alfabesi Sadece bu siteyle sınırlı kalırken eski olarak adlandırılan Sami alfabesi bugün kullandığımız alfabe sistemlerinin kökenini oluşturdu. İlk kez XI. yüzyılda, Biblos Kralı Ahiram’ın lahti üzerine kazılı metinde ortaya çıktı. Yalnızca sesli harf değerindeki 22 işaretten meydana geliyordu. Bu sistemi sırasıyla Aramlar, İbraniler ve Fenikeliler tarafından kullanıldı. Tüccar ve denizci olan Fenikeliler seferleri sırasında bu sistemi özellikle batıya Kıbrıs ve Ege’ye taşıdılar. Bu sistemden esinlenerek yola çıkan Yunanlılar kendi alfabelerini yarattılar. Dünyada sessiz ve sesli harflerin yazıya dökülmesine dayalı ilk gerçek alfabeyi kullananlar M.Ö. XI. yüzyılda Yunanlılardır. Etrüskler tarafından yeniden ele alınan ve daha sonra Latin halklarına aktarılan bu alfabe tüm Akdeniz dünyasında kullanıldı.


Kaynakça

Thema Larousse. 1. cilt. “Yazının Doğuşu” maddesi.