Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet

Yaşamımızın hemen hemen her alanında karşımıza çıkan şiddet, toplumu bütünüyle etkilemektedir. Bununla birlikte en çok risk altında olan grup maalesef kadınlardır. Kadına yönelik şiddet; fiziksel, cinsel, ekonomik, sözel ve ruhsal açıdan zarar veren ve baskılayan her türlü davranıştır. Ev içinde erkeğin eşine uyguladığı şiddet söz konusu olduğunda ”Aile içinde olur öyle şeyler.” denilirken babası, annesi, ağabeyi tarafından şiddet gören kız çocuğu için ”Anne, baba veya abi hem sever hem döver.” denilmekte ve bu nedenle sözde kutsal sayılan aile olgusu giderek yozlaşmakta ve değerini kaybetmektedir.

Ülkemizde, Şiddeti Önleme ve İzleme Merkezleri(ŞÖNİM) ve Kadın İzleme Merkezleri(KİM)’nin sayısı giderek artmakta ve bu merkezler maalesef kapasitelerinin üstünde hizmet vermektedir. Bu hizmetlerin var olması sosyal devlet anlayışımızı pekiştirmekte fakat sayılarının giderek çoğalması ise toplumun acı bir gerçeği olan şiddeti karşımıza çıkarmaktadır. Yapılan araştırmalarda kadına yönelik şiddetin çoğunlukla sosyoekonomik durumu düşük ailelerde sıklıkla yaşandığı görülmektedir.

Çorbanın tuzsuz olmasından tutun da çocuğunun derslerinden düşük not almasına, sinemaya gitmeye, sokakta gülmeye, sakız çiğnemeye kadar uzanan uçsuz bucaksız ve bir o kadar da anlamsız şiddet sebebi bulunmaktadır. Fiziksel şiddet ile birlikte kadınların en çok maruz kaldığı şiddet türü “duygusal şiddet”tir. Kadının sürekli olarak değersiz olduğunun her fırsatta ima edilmesi (sen ne anlarsın, elinden de bir iş gelebilse vb.), kadının beceriksiz olarak adlandırılması ve yaptığı işlerin beğenilmemesi, kadına hakaret içeren sözcükler kullanılması (geri zekalı, salak vb.) ve hatta aşağılayıcı lakap takılması da kadına yöneltilen başka bir şiddet türüdür. Eşi veya babası tarafından sürekli aşağılanan kadın kendini değersiz hissetmekte ve bu sebeple ya ölümü ya da hiç tanımadığı birisiyle evlenmeyi kaçış yolu olarak görmektedir.

Kadınların maruz kaldığı bir diğer şiddet türü ise gazetelerin üçüncü sayfalarında sıklıkla karşımıza çıkan “cinsel şiddet”tir. Evlilik içinde yaşanan cinsel şiddet(evlilik içi tecavüz), kadının rızası olmadan ilişkiye zorlanmasıdır fakat toplumumuzda bu olay şiddet olarak algılanmamaktadır. Çünkü bireyler kağıt üstünde evlidirler ve bu nedenle erkeğin kadın üzerinde böyle bir hakkının olduğu ve hatta kadının erkeğin isteklerini karşılamak zorunda olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte ülkemizde aile içinde yaşanan ensest de giderek ciddi bir boyut kazanmaktadır. Yapılan araştırmalarda Türkiye’de kadın sığınma evlerine ve KİM’lere başvuran kadınların büyük çoğunluğunun ensest mağduru olduğu öğrenilmekle birlikte, kadınların bu vakalar karşısında ekonomik özgürlükleri olmadığı için sustuğu bilinmektedir. Kadının boşanma isteği, kızın yakın akrabası veya tanımadığı birisi tarafından tecavüze uğraması ve hamile kalması sonucunda, sanki suçlu kadınmış gibi öldürülmekte ve buna töre cinayeti denilmektedir. Ancak ne acıdır ki aileden bu duruma ses çıkartan tek bir hemcins yoktur.

Zamanla ve toplumun gelişmesiyle birlikte insanların ihtiyaçları artmış ve kadınlar da çalışma hayatına geçiş yapmıştır. Kadınların çalışma hayatına geçmesi, kendi ekonomik özgürlüklerini kazanması ve erkeğe bağımlı olmaktan kurtulması bazı çevrelerde olumsuz karşılanmakta ve bu nedenle kadınların okumasına ve çalışmasına engel olunmaktadır. Bu engel noktasında kadınlara uygulanan şiddet türü, fiziksel ve duygusal şiddettir.

Bugün ülkemizde kadınlar hiç tanımadıkları erkekler tarafından giyim tarzları sebebiyle toplum içinde aşağılanmakta, sözlü tacize uğramakta ve hatta fiziksel şiddete maruz kalmaktadırlar. Bu konuda belki de yapılması gereken en büyük şey, yasaların caydırıcılığının yeniden sorgulanması ve düzenlenmesidir. Birkaç yıl önce ülkemizde yaşanan Özgecan Aslan cinayeti büyük ses getirdi; birçok sivil toplum örgütü ayağa kalktı, mecliste görüşmeler yapıldı, insanlar sokaklara döküldü ama sonuç maalesef pek değişmedi. Özgecan Aslan cinayeti, kadınlara yönelik şiddetin sadece medyaya yansıyan bir örneği. Peki ya bugün hala evinde eşinden şiddet gören kadından, babası annesine şiddet uyguladığı için bunu kendinde hak gören ve annesine, kız kardeşine şiddet uygulayan erkek çocuktan, çalışmasına izin verilmeyen veya eve kapatılan kadından veya okula gönderilmeyen ve bunun yerine 18 yaşına gelmeden önce kendisinden yaşça büyük -neredeyse amcası denebilecek yaşta- bir adamla evlendirilen çocuk gelinlerden haberdar mıyız?

Yazık ki bunları görüp susan anneler, ablalar, dedeler, anneanneler ve komşular var. Neden susuyorlar peki? ”Bu kadar zaman ben yaşadım şimdi kızım büyüdü, biraz da o çeksin!”diyerek fiziksel ve cinsel şiddete karşı susan anneler mi dersiniz, yoksa ”Aman bu kadının kocası belalı, onunla mı uğraşacağım.” diye susan komşular mı? Olması gereken nedir, bir vatandaş olarak neler yapabiliriz? Bunları sorgulayıp öğrenmemiz gerekir, bugün komşumuzun başına gelen şey yarın bizim de başımıza gelebilir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı olarak çalışan ALO 183 hattı aracılığıyla kimlik bilgilerimizi vermeden eşine veya çocuğuna şiddet uygulayanı ihbar edebiliriz. Bununla birlikte kadın sığınma evleri, KİM’ler ve ŞÖNİM’ler var. Şiddet görmemiz durumunda bu merkezlerin hizmetlerinden faydalanabiliriz. Bu kurumlar, dışarıdan bakıldığında iyinin kötüsü gibi görünebilir ama unutmayalım ki kadının değerini ve önemini bilen, kadının kendi başına ayakta durması için ona destek veren ve onu rehabilite eden merkezlerdir.

Evet kadına şiddet ülkemizin kanayan bir yarası ama toplum geliştikçe; okuma-yazma bilen kız çocuk sayısı arttıkça, kadınlar iş hayatına girip yükseldikçe, kadına öncelikle insan olduğu için değer verildikçe, kadınların da toplumda ciddi haklara sahip oldukları bilindikçe ve bildirildikçe, yasalar insanları şiddetten caydıracak nitelikte oldukça bu yara kabuk bağlayacaktır. Şiddete uğrayan kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik özgürlüğü olmadığı için şiddete katlandığı bilinmektedir. Halbuki biz temelden kız çocuklarımızı yetiştirirken onları okumaya teşvik eder ve okumaları yönünde onları desteklersek; ekonomik bağımsızlıklarının olması gerektiğini anlatabilirsek bu sayede evlendiklerinde ola ki şiddet maruz kalırlarsa, beklemezler ve kendilerini şiddetin olduğu hayata mecbur bırakmazlar. İşte bu sebeple Türkiye’de kadına yönelik şiddeti önlemek için yapılması gereken temel şeylerden birisi de kız çocuklarının okumalarını ve toplumdaki haklarından haberdar olmalarını sağlamaktır.