Şizofreni ve Toplumun Gözündeki Yeri

“Kafamdaki sesler durulmuyor. Sürekli olarak ne yapmam gerektiğini bana söyleyip duruyorlar. Bazen tek bir kişinin sesi oluyor, bazen ise birkaç kişinin benim hakkımda konuşup gülüştüğü sesler oluyor. “Evden kaç, sokaktan geçenlere bağır, sen bir hiçsin, öl daha iyi. Yaşamanın bir anlamı yok zaten. Bak, sana verdikleri yemeğe ilaç koydular, seni zehirleyecekler, senden kurtulacaklar.” diyen seslere karşı koymak çok güç. Tüm bunlardan kurtulmak istiyorum. Uyuyamıyorum. Televizyon izlemek istemiyorum. Özellikle canlı yayın olduğunda televizyonu kapatıyorum çünkü bana mesaj gönderip benimle iletişime geçiyorlar. Çok huzursuzum. Kimseyi görmek istemiyorum. Dışarı çıktığımda birileri beni takip ediyormuş gibi geliyor. En güvende hissettiğim yer evim. Orada bile sürekli bir endişe ve korku içerisindeyim. Sanki bu dünyada bir tek ben kalmışım ve herkes bana karşıymış gibi…”

Mesleki hayatım süresince edindiğim deneyimlerden esinlenerek derlediğim, şizofreni tanısı almış bir bireyin iç dünyasını örnek olarak sunmak istedim sizlere. Medyada sıklıkla canavarlaştırılarak sunulan şizofreni gerçeğinin ardındaki çaresizliği hissetmenin onları anlamaya çalışma yolunda oldukça önemli bir adım olduğu görüşündeyim. Şizofreni tanısı alanların oldukça tehlikeli olduklarına dair önyargı çok yaygın olmakla birlikte gerçeği yansıtmamaktadır. Şiddet davranışı ile şizofreni arasındaki ilişkiyi ele alan birçok araştırma bulunmaktadır. Bulguların bir kısmı, şizofreni tanısı almış bireylerin şiddet davranışının genel toplumda görülen şiddet davranışına yakın yaygınlıkta olduğunu desteklemiştir. Diğer bulgular ise şizofreni tanısı almış bireylerin şiddet eğilimi açısından riskinin normal popülasyona göre daha yüksek olabileceğini göstermiştir. Ancak günümüze kadar yapılan araştırmaların hepsinin katıldığı ortak sonuç; tüm şizofreni tanılı hastaların değil de, belirli özelliklerin de eşlik ettiği belirli bir grubun daha fazla şiddet davranışı ile risk faktörüne sahip olduğudur. Bu risk faktörleri arasında ise; tedaviye uyumsuzluk, alkol-madde kötüye kullanımı, antisosyal kişilik bozukluğu, sık hastane yatışı öyküsü, düşük sosyoekonomik düzey ve içgörü eksikliği şeklinde sayılabilir. Özellikle madde kullanımının eşlik ettiği şizofreni tanılı hastalar ile sadece madde kötüye kullanımı olan hastaların şiddet eyleminde bulunma riskinin benzer olduğu bilgisi, şizofreni tanısı alan tüm bireylerin değil de bazılarında şiddet eğiliminin olabileceği görüşünün çok daha incelikli bir şekilde ele alınması gerektiği bize göstermektedir.

Şizofreni Nedir? Neye Göre Bu Tanı Konulmaktadır?

Şizofreni, değişik sıklık ve şiddette varsanı (görsel ve işitsel halüsinasyon), sanrı, düşünce, duygu ve davranışlardaki bozulmalarla kendini gösteren psikotik bir bozukluktur. Şizofrenide kişinin gerçek ile bağı kaybolur. Uyanıkken rüya görme hali seklinde tasvir edilebilir. Kişinin düşünce, duygu ve davranışlarındaki bozulmayla birlikte işlevselliğinde de belirgin bir azalma görülmektedir. Öz bakım, iş ve sorumluluk alanlarında, kişilerarası ilişkiler alanında belirgin derecede gerilemeler gözlenmektedir.

DSM V ölçütlerine göre şizofreni; kişide sanrı, varsanı, darmadağınık konuşma, ileri derecede dağınık ya da katatonik davranış seklindeki pozitif belirtiler ile avolisyon (istek ve enerji azalması), alogi (düşünce ve konuşma fakirliği), anhedoni (zevk alamama) ve duygularda küntleşme ile görülen negatif belirtiler ile karakterizedir. Bu maddelerden en az ikisi gözlenmelidir. Özellikle sanrı, varsanı ya da dağınık konuşma belirtilerinden en az biri mutlaka gözlenmelidir. Kendi kendine konuşma, gülme, şüphecilik, sinirlilik, uykularda azalma, içe kapanma gibi belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Süregiden belirtiler en az 6 ay görülmelidir.

Şizofreninin Nedenleri

Ne oluyor da bazı kişilerde şizofreni ortaya çıkıyor? Genetik mi yoksa stresörler mi bu rahatsızlığa neden oluyor?

Şizofreninin görülmesinde birçok neden etkili olabilmekle birlikte kesin olan bilgi, şizofreninin bir beyin hastalığı olduğudur. Beyindeki bazı kimyasal maddelerin dengesindeki bozukluk, beyin yapısındaki değişiklikler, kalıtsal (ailesel) faktörler ve iyi yönetilemeyen stresin atağı tetikleyebildiği bilinmektedir. Şizofreni, genel nüfusun yaklaşık olarak %1’inde görülmektedir. Anne veya babasından biri şizofreni tanısı almış çocuklarda hastalığın ortaya çıkma olasılığı ise %10’dur. Aslında bu bilgi bize şizofrenide tek etkenin kalıtsal olmadığını göstermektedir. Çünkü Anne veya babasından biri şizofreni tanısı almış her 100 çocuktan yalnızca 10’u şizofreni geliştirirken 90’ı sağlıklı kalmaktadır. Benzer şekilde genetik olarak ayni yapıya sahip ikizlerde ise, ikizlerden birinde şizofreni görülürken, genelde diğeri %50 oranında sağlıklı kalmaktadır.

Kalıtım tek neden değilken stresli yasam olayları da şizofreninin görülmesinde tek başına etken değildir. Herkesin stresle baş etme becerileri farklıdır. Sağlıklı bir insan gerildiğinde kendini huzursuz hisseder ancak psikotik hale gelmez. Ancak şizofreniye yatkınlığı olan kişi çok fazla strese maruz kaldığında bir şizofreni atağı tetiklenebilir.

Şizofreni Tedavisi Mümkün mü?

Şizofreninin biyolojik kökenli bir hastalık olmasının yanı sıra biyopsikososyal perspektiften ele alınarak tedavi sürecine daha bütüncül yaklaşılması önemlidir. Şizofreni, düzenli ilaç kullanımı ile kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Ancak hastalığın yol açtığı bilişsel, duygusal, davranışsal ve sosyal alanlardaki sorunların azaltılmasında toplum temelli tedavi yaklaşımlarının önemi oldukça büyüktür. Bu yaklaşımdan hareketle ülke genelinde toplum ruh sağlığı merkezleri açılmıştır ve giderek sayılarının artırılması planlanmaktadır. Bu merkezlerde hastaların tedavisi ve takibi yapılırken hastalıkları hakkında aile ve hastalara yönelik psikoeğitim verilmekte, sosyalleşmelerini desteklemek adına etkileşim grupları düzenlenmekte, bireysel danışmanlık hizmetleri sunulmakta, sosyal hakları konusunda bilgi verilerek desteklenmekte ve toplum içinde aktif bir şekilde yer almaları sağlanmaktadır. Sosyal desteğin de tedavinin gidişatı üzerine oldukça etkili olduğunu göz ardı etmeyerek hastaların toplum içerisindeki aktif katılımlarını desteklemek önemlidir. Tüm bunlarla birlikte hastaların atak geçirme olasılıkları en aza indirgenerek hayatlarını işlevsel bir şekilde sürdürebilmeleri amaçlanmaktadır.

Damgalayıcı Bakış Yerine Empatik Yaklaşım

Yukarıda da tartışıldığı üzere şizofreni tanısı alan bireylerin saldırgan oldukları yönünde genel bir inanış mevcuttur. Bu durum ruhsal bozukluğu olan hastaların ciddi bir şekilde damgalanmasına yol açabilmektedir. Yazının ilk girişinde, bir hastanın gözünden şizofreni hastasının dünyası sunulmaya çalışılmıştır. Özellikle hastalığın alevlenme döneminde kişinin gerçekle bağını kaybettiği, muhakeme yeteneğinin belirgin şekilde azaldığı ve kendini tehdit altında hissettiği bir dünyaya gömüldüğünü söylemek mümkündür. Böyle bir çarpıtılmış dünya içerisinde işlevsel bir şekilde hayatını devam ettirmenin oldukça güç olabileceğini anlamak, onların ellerinden tutabilmemiz açısından önem arz etmektedir.

Özetle, her şizofreni tanılı bireyin şiddet eğiliminde olmadığı, hastaların aslında ne kadar zorlu bir süreçten geçtiği, kendi içlerinde bu denli mücadele içindeyken toplum tarafından da dışlandıklarında hayata tutunmalarının ne denli zor olabildiği, tedavi süreçlerinin desteklenmesinin bu bakımdan çok önemli olduğu gerçeğini unutmamalıyız. Bu bakımdan, duyarlılığımızı yitirmediğimiz ve her şeyden önce kabul görmenin iyileştirici gücünü anladığımız bir anlayışa erişmek dileğiyle…

Kaynakça

  • Amerikan Psikiyatri Birliği. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Beşinci Baskı (DSM-5) E Köroğlu (Çev. Ed.), Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2013.
  • Şizofreni Hastaları İçin Ruhsal Toplumsal Beceri Eğitimi. Mustafa Yıldız, Birinci Baskı, Türkiye Sosyal Psikiyatri Derneği Yayınları, Ankara, 2011.
  • Aras, H. İ.(2014). Şizofrenide Şiddet, Psikiyaride Güncel Yaklaşımlar,6(1):45-55.
  • Köşger, F.,Eşsizoğlu, A., Sönmez, İ., Güleç, G., Genek, M. & Akarsu, Ö. (2016), Şizofrenide Şiddet Davranışının Klinik Özellikler, İçgörü ve Bilişsel İşlevler ile İlişkisi, Türk Psikiyari Dergisi, 27(2), 92-99.

Uzman Psikolog Fatma DERELİ

Ege Üniversitesi Psikoloji bölümünde eğitimini tamamladı. Okan Üniversitesi Yetişkin Odaklı Klinik Psikoloji Yüksek Lisans eğitimini bitirdi. Mesleğine dair araştırmalar, katıldığı kongreler ve eğitimleri bulunmaktadır. Sancaktepe Toplum Ruh Sağlığı Merkezi’nde 2017 Ocak itibari ile çalışmaktadır.