Theodor Adorno

Filozof, sosyolog, müzik bilimci ve müzik eleştirmeni. Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’nün önemli bir temsilcisi.

Hayatı

Theodor Adorno, 11 Eylül 1903’te Almanya’nın Frankfurt kentinde doğdu. Babası Yahudi kökenli Oscar Alexander Wiesengrund başarılı bir tüccar, annesi İtalyan Katoliklerin soyundan gelen başarılı müzisyen olan Maria Calvelli-Adorno’dur.

Theodor Adorno çocukluğunda üst düzey eğitim gördü. Dönemin en başarılı hocalarından özel dersler aldı. 1923 yılında hayatının ilerleyen dönemlerinde başarılı çalışmalar yapacağı Max Horkheimer ve Walter Benjamin ile tanıştı. 1924’te Frankfurt Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede 1931 yılında doktorasını tamamladı.

İki yıl boyunca Frankfurt Üniversitesi’nde Felsefe dersleri verdi. Ancak Nazi rejiminin zulmünden kaçmak için önce Paris’e, sonra da İngiltere’ye göç etmek zorunda kaldı. İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde Felsefe dersleri vermeye devam etti. 1937 yılında Columbia Üniversitesi’nde kurulan Araştırma Enstitüsü’nde görev almak üzere ABD’ye gitti.

Adorno, 1950 yılında tekrar Frankfurt’a geri dönerek felsefe dersleri vermeye devam etti. 6 Ağustos 1969’da İsviçre’nin Visp kentinde vefat etti.

Dönemin en önemli entelektüellerinden biri olan Adorno, estetik ve müzik kuramları, genel kültürel eleştiri, sosyal psikoloji, edebiyat ve felsefe alanlarında çalıştı.

Frankfurt Okulu

Adorno, “Frankfurt Okulu” olarak bilinen “Sosyal Araştırma Enstitüsü”nün yöneticilerinden biridir. Bu enstitü Walter Benjamim, Max Horkheimer, Herbert Marcuse tarafından geliştirilen bir dizi felsefi-politik düşüncenin çekirdeğini oluşturdu.

Okul, ilk kurulduğu andan beri Ortodoks Marksizme eleştirel bir açıdan yaklaşmış, iktisadı temel alan geleneksel açıklama biçimlerinden vazgeçerek ideolojik ve siyasal analizlere girişmişti.

Bu düşünürlerin önerdiği “Eleştirel Teori” geleneksel teoriye karşıdır. Toplumu bir nesne olarak ele alır ve yürürlükteki toplumsal düzenden bağımsız olarak kültürel üretim fikrini reddeder. Frankfurt Okulu’nun kurucularının klasik eleştirel kuramına göre, incelenmesi gereken asıl alanlar, araçsal akıl denilen ve özel olarak modern sanayi toplumunun gelişmesi sürecinde gözlemledikleri “totaliter tahakküm biçimleri”ydi.

Araçsal akıl, dünyaya ve kuşkusuz başka insanlara, onları nasıl sömürebileceğimiz temelinde bakmakta, olgu ile değeri birbirinden ayırmakta. Değerleri, bilgi ve yaşam açısından önemsiz bir role indirmektedir. Bu düşünce tarzı sanayi toplumunun tipik bir özelliğidir ve (eleştirel kuramcılara göre) tahakküm yapılarıyla doğrudan bağlantılıdır.

Frankfurt Okulu’nun eleştirel kuramı kötümserliğiyle ün yapmıştır. Okulun başlıca argümanı, kapitalizmin kendi çelişkilerinden pek çoğunu çözmenin yollarını bulduğu ve işçi sınıfının sistemle bütünleştiği yönündedir.

Otoriteryen Kişilik

Theodor Adorno ile çalışan bir grup araştırmacının, aşırı uyumculuk, otoriteye boyun eğme, katı olma ve değersiz sayılan şeylere karşı kibirli olmayla ayırt edilen (tabii başka özelliklerin yanı sıra) bir kişilik tipini anlatmak üzere, ilk kez 1950 yılında yayınlayıp aynı adı taşıyan kitapta (Otoriter Kişilik [The Authoritarian Personality], 1950) geliştirdikleri bir terimdir.

Adorno ABD’de bulunduğu dönemde Yahudi düşmanı, etnosantrik ve faşist kişilikler konusunda kapsamlı ampirik araştırmalar yaptı. Adorno, faşizmi ve otoriter inanç sistemlerini hoş gören insanların tutumlarını ve özelliklerini açığa çıkaran çeşitli Likert tutum ölçekleri geliştirdi. 2.000’i aşkın kişiyle yapılan görüşmelerde; etnosantrizm, geleneksel değerlere katı bir bağlılık, iç-grubun ahlaki otoritesine karşı boyun eğici tutum sergileme, cezalandırmaya hazır olma, hayalcilik ve yumuşak yürekliliğe karşı olma, kaderci kuramlara inanma ve belirsizlikleri hoşgörüyle karşılamayı istememe gibi faktörler arasında yakın bir bağ bulundu. Bu otoriter tutum kümeleri sonradan, Freud’cu kuramdan yararlanılarak, aile modelleriyle ilişkilendirildi. Yoğun görüşmeler yapılması ve Tema Kavrama Testlerinin kullanılması; otoriter kişiliğin, katılığın, disiplinin, dışsal kuralların ve anne babaların taleplerini korku içinde yerine getirmenin tamamen ağırlıkta olduğu bir aile yapısıyla özdeşleştiriyordu.

Kültür Endüstrisi

Adorno tarafından yaratılan bir terim olan “Kültür Endüstrisi” onun yansımasının ana temalarından biriydi. Terim, kültürel malların sistematik ve programlı olarak sömürülmesini belirtmek için oluşturuldu. Ona göre, kültür endüstrisi beraberinde modern endüstriyel dünyanın tüm karakteristik unsurlarını oluşturuyor.

Örneğin kapitalist toplum kriterlerine göre üretilen ve tüketilen sanat eseri, mal seviyesine indirgenir, eleştiri ve yarışma potansiyelini kaybeder.

Kaynakça

Gordon Marshall. Sosyoloji Sözlüğü. ANKARA: Bilim ve Sanat yayınları, 1. Baskı. 1999