Kafam allak bullak aslında. İnsanoğlu olarak nasıl olur da yeryüzünde hem “bir” hem “binlerce”yiz? Her birimiz kendi kendini dağlar kadar büyük görürken nasıl da dağılıp toz oluyoruz bir rüzgarla? Birliktelik’ler nasıl olur da hayatın merkezinde başrol oynarken birdenbire tek’liğe dönüyor? Başarı; sıra dışı bir iş yapmış olmakla tanımlansa da her sıradan insanın parmak iziyle dahi (eşsiz olmasından mütevellit) başarıya imza atmış olduğunu savunurum hep. Kendi dünyalarımızda hepimizin özel’liği ve özgün’lüğü sıradanlaşıyor; birlikte olduklarımızın sırra kadem basmasına neden oluyoruz sıra dışı olmaya çalıştıkça…

Dışımızdaki biz, içimizdeki bize yabancılaşıyor biraz da… Sıradan biri olduğunu idrak edenler sıra dışı bir şeyi kabul ettiriyor egosuna: “Sıradanız ve bu nedenle benlik ile bencillik arasındaki o ince çizgide kalmalıyız.” İlişkilerimizde de sıradanın içindeki sıra dışılığı keşfedebilmeliyiz bana kalırsa.

Yoksa aniden dönüşüverir beklentiler hayal kırıklığına…

Başarılar, tatmin olmayışa…

Kalabalıklar, yalnızlığa…

Şimdi bu sıradan yazıyı okuyup akabinde sıra dışı bir şey yapalım ve kendimizi, bizimle olanları ve olmayanları, başarılarımızı ve başarısızlıklarımızı yazalım bir kağıda. “Hepsiyle evet, HEPSİYLE BU YAZDIKLARIM BENİM; ONLARI OLDUĞU GİBİ SEVGİYLE KABUL EDEBİLİRİM!” diye ekleyelim sonuna. Teşekkür edelim kendimize sıradan da olsa.

Sıradan bir yolculukta sıra dışı an ve anlamları yakalamak umuduyla…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixteen − five =