Yaşar Kemal

Hayatı

Romancı. 1923 [nüfus kay­dında 1926], Hemite (Gökçedam) köyü / Osmaniye doğumlu. Asıl adı Kemal Sadık Göğceli’dir. İlk kitabı “Ağıtlar”ı (1943) asıl adıy­la yayımlanmıştı. Ayrıca Alageyik, Yusuf Karataylı takma adlarını da kullandı. Doğduğu köyde, 1895’te oraya yerleştirilmiş olan Türkmenler yaşıyordu. Yaşar Kemal’in ailesi bu köye 1915’te yerleşti. Üç buçuk yaşındayken bir kaza sonucunda sağ gözünü kaybetti. Beş yaşındayken, babası oğulluğu tarafın­dan camide öldürüldü. Bu olay üzerine kekeme oldu ve kekemeliği on iki yaşına kadar sürdü. Ancak ailenin biricik çocuğu olarak, Çukurova’nın doğal ortamında zengin bir çocuk­luk ve ilk gençlik dönemi geçirdi. Karacaoğlan ile Kozanoğlu başkaldırısının (1865) şiirini söyleyen Dadaloğlu kültürü ile do­nandı. Edindiği bu zengin yaşam deneyimi ve halk kültürünü sonraki yıllarda romanlarında anlata anlata bitiremedi.

Yaşar Kemal, Kadirli Cumhuriyet İlkokulunu (1938) bitirdi. Adana I. Ortaokulunun son sınıfından ayrıldı (1941). Adana ve yöresinde ırgatlık, su bekçiliği, kâtiplik, inşaat denetçiliği, arzuhal­cilik, kunduracı çıraklığı, vekil öğ­retmenlik gibi kırk kadar işte çalıştı.

Yaşar Kemal, İspanyol göç­meni ve Abdülhamid’in başhekimi Jak Mandil Paşa’nın torunu olan Tilda Hanım’la evlenmişti. Yakla­şık elli yıl süren bu evlilikten Raşit Gökçeli adında bir oğlu dünyaya geldi. Tilda Hanım’ın ölümünden dokuz ay sonra da Ayşe Seniha Baban ile (11 Ağustos 2001) evlendi.

Gençlik yılları polis ve jandar­ma baskıları altında geçen Yaşar Kemal, Komünist Partisi kurucusu olduğu gerekçesiyle 1950 yılında tutuklandı, yargılandı (Nisan-Mayıs 1950), bir süre sonra serbest bırakıldı. 1967-69 yıllarında Ant dergisindeki yazılarından dolayı kovuşturmaya uğradı ve yargı­landı. “Kanlı İktidarın Ortakları” ve “Camiler Kışla Oldu” başlıklı yazıları nedeniyle Ağırceza Mah­kemesinde beş yıl yargılandıktan sonra aklandı. 12 Mart 1971 Muhtırasının ardından adı arananlar listesine dahil edildiğinden gidip teslim oldu ve sorgusuz sualsiz bir ay hapis yattı. Bundan birkaç gün sonra, yabancı dil bilmediği halde Marksizmin Temel Kitabı’nın çevir­meni olarak yargılanarak on sekiz ay hapse mahküm edildi, bu karar Yargıtay tarafından bozuldu. Yirmi dört yazarın yazılarından oluşan Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye adlı kitaptaki iki yazısından biri olan “Zulmün Artsın” nedeniyle kitap toplatıldı ve diğer yazarlarla birlikte Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 12 Temmuz 1995’te yargılanmaya başlandı ve birkaç gün sonra aklandı.

“Türkiye’nin Üzerindeki Kara Gökyüzü” yazısı nedeniyle 7 Mart 1996’da yargılandı ve ilk mahke­mede savcının beraat istemesine karşın, mahkeme bir yıl sekiz ay hapis ve para cezası verdi. Ancak karara rağmen bu ceza sonradan ertelendi. Yaşar Kemal, Türkiye İşçi Partisi (TİP)’nin kuruluşundan kapanışına kadar faaliyet gösterdi. 14 Ocak 2015 tarihinde, solunum güçlüğü ve kalp ritmi bozukluğu sebebiyle İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi yoğun bakım kaldırılır. 28 Şubat 2015 yılında bulunduğu hastanede vefat eder.

Sanat Hayatı ve Edebi Kişiliği

Çocukluk yıllarında Karacaoğlan şiiri bilmeyenlerin ayıplandığı Çukurova’da, yöredeki halk şairlerini, destancıları dinleye dinleye büyüdü. Altı yedi yaşlarındayken o da şiirler söylemeye başladı. Ön­celeri yalnız çocuklar dinliyordu onu, sonra büyükler de dinlemeye başladı. Annesi halk şairi olmasını istemiyordu. Ancak, ailesi daha Çukurova’ya göçmeden, ünlü Kürt halk şairi Abdale Zeyniki’nin evlerine konuk olması aile tara­fından övünülerek anlatılıyordu. Yaşar Kemal de, evin içindeki Abdale Zeyniki ve çevredeki halk şairlerinden etkilenerek şiir söyle­meye başlamış ve sürdürmüştü. Böylece adı Aşık Kemal’e çıktı. Onun da Karacaoğlan gibi bir aşık olacağından hiç kimsenin kuşkusu kalmamıştı. İlkokulu bitirince önün­de iki seçenek vardı: Ya Adana’da ortaokula başlayacak ya da yöre­deki diğer halk şairleri gibi dağların yolunu tutacaktı. Kararını ortaokula başlamak yönünde verdi. Kısa bir süre halk şairlerinin yolunda şiirler yazdıktan sonra bundan vazgeçip dönemin çağdaş şairlerinin yolun­da gitmeye karar verdi.

Yaşar Kemal, 1939-43 yılla­rında halkın ağzından ağıtlar ve diğer türlerde folklor derlemeleri yapmaya başladı. Bu dönemde, gittiği yerlerde denkbejler (halk hikâyeleri anlatıcısı) gibi, Köroğlu kollarını anlatmakla işe başlıyordu. Sonra da özellikle kadınlara ağıt­lar ve hikâyeler söyleterek onları derliyordu. Edebiyat hayatı Adana Halkevinin dergisi olan ‘Görüşler’de (1939) çıkan bir şiiriyle başladı. Uzun süre uğraştığı folklor derleme çalışmaları da aynı dergide yayımlandı. Şiirlerini Ülkü, Kovan, Millet, Başpınar dergilerinde (1942-43) asıl adıyla yayımladı. İlk hikâyesi yirmi üç yaşında yazdığı Pis Hikâye (1946)’dir. O yıllarda as­kerlik görevini yaptığı Kayseri’de, modern dünya edebiyatının baş­yapıtlarını okuma imkânı buldu. Askerlikten sonra gittiği İstanbul’da bir Fransız gaz şirketinde bir yıl kontrol memurluğu yaptı.

1948’de Kadirli’ye döndü ve pirinç tarlala­rında su bekçisi olarak çalıştı. O sıralarda aldığı daktilo ile “Bebek” hikâyesini, ardından “Dükkâncı”yı yazdı. 1950’de kasabalıları tarafın­dan Rusya adına casusluk yaptığı ihbar edilerek tutuklanıp yargılandı ve Kozan’da bir süre hapis yattı. Çıktıktan sonra folklor çalışmaları yaptı ve 1951’de Höyükteki Nar Ağacı romanını yazdı. Aynı yıl ye­niden İstanbul’a gitti ve Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Yaygın olarak bu gazetede çıkan röportajlarıyla tanınmaya başladı. Arkadaşlarıyla birlikte haftalık Ant (1967-71) dergi­sinin kurucuları arasında yer aldı.

Giderek hikâye ve romana yöneldi. 1950’de, seçici kuru­lunda Yakup Kadri’nin, Ataç’ın, Tanpınar’ın, Reşat Nuri’nin, Suut Kemal Yetkin’in de olduğu Varlık Roman Armağanını İnce Memed (ilk basımı 1969)’le kazandı. Yirmi üç dile çevrilen ve yayımlanan ilk romanı İnce Memed’in kazandı­ğı başarıyla dünyaca tanınan bir yazar oldu. Sonradan bu romanın ikinci, üçüncü (1984) ve dördüncü (1987) ciltlerini de yazdı. 1983 yılında on sekizinci basımına ulaşan bu romanı aynı yıl İngiltere’de Pe­ter Ustinov tarafından filme alın­dı.

Yaşar Kemal’in Ortadirek romanında olduğu gibi, neredeyse bütün romanlarında insanlığın direnci vardır. Yer Demir Gök Bakır ile “Ölmezotu”nda bir insanın, bir toplumun gerçekler karşısında sıkı­şığı zaman kendisine sığınacak bir mit dünyası, bir düş dünyası yarat­masının ve ona sığınmasının öyküsü anlatılır. Özet olarak, Yaşar Kemal hemen hemen tüm romanlarında, kendi söyleyişiyle, “İnsanoğlu ne kadar düşte yaşar, ne kadar için­de bulunduğumuz maddi gerçekler içinde yaşar?” sorusunun cevabını arar ve her ikisinin de iç içe olduğu kanısına varır. Ağrıdağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi, hatta Akçasazın Ağaları’nda; insanoğlunun bu düş, mit, masal, yani yarattığı ikinci bir dünyada yaşayışının sınırsızlığını, içiçeliğini vermek ister: “Ben kendimi azıcık bir yazar sa­yıyorsam, insan gerçeğine bilinçli olarak miti, düşü getirdiğimdendir. İnsanlar, sıkıştıkça kendilerine bir düş, bir mit dünyası yaratıp oraya sığınırlar. İnsan nereden gelip ne­reye gittiğini buluncaya, doyumsuzluğunu altedinceye kadar mit ve düşe sığınma sürecektir. Ondan sonra gene sürecektir. Çünkü in­san yaşama sevincine, tükenip bat­sa bile, dünyanın güzelliğine doyamıyorki”( Alpay Kabacalı / A’dan Z’ye Yaşar Kemal, 2004). Ancak bunu yaparken, hiçbir zaman ha­yatın gerçekliğinden kopmadı. Sonuncusu 2002’de yayımlanan roman üçlemesi Bir Ada Hikâyesi (Fırat Suyu Kan Akıyor Baksa­na, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları)’ne kadar hayatın ger­çeklerinden ve doğa tutkusundan kopmadı. “Benim romanlarıma, hikâyelerime bakarsanız, ağırlığı olan iki insan tipi vardır. Biri çocuk­lar, biri yaşlılar. Ben çocukları çok severim. Onları anlamaya çalışırım sevmekten daha çok. () Çocuk gibi bakmam, ayrı bir insan türü gibi bakmam. Niye böyle? İnan­madım hiçbir zaman çocukların, in­sanların çocuklara davrandığı gibi çocuk olduklarına.” demektedir.

Eserleri

Derleme

Ağıtlar I (Kemal Sadık Göğçeli adıyla, 1943), Gök­yüzü Mavi Kaldı (halk edebiyatından seçmeler, Sabahattin Eyuboğlu ile, 1978), Ağıtlar (1992).

Hikaye

Sarı Sıcak (1952), Teneke (uzun hikâye, 1955), Bütün Hikâyeler (1962), Tanyeri Horozları (2002).

Roman

İnce Memed / (1955), Ortadirek (Dağın Öte Yüzü: 1,1960), Yer Demir Gök Bakır (Dağın Öte Yüzü: 2,1963), Üç Anadolu Efsanesi (1967), Ölmezotu (Dağın Öte Yüzü: 3,1968), İnce Memed II (1969), Ağrıdağı Ef­sanesi (1970), Binboğalar Efsanesi (1971), Çakırcalı Efe (1972), Demirciler Çarşısı Cinayeti (Akçasazın Ağaları: 1,1973), Yusufçuk Yusuf (Akçasazın Ağaları: 2,1975), Al Gözlüm Seyreyle Salih (1976), Yılanı Öldürseler (1976), Kuşlar da Gitti (1978), Deniz Küstü (1978), Yağmurcuk Kuşu (Kimsecik 1,1980), Hüyükteki Nar Ağacı (1982), İnce Memed III (1984), Kale Kapısı (Kimsecik II, 1985), İnce Memed IV (1987), Kanın Sesi (Kimsecik III, 1991), Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana-Bir Ada Hikâyesi 1 (1998), Karıncanın Su İçtiği – Bir Ada Hikâyesi 2 (2002), Tanyeri Horozları – Bir Ada Hikâyesi 3 (2002).

Röportaj

Yanan Ormanlar­da 50 Gün (1955), Çukurova Yana Yana (1955), Peri Bacaları (1957), Bu Diyar Baştan Başa (1971 ), Bir Bu­lut Kaynıyor (1974), Allah’ın Askerleri (1978), Alain Bosquet ile Konuşma­lar (çev. Aftan Gökâlp, 1992).

Deneme

Taş Çatlasa (1961), Baldaki Tuz (1974), Ağacın Çürüğü (1980), San Defterdekiler-Folklor Denemeleri (haz. Alpay Kabacalı (2002).

Çocuk Kitabı

Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca (1977).

Çeviri

Ay ışığı Kuyumcuları (A. Vidalie’den, Thilda Kemal ile, 1977).

Kaynakça

IŞIK, İhsan. “Yaşar Kemal”. Türkiye Ünlüleri. C. 4: S. 462 – 464. Ankara: Elvan Yayınları, 2013.