Sırat

Semavi Dinlerde Sırat

Üç semavi din olarak bilinen Musevilik, İsevilik ve Muhammedilik, ölümden sonra yeni bir hayatın başlayacağına ve özellikle cennet-cehennemin varlığına iman etmeyi ön plan çıkarırlar. Elbette sadece bu üç din değil daha eski dinlerde de ahiret inancı görülmektedir. Platon’un İdea dünyası, ahiret inancının temellerini oluşturmaktadır. Önceki yazılarımızda Platon’un mağara alegorisini ele almış ve ahiret inancı ile ilgili benzerliklerine değinmiştik. Bununla beraber Zerdüşt dininde ve Pagan dinlerde de ahiret inancına rastlanmakta olup her biri benzer niteliklerle beraber farklı senaryolar kurmaktadır. Yahudi ve Hristiyan inançları ile Müslümanların ahiret inancı arasında belli başlı farklılıklar bulunmaktadır. Yazımızın temelini oluşturan ‘Sırat Köprüsü’ bu farklardan biridir.

Genel inanışa baktığımızda, kişi ölümünden kıyamet gününe kadar mezarında kalacak ve kıyamet günü yeniden diriltildiğinde evvela günahları tartılacak ve çıkan sonuca göre “kıldan ince, kılıçtan keskin” olarak sıfatlandırılan sırat köprüsünden geçecektir. Günah-sevap oranına göre köprü değişecek yani günahı çok olana keskin ve ince, sevabı çok olana geniş ve rahat yürünebilen bir yol olacak ve kişinin bu yoldan geçmesi istenecektir. Geçenler cennete, geçemeyenler ise cehennemin alevleri arasına düşecektir. Genel halk inanışını bir tarafa bırakırsak İslamiyet’in temel kaynağı olan Kur’an’da “sırat köprüsü” ile ilgili herhangi bir bilgi bulamayız. Sadece şu ayet dikkat çeker:

“İhdinâs sırâtel mustakîm(mustakîme)”(1)
“Bizi doğru yola ilet”

Fatiha suresi 6. Ayette geçen ibare dışında okumalarımızda benzer bir ifadeye denk gelemedik. Burada geçen “sırâtel mustakîm” “doğru yol” anlamına gelmekte olup “sırat köprüsü” manasına gelmemektedir.

Bu İnanış Nereden Gelmektedir?

Zerdüşt dininin kutsal kitabı olan Avesta’da, ölülerin dünyadaki amellerine göre Cin’vat köprüsünden ya geçip sonsuz mutluluğa erişeceğini ya da köprüden düşerek parçalanacağını yazmaktadır. İhtimal odur ki bu köprü algısı Zerdüştlüğün etkisi ile İslamiyette yerini almış ve “yol” manasına gelen “sırat” kelimesi kullanılmıştır. Cin’vat veya Sırat köprülerinin işlevsel özellikleri ortak olmakla beraber, ikisi de bir çeşit süzgeç görevi görmektedir. Kötü ile iyiyi ayıran bir sınır da denebilir. Düalist yaklaşımın etkisi burada kendisini hissettirmektedir.

Tasavvuf anlayışında ise “sırat köprüsü” daha soyut bir hale bürünmüş ve vermek istediği mânâ üzerinde yoğunlaşılmıştır. Hatta Kaygusuz Abdal, şathiyelerinden birinde bu köprü algısının yanlışlığına alaylı bir şekilde değinir:

“Kıldan bir köprü yapmışsın,
Gelsin kullar geçsin deyu.
Hele biz şöyle duralım,
Yiğit isen sen geç Tanrı!”

Alevi-Bektaşi süreğinde ise “sırat köprüsü”nün bu dünyada olduğuna ve bir kişinin ‘ikrarından ölümüne kadarki süreç’ manasına geldiğine inanılır. İkrar verip yola talip olan kişi sırat köprüsüne çıkmış demektir. İkrar alınırken hatırlatma babında talibe “Bu yol kıldan ince, kılıçtan keskincedir, gelme gelme, dönme dönme, gelenin malı, dönenin canı.” denilerek telkinde bulunulmaktadır. İkrar veren kimsenin her hâl ve hareketi ile örnek bir kişi olmaya çabalaması, doğru ve doğrulukta daim olması gerekmektedir. Böylece sırat köprüsünü başarıyla geçmiş olacaktır.

Yine benzer bir inanç olan, amellerin tartıldığı terazinin de bu dünyada olduğuna inanıldığından, Ayn-i Cemlerde talipler sırasıyla hesaba çekilir ki buna görgü denir, her türlü günahı burada sorulmakta ve gerektiğinde cezai yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu uygulama ‘Ölmeden evvel ölmek’ felsefesinin bir yansımasıdır aynı zamanda. Neyzen Tevfik bu duruma şu dörtlüğünde değinir:

“Duysun aşkın elindeki rebabı,
Okunsun alnında çile kitabı,
Neyzen gibi günahının hesabı,
Mezara girmeden sorulmuş olsun”

“Burada hesabı görülene daha hesap yoktur.” düsturu ile herkes birbirinden razı olana kadar da ibadete devam edilmez. Zira yüce yaratıcı Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:

“Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak!” (2)

Hurufilerin kitaplarında ve edebiyatlarında çok sık tekrarlanan ‘Hatt-ı İstiva’ kelimesi de bir manada sırat köprüsü ile eşdeğerdir. Zira Hatt-ı İstiva bir sınır veya orta noktadır.

Hasıl-ı kelam:

Cin’vat köprüsünden sırat köprüsüne dönüşen bu mitolojik köprü, tasavvuf ile altı doldurulup akla yatkın bir boyuta çekilmiştir.

“Bizi doğru yola ilet”…

(1) – Fatiha/6
(2) – Fecr/28