Süleyman Nazif

Hayatı

Şair ve yazar, devlet adamı (D. 29 Ocak 1870, Diyarbakır – Ö. 4 Ocak 1927, İstanbul). Tarihçi, mutasarrıf ve divan tarzında şiirleri ve Mizânü’l-Edeb adlı bir de retorik kitabı bulunan Muhammed Sait Paşanın oğludur. Ailesiyle birlikte, dört yaşında iken Harput’a, iki yıl sonra Maraş’a giden Süleyman Nazif, Maraş’ta ilköğrenimine başladı. Bir yıl sonra Diyarbakır’a döndüler. Bir süre burada rüştiyeye devam etti. Sonra Mardin’e taşındılar. Orada özel öğrenim görerek yetişti; Arapça, Farsça ve Fransızca öğrendi. Ayrıca edebiyat, sarf ve nahiv, tarih, mantık dersleri de aldı. Evlerindeki ilmi ve edebi toplantılar, düzenli öğrenim görmeyen Süleyman Nazif’in yetişmesine olumlu bir etkide bulundu. Babasının ölümünden sonra Muş Reji Müdürlüğünde, Mardin’de ve Diyarbakır’da il meclisinde katip olarak çalıştı. Vilayet matbaası müdürlüğü ve vilayet gazetesi baş yazarlığı görevlerinde bulundu. Bu arada kısa süren bir evlilik yaptı.

1895’te Diyarbakır’da ortaya çıkan Ermeni meselesi üzerine oluşturulan bir heyete katıldı. Olayları incelemek için Diyarbakır’a gelen Abdullah Paşa, rapor hazırlarken Süleyman Nazif’in edebi kabiliyetini keşfetti ve onu beraberinde katip olarak Musul’a götürdü. Nazif, kısa bir süre sonra Diyarbakır’a döndü, buradaki vazifesinden istifa ederek 1896 tarihinde İstanbul’a geldi.

Edebi Kişiliği

Döneminde yaşayan birçok aydın gibi Paris’e gitti (1897). Paris’te Ahmet Rıza’nın Meşveret gazetesinde yönetime karşı yazılar yazdı. Orada, Catulle Mendes ve Hanri Barbus’la tanıştı. Aynı yıl içinde İstanbul’a döndüğünde vilayet mektupçusu görevi verilerek Bursa’da zorunlu oturmaya tabi tutuldu (1897-08). Bu yıllarda Servet-i Fünun dergisine dedesinin adı olan İbrahim Cehdi imzasıyla yazılar gönderdi. Meşrutiyet’in ilanı üzerine İstanbul’a gelerek Ebüzziya Tevfik ile Tasvir-i Efkar gazetesini çıkardı (1908), gazetede hükümeti şiddetle eleştiren yazılarından dolayı İstanbul’dan uzaklaştırılmak amacıyla Basra (1909), Kastamonu (1910), Trabzon (1911), Musul (1913) ve Bağdat (1914) valiliklerine atandı. 1915 yılında devlet memurluğundan ayrılarak tüm zamanını yazarlığa ayırdı.

1912’de Trabzon valiliğinden azledildiği sırada İstanbul’da Hak gazetesinde yazıları yayımlandı Mütareke döneminde İstanbul’da 1918’de Hadisat gazetesini çıkarmaya başladı. Bu gazetenin ömrü de Nazif’in yazıları nedeniyle uzun sürmedi. İstanbul’un İtilaf devletlerince işgalinin (23 Kasım 1918) ertesi günü Hadisat gazetesinde yayımladığı Kara Bir Gün adlı yazısıyla işgali korkusuzca protesto eden ilk aydınımız oldu. Sansür dairesindeki Yüzbaşı Aziz Hüdai Bey tarafından sansürden kaçırılarak yayımlanan bu yazı çok ilgi gördü, iki saatte gazetenin tamamı satıldı. İki ay sonra (23 Ocak 1919) üniversite konferans salonunda düzenlenen Pierre Loti’yi anma toplantısında yaptığı konuşmada işgal kuvvetlerine karşı sert bir dil kullanmaktan çekinmedi. İşgal yıllarında Ermeni meselesiyle ilgili makaleler de yazdı. Bütün bu yazılarında işgal kuvvetlerine sert bir dille çattı, Avrupalıların Haçlı zihniyetinde olan tutumlarını eleştirdi. Bu yazıları ve konuşmayı hazmedemeyen İngiliz işgal kuvvetleri komutanlarınca Malta adasına sürülerek orada yirmi ay kaldı. Dönüşünde Peyam-ı Sabah, Son Telgraf, Yeni Ses gazeteleri, Resimli Gazete, Yarın, Mahfil, Asri Türkiye, Servet-i Fünun dergilerinde bir süre daha yazarlığını sürdürdü. Zatürreden öldüğünde yeleğinin cebinde üç nikel kuruşu vardı, cenazesi Türk Tayyare Cemiyeti tarafından kaldırıldı. Edirnekapı Mezarlığına gömülüdür.

Servet-i Fünun’da İbrahim Cehdi takma adı ile yayımladığı ilk şiirlerinde Namık Kemal’in etkisinde görülen Süleyman Nazif, yazılarında Arapça ve Farsça kelimelere biraz fazla yer vermiş olmasına rağmen döneminin birçok edebiyatçısı tarafından (Ahmed Haşim, Mehmet Akif Ersoy vd.) nesirde büyük bir üslupçu kabul edildi, hatta düzyazıları şiirlerinden üstün tutuldu. Nazif, Ziya Gökalp’in Türkçülük anlayışını eleştirdi. Uzun boylu, geniş omuzlu, esmer ve yağız çehreli, siyah sakallı, vakarlı ve heybetli bir insan olan Nazif, vatanperver ve korkusuz bir şahsiyet idi. Halit Fahri Ozansoy, onun 1925’teki Şapka Kanunu’ndan sonra “yıldırımlı ve şimşekli fikirlerle dolu başının üstüne inadına dar gelen” siyah bir melon şapka oturttuğunu yazar.

Şiirleri üç dönemde incelenebilir: 1892-97 arası olan Servet-i Fünun öncesi ilk döneminde Namık Kemal etkisinin yoğun hissedildiği vatan temasını işleyen hürriyetçi şiirler yazdı. Bunları Gizli Figanlar’da topladı. 1898-08 yılları arası, Servet-i Fünun topluluğuna girdikten sonraki dönemde Servet-i Fünun’un estetik ölçülerini benimsedi, konuları bireyselleşti. Fakat gene de Türk toplumunun aksayan taraflarına kayıtsız kalamadı. 1908’den sonraki döneminde, bireysel acıları işlemekle birlikte milli duyguya daha fazla yer verdi. Onun şiirlerinde vatan, her şeyden önce bir coğrafi değer taşıdı, vatan bir mekandır. Ondaki bu mekan duygusu, toprağı yakından tanımasından ileri gelir. Az da olsa tabiat ve aşk şiirleri de kaleme aldı. Şiirde aruz veznini kullandı. Hece vezniyle Cenk Türküsü adlı bir şiir yazdı.

Düzyazısında “hadid ve şedid bir mizaca sahip”tir. Hitabet, mektup, inceleme, konferans ve makale türü yazılarının konuları sanat ve edebiyatla; dil hakkında; Osmanlıcılık ve Türkçülükle ilgili olanlar ve Avrupa ile ilgili yazılar olmak üzere tasnif edilebilir. Üslup sahibi olan Süleyman Nazif, son devir Osmanlıcasının en mükemmel ve ahenkli örneklerini verdi. Dile hakimdir. Cümleleri ve kompozisyonu sağlamdır. Heceyi beğenmedi ve sonuna kadar sadeleşme hareketine muhalif kaldı. Türkçülerle şiddetli polemiklere girdi.

Eserleri

Şiir

Gizli Figanlar (1906), Firak-ı Irak (Irak’tan ayrılış, şiir ve düzyazı, 1918), Malta Geceleri (şiir-nesir, 1924).

Deneme-Makale

Bahriyelilere Mektup (1897), Namık Kemal (1897), El-Cezire Mektupları (beş mektup, 1897), Mâlumu İlâm (1897; 2. bas. Abdulahrar Tahir adıyla 1908), Boş Herif (Şerif Paşa hakkında, imzasız 1910), Süleyman Paşa (1910), İki İttifakın Tarihçesi (1912), Batarya ile Ateş (makale-mektup, 1916), Âsitân-ı Tarihte (1919), Hitabe (Pierre Loti’yi anma günündeki konuşması, 1920), Namık Kemal (konferansı metni, 1922), Tarihin Yılan Hikayesi (makaleleri, Padişah Vahdettin hakkında, 1922), Lütfü Fikri Bey’e Cevap (1922), Çal Çoban Çal (makaleler, 1923), Hazreti İsa’ya Açık Mektup (1924), Çalınmış Ülke (padişahlar hakkında, 1924), Âbide-i Şühedâ (1925), İmana Tasallut – Şapka Meselesi (İskilipli Atıf Efendiye cevap, 1925), Kafir Hakikat (Rif mücahidi Abdülkerim hakkında, 1926), Yıkılan Müessese (Osmanlı’nın son dönemi hakkında, 1927).

Biyografiİnceleme

Mehmet Akif (1919), Nasırüddin Şah ve Babiler (1923), Külliyat-ı Ziya Paşa (1925), İki Dost (Ziya Paşa ve Namık Kemal, 1925), Fuzuli (Abdülhak Hamid’in önsözü ile, 1926).

Çeviri

Viktor Hugo’nun Bir Mektubu (1908), Lübnan Kasrının Sahibesi (Pierre Benoşt’den, 1926).


Kaynakça

IŞIK, İhsan. “Süleyman Nazif”. Türkiye Ünlüleri. C. 4: S. 400. Ankara: Elvan Yayınları, 2013.