Güney Sudan’da bir çocuk…

Carter, Birleşmiş Milletlerin insani yardım gemisiyle Güney Sudan’a gitmişti. Bir köyde düzenlenen yardım kampanyası esnasında kampın bir kilometre kadar dışına çıktı ve hayatını değiştirecek olayla karşılaştı. Bir kız çocuğu kampa doğru yürüyerek gelirken yığılıp kalmıştı. Çocuğun hemen arkasındaysa kızın ölümünü bekleyen bir akbaba vardı. Carter yaklaştı ve bu kareyi ölümsüzleştirdi. Gazetede yayınlanan fotoğraf dünya basınında büyük ilgi uyandırdı. Carter bir yıl sonra dünyanın en prestijli gazetecilik ödülü olan Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü. Ancak herkesin kafasındaki soru yanıtsız kalmıştı “Kız çocuğunun akıbeti…” Çünkü Carter, fotoğrafı çektikten sonra olay yerinden çekip gitmişti. Baskılar hedefteki isim olan Carter’da ciddi psikolojik sorunlara yol açtı. 27 Temmuz 1994 yılında arabasını çocukların oynadığı alana park eden Carter, kulağına walkmanı taktı ve çalışan arabanın egzosunu içeriye vererek intihar etti. Fotoğraftan geriye; ödül, ölüm, trajedi ve utanç kaldı.


Ölümün sıradan olduğu yerler…

1 Şubat 1968’de, Güney Vietnamlı askerler tarafından eli bağlı şekilde bir Viet Cong’lu (Vietnam Ulusal Kurtuluş Cephesi) genç getirilir. Bir ulusal polis olan Nguyen Ngoc Loan, Guyen Van Lem isimli gence silah doğrultur. Olay yerinde AP muhabiri Eddie Adams ve NBC kameramanı Vo Suu bulunmaktadır. Eddie ve Vo Suu bunun normal bir sorgulama veya tutuklama olduğunu düşünürler. Ancak genç, polis tarafından kameraların önünde infaz edilir. Eddie Adams ve kameraman Vo Suu, adamın gözlerinin önünde öldürülmesinin şokunu yaşarken, uzun yıllar unutulamyacak gir görüntüyü’de ölümsüzleştirirler. Cinayeti işleyen Polis Şefi Nguyen Ngoc Loan fotoğrafın yarattığı etkiyle suikaste uğrar ve bir bacağını kaybeder. Amerikaya yerleşen ve Pizza dükkanı açan Nguyen Ngoc Loan’ın kimliği 1991 yılında ifşa olur ve hayatının geri kalanını korku ve şüphe ile geçirir. Fotoğrafı çekerek Pulitzer ödülüne layık görülen Eddie Adams bu konu ile ilgili verdiği roportajda “General, Viet Kong’luyu öldürdü, ben de kameramla generali öldürdüm.” demiştir.


Parkta oynayan çocuk ve ölüm getiren tank…

Cebaliye Mülteci Kampı’ndaki evinin bahçesinde bayram sabahı oyun oynuyordu Sameh Junaid. İsrail tankının namlusu onun gülüşünü ve mutluluğunu hedeflemişti. Top ateşlendi ve mermi onun minik bedenine isabet etti. Bu fotoğrafta, Filistinli 9 yaşındaki Ansam’ın, hayatını kaybeden küçük kardeşi Sameh Junaid’in cenazesine son bakışı yer alıyor.


60 saat süren yaşam mücadelesi…

130 yıldır hareket etmeyen yanardağ “Nevado del Ruiz” 13 Kasım 1985 yılında patladı. Armero trajedisi olarak bilinen olayda 25.000’den fazla kişi hayatını kaybetti. Ancak bu ölümlerin içinde en trajik olanı Omayra Sánchez’in ölümüydü. Belden aşağısı selin getirdiği enkazın altında kalan Omayra’yı bir gazeteci görmüş ve onu kurtarmak için yardım çağırmıştı. Ancak Omayra’nın bacaklarını kırmadan ya da profesyonel ekipmanlar olmadan onu oradan çıkarmak imkansızdı. Omayra çevresindeki gazetecilere şarkılar söylüyor, durumundan şikayet etmiyor ve kurtarılmayı bekliyordu. Röportaj dahi vermişti. Ancak zaman onun aleyhine işliyor ve vücut ısısı yavaş yavaş düşmeye başlıyordu. Durumu fark eden Omayra, “Annemi çok seviyorum. Babama ve aileme onları çok sevdiğimi söyleyin.” diyerek ölümü kabullendiğini gösteriyordu. Tüm dünyanın gözleri önünde 60 saat (nerdeyse 3 gün) boyunca yaşam mücadelesi veren Omayra belki de önemsizliğin kurbanı olmuştu.


Direnişin sembolü 16 yaşındaki çocuk…

ABD Başkanı Donald Trump, 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıklamış ve bunun üzerine İsrail, Kudüs’ü işgal etme girişiminde bulunmuştu. Batı Şeria’nın El Halil kentinde yaşanan olaylar sırasında İsrail askerleri, 16 yaşındaki Fevzi El-Junidi isimli Filistinli çocuğu, gözlerini bağlayıp gözaltına alarak götürmüştü. Bu fotoğraf tüm dünyada, Filistin direnişinin sembolü haline gelmiştir. Fotoğrafta, Junidi’yi tutuklayan 17 İsrail askeri bulunmaktadır.


3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebek…

15 Mart 2011 tarihinde başlayan Suriye Savaşı, 500 bin insanın ölümüne ve 7 milyon insanın evlerini terk etmesine neden oldu. “Filler didişir, olan çimenlere olur.” Suriye’deki güç savaşlarında da olan şey tam olarak buydu. Çünkü ölen taraf, orada yaşayan masum halktı. Suriye’deki savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan, oradan da deniz yoluyla ve botlarla Avrupa üzerinden Kanada’ya gitmeye çalışan 4 kişilik aileden geriye yalnızca 1 kişi kaldı. Abisi Galip ve annesi ile birlikte aynı faciada yaşamını Aylan bebeğin fotoğrafı, tüm dünyanın duyarsız kaldığı bu katliama dikkat çekti.


Çocuğunu son kez emziren Arakanlı anne…

2017 yılında, Arakan’da son yılların en acımasız katliamlarından biri yaşandı. Birkaç günde 3 bini aşkın Müslümanın katledildiği Arakan’da, Myanmar ordusu da bu vahşete göz yumdu. Katliamın mimarı ise eski Budist rahip ve 969 hareketinin lideri Ashin Wirathu. “Müslümanlar bir yılan!” diyen Wirathu, tek bir Müslümanın dahi hayatta kalmasının tehdit olduğunu söyleyerek, Müslümanları hedef gösterdi. Bu fotoğrafta, yapılan katliamlar sırasında hayatını kaybeden annenin, çocuğunu son kez emzirdiği görülmektedir…


Nazi Almanyası’nın öldürdüğü son Vinnitsa Yahudi’si…

Bu fotoğraf, Nazi Almanyası’nda Heinrich Himmler’in kontrolünde ve Reinhard Heydrich yönetimi altındaki Alman Ordusunun, işgal ettiği bölgeleri ev ev arayarak Yahudileri, Romanları ve Komünistleri öldüren seyyar infaz birliklerinde bulunan bir askerin özel arşivinde bulunmuştur. Fotoğrafın arkasında“Vinnitsa’nın son Yahudi’si” notu yer almaktadır. Tarihi kaynaklar, o bölgede 28 bin Yahudi’nin öldürüldüğünü söylemektedir.


11 Eylül 2001’deki saldırı sırasında binadan atlayan adam…

Amerikalı fotoğrafçı Richard Drew, Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sırasında, panik halinde binanın üst katlarından atlayan bir adamı fotoğraflamayı başardı.


Daha çok kazanmak için öldürülen masumlar…

3 Aralık 1984 günü, ABD kökenli Union Carbide firmasının, Hindistan’ın Bhopal eyaletinde böcek ilacı üretmek için kurduğu fabrikadan, yanlışlıkla 40 ton metil isosiyanat gazını dışarı atılmıştır. Bu olay, 18.000 kişinin ölümüne, 150.000’den fazla insanın zehirlenmesine neden oldu. Çevresel etkileri Çernobil faciasından bile korkunç olan bu kaza sonrasında, Bhopal eyaleti doğal afet bölgesi ilan edildi. Greenpeace’in bölgede kazadan 20 yıl sonra, 2004 yılında yaptığı ölçümlerde, toprakta normalin 6 milyon katı toksik madde bulundu. Union Carbide’ın böylesine bakımsız ve kontrolsüz bir fabrikayı ABD’de kurmasının mümkün olmadığı ve fabrikanın yetersiz teknolojiyle açılmış olduğu iddia edildi. 18.000 insanın ölümüne, 150 binden fazla insanınsa ömürlerinin geri kalan kısmını sakat ve hasta geçirmesine yol açan facia sonrasında, Union Carbide firması bir “ticari sır” olduğu gerekçesiyle toksik maddenin adını bile açıklamaktan kaçındı. Bu durum, zehirlenenlere bir tanı konmasını imkânsız kılarken, hastanelerde ölümlerin artmasına yol açtı. Birkaç yıl sonra açılan davada Union Carbide firması, mağdurlara ve yakınlarına 470 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı. Ancak Hindistan Devleti’ne ödenen paranın çok azı gerçek mağdurlara dağıtılabildi. Bu miktar hayatta kalanlar tarafından paylaşıldığında, kişi başına 500 dolar civarı para düştü. Union Carbide firmasını satın alan ve burada üretime devam eden Dow Chemical Company ise kazazedelerle iletişime girmeyi bile reddetmektedir.


Galeri için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 − six =