Sınırlarda Dolaşmak: Borderline (Sınır) Kişilik Bozukluğu

Borderline (Sınırda) Kişilik Bozukluğu

Kişilik bozukluğu genellikle ergenlik ya da erken erişkinlikte başlayıp kişinin yaşamı boyunca hayatında bozulma ve sıkıntıya yol açmasıyla karakterizedir. Bu noktadaki sorunlar özellikle biliş, duygulanım, kişilerarası işlevsellik ya da dürtü kontrol alanlarında kendini gösterir. Kişilik bozuklukları çoğunlukla yaşam boyu devam etmektedir (Sargın ve Sargın, 2015). Borderline kişilik bozukluğu kişilerarası ilişkilerde tutarsızlık, uygunsuz, yoğun öfke, tekrarlayan intihar tehditleri ve hareketleri, kendine zarar verme davranışları ve yoğun terk edilme kaygısı ile kendini göstermektedir.

DSM 5’e göre borderline (sınır) kişilik bozukluğu;

Aşağıdakilerden en az beşi ile belirli, erken erişkinlikte başlayan, kişilerarası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık;

  • Terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çaba gösterme
  • Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında giden, tutarsız ve gergin kişilerarası ilişkiler
  • Kimlik karmaşası
  • Kendine kötülüğü dokunacak en az iki dürtüsellik (para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, güvensiz araç kullanma vb)
  • Yineleyici intihar davranışları, girişimleri ya da göz korkutmalar
  • Duygulanımda tutarsızlık
  • Süreğen bir boşluk duygusu
  • Uygunsuz yoğun bir öfke, öfke denetiminde güçlük
  • Zorlanmayla ilişkili gelip geçici kuşkucu düşünceler ya da ağır çözülme belirtileri

Marco Cavicchioli ve Cesare Maffei (2019) borderline (sınır) kişilik bozukluğunu ele alırken herkesin bir kişiliği olduğunu ancak bazılarının yaşadığı ortama daha uyumlu kişilik yapısına sahip olduklarını bazılarının ise hayatlarında süreğen zorluklar yol açacak şekilde daha uyumsuz kişilik yapılanmalarına sahip olduklarını ileri sürmektedir. Yani normal kişilik ve anormal kişilik ayrımındansa uyumludan uyumsuza doğru giden kişilik yapılanmaları temelinde kişilik bozukluklarının ele alınması gerektiğini savunmuşlardır.

Bilişsel duygusal işleme süreci olarak kişilik yaklaşımına göre birey, içinde bulunduğu ortamın gerektirdiklerinin farkına varıp buna uygun davranışlar sergileme potansiyeline sahiptir. Örneğin, içedönük mizacı olan biri iş ortamında bir sunumda dışadönük bir mizaç özelliği sergileyebilir. Burada önemli olan kişinin dışadönük biri olması değil ancak dışadönük bir davranış sergilemesi gerektiği durumlarda bu davranışı sergileyebilme esnekliğine sahip olmasıdır. Kişilik bozukluğuna sahip bireyler duruma göre uygun davranışlar sergileyebilme esnekliğine sahip değillerdir. Narsisistik kişilik bozukluğu tanısı alan birinin her koşulda baskın olması gerektiğine inanması buna örnek gösterilebilir.

Bilişsel duygusal işleme süreci, borderline (sınır) kişilik bozukluğunu ele alırken reddedilmeye duyulan aşırı hassasiyet üzerinde durmaktadır. Reddedilmeye hassasiyeti yüksek olan kişiler sürekli olarak reddedilme kaygısı içindedirler. Etraflarında, reddedildiklerine dair bir uyaran olmamasına rağmen dışlandıklarını kanıtlayacak ipuçları toplamaya çalışırlar. Bunun sonucunda hem duygusal hem davranışsal olarak sert tepkilerde bulunabilmektedirler. Bu durum da kişinin çevresindeki insanların giderek kendilerinden uzaklaşmasıyla sonuçlanabilmektedir. Böylelikle reddedildiklerine dair inançlarını kendini doğrulayan kehanet olgusu çerçevesinde gerçekleştirirler. Örneğin, bir grup arkadaştan iki kişi voleybol oynayamaya başlar. Sonrasında teker teker diğerleri de oyuna dahil olur. Borderline kişilik bozukluğunda, kişi özel olarak davet edilip oyuna çağrılmazsa istenmediğine kanaat getirecektir. Adeta bu olguyu bir test süreci gibi kullanır. Zaten istenmediğine o kadar inanmaktadır ki bunu doğrulamak için kendisine çarpıtılmış kanıtlar üretir. Gruptaki diğer arkadaşları kimsenin davetini beklemeden grup oyununa dahil olurlarken borderline kişilik bozukluğunda kişi istendiğini duymak ister. Çünkü derinlerde, esasında kimse onu istemiyordur. Reddedilmeye ve dışlanmaya hep mahkumdur. Bu inancı, kendisine tamamen yalnız, çarpıtılmış bir dünya sunar.

Diyalektik davranışçı terapinin borderline (sınır) kişilik bozukluğuna bakışı duygu düzenleme sorunu çerçevesindedir. Buna göre borderline (sınır) kişilik bozukluğunda gözlemlenen davranış sorunları ya duyguları düzenleme ihtiyacından (intihar ya da kendisine zarar verme davranışı) ya da duygu düzenlemekte yetersiz kalıştan (geçici psikotik belirtiler ya da disosiyatif belirtiler) kaynaklanmaktadır. Duyguları düzenleme konusundaki sorunların ele alınışında diyalektik yaklaşım biyososyal modeli benimsemiştir. Biyososyal model, bireydeki biyolojik duyarlılıkların çevresel yaşantılarla etkileşime girmesi sonucunda duygu düzenleme sorunlarının ortaya çıktığını savunmaktadır (akt. Sargın ve Sargın, 2015).

Biyolojik Duyarlılık

Biyolojik duyarlılık mizacın iki boyutu üzerinde durmaktadır. Çaba gerektiren kontrol ve olumsuz duygulanım. Çaba gerektiren kontrol; kişinin davranışlarını planlama, sakıncalı davranışlardan uzak durma becerisi ile ilgilidir. Olumsuz duygulanım ise engellenme, sıkıntı, üzüntü, öfke duyguları ile kendini sakinleştirme yetisindeki güçlükle tanımlanır. Duygu düzenleme sorunu olan biri, duygularını adlandırma ve duygusal ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılama açısından zorluk yaşamaktadır. Bunun sonucunda yüksek olumsuz duygulanım ile birlikte giden kontrol edilmeyen davranışlar sergilenmektedir.

Çevresel Nedenler

  • Duyguları değersizleştirme eğilimi ve duyguyu uygun bir biçimde ifade etmedeki güçlük: Bu durumda kişinin aşağılanması, küçümsenmesi, reddedilmesi, eleştirilmesi cezalandırılması ve sorunlarının hep hafife alınması söz konusudur. Çocuğun ihtiyaçlarını gören ve uygun şekilde karşılayan bir çevre ise değer verici çevredir. Ağlamakta olan bir çocuğa “ne kadar ağlaksın” ya da “sulugöz olma” şeklindeki yaklaşım çocuğun kendisini reddedilmiş hissetmesine yol açmaktadır. Reddedilmiş hisseden çocuk eleştirilmeye, reddedilmeye aşırı hassasiyet geliştirecektir. Duyguları değersizleştirilen çocuk, anlaşılmadığını hissedecek ve duygularını daha görünür kılmak ve anlaşılmak için duygusal dışavurumunu artıracaktır. Ancak bakım veren, çocuğun duygularını yansıtma ve düzenlemesine yardımcı olma becerisinden yoksun olduğu için artan duygusal dışavurum karşısında da çocuğun yaşadığı süreci değersizleştirmeye devam edecektir. Çocuk bunun üzerine duygusal ihtiyacının karşılamanın yolu olarak bunu daha şiddetli bir biçimde göstermeye gidecektir. Sonunda bakım veren çocuğun duygusal ihtiyacına yanıt verir ancak bu yaşantıyla çocuk duygusal dışavurumunu en şiddetli şekilde gösterdiğinde ihtiyaçlarının karşılanacağını öğrenir. Örneğin, istediği şeye sahip olamadığında bu çocuk ilerde intihar söylemleri içinde olabilir ya da kendisine zarar verici davranışlarda bulunabilir.
  • Çocuğun mizacı ve bakım veren arasındaki uyumsuzluk: Aşırı hassas ve duyarlılıkta olan çocuğun ebeveyni onun ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılayabilme koşulları açısından çok uygun olmayabilir. Örneğin, kanser tedavisi gören bir anne çocuğunun duygusal ve fiziksel bakımı konusunda yetersiz kalabilmektedir. Reddedilme hassasiyeti yüksek olan çocuk bunu reddedilme, sevilmeme olarak hayatına kodlayabilir.

Pervane Misali Hayatı Yaşamak

Yukarıda verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi hem doğuştan getirilen özellikler hem de çevresel faktörler duygu düzenleme sorunlarının ortaya çıkmasında etkili olmaktadır. Çocuk duygularını düzenleyebilmek için uygun olmayan baş etme yöntemlerine başvuracaktır. Her ne kadar intihar ya da kendine zarar verme şeklinde görülen davranışlar uyum bozucu olsa da çocuğun duygularını düzenlemesinde yardımcı olmaktadır. İntihar girişiminde bulunan birinin sosyal desteği daha da artabilir. İhtiyaçları daha hassasiyetle takip edilebilir. Fakat bu davranışların sıklaşması ile birlikte kişinin çevresindekiler ondan uzaklaşmaya başlayacak ve duygularının yine değersizleştirildiği bir sürece girecektir. Böylece içinden kurtulmak istediği girdap daha da belirginleşecektir.

Zanarini ve arkadaşları (1997) tarafından borderline kişilik bozukluğu tanısını alan kişilerin erken dönem yaşantılarındaki olumsuz deneyimler araştırılmıştır. Buna göre cinsiyetin kadın olması, kadın bakım verenin tutarsız tutumları, erkek bakım vereni tarafından cinsel istismara uğranılması, erkek bakım veren tarafından duygusal ihtiyaçların karşılanmaması, reddedilmesi borderline kişilik bozukluğunun gelişiminde risk faktörleri olarak saptanmıştır. Borderline kişilik bozukluğu tanısı alanların %60’ı cinsel istismara uğradıklarını bildirmişlerdir. Bu durum erken dönemdeki cinsel istismarın ileride borderline kişilik bozukluğu gelişiminde risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Bununla birlikte araştırmaya katılan borderline tanısı alan %75 kişi duygusal istismar (sürekli utandırılmak, aşağılanmak, tutarsız davranışa maruz kalma) ve sözel istismar tariflemişlerdir. Yine bu araştırmaya göre cinsel istismar tarifleyen, borderline tanısı alan kişilerin bildirimleri doğrultusunda kaotik aileye sahip oldukları saptanmıştır. Cinsel istismar tarifleyen kişilerin ailesinde çok daha fazla sözel, duygusal, fiziksel istismar ve ihmalin olduğu gözlenmiştir. Bu bulgu, çocukluk dönemindeki cinsel istismarın özellikle aile içinde her türlü istismar ve ihmalin olduğu durumlarda çok daha olası olduğunu göstermiştir. Çocuğun temel ihtiyaçlarından olan korunma ve güvenlik ihtiyacı gözetilmediğinde bu çocuklar dış dünya tarafından da istismara açık hale gelmektedir. Güvensiz bağlanmanın eşiğinde çocuk için anne ve baba tehdit ve tehlike oluştururken aynı zamanda potansiyel bir güvenli sığınakvari hayatında var olur. “Senden nefret ediyorum, beni sakın bırakma” cümleleriyle içinde yaşadığı ikilemin çıkmazındaki haykırışı, tıpkı yandığı için ateşe yaklaşamayan ama yanmasına rağmen ondan da uzaklaşamayan bir pervane misalidir.

Özetle, borderline kişilik bozukluğunun gelişiminde hem genetik hem çevresel faktörler rol oynamaktadır. Reddedilme hassasiyetinin yüksek olması, fiziksel, duygusal, cinsel istismar ve ihmale maruz kalınması, bakım verenlerin çocuğun ihtiyaçlarını uygun şekilde karşılamaması gibi faktörler borderline kişilik bozukluğunun gelişiminde risk teşkil etmektedir. Psikoterapilerle kişinin kendisine dair güçlü bir benlik algısı geliştirmesinde ve derinlerdeki ihtiyacını fark edip bunları uygun şekilde karşılama yollarını deneyimlemesinde, çarpıtılmış bilişlerin ve temel inançların tekrar ele alınıp yeniden sağlıklı bir şekilde çerçevelendirilmesinde yardımcı olunmaktadır.


Kaynakça

  • Amerikan Psikiyatri Birliği. Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, Beşinci Baskı (DSM-5) E Köroğlu (Çev. Ed.), Ankara: Hekimler Yayın Birliği, 2013.
  • Cavicchioli, M.,&Maffei, C. (2019). Rejectionsensitivity in borderlinepersonalitydisorderandthecognitiveaffectivepersonalitysystem: a meta analyticreview. PersonalityDisorders: Theory, Researchand Treatment.
  • Mary C. Zanarini, Ed. D.,Amy A. Williams, B. S., Ruth E. Lewis, Ph. D., R. Bradford Reich, M.D., Soledad C. Vera, M.A., Margaret F. Marino, Ph.D., Alexandra Levin, B. A., LynneYong, B. A. &Frances R. Frankenburg, M.D. (1997). Reportedpathologicalchildhoodexperiencesassociatedwiththedevelopment of borderlinepersonalitydisorder. AmericanJournal of Psychiatry, 154 (8), 1101-1106.
  • Sargın, A. E. ve Sargın , M. (2015) Bir gözden geçirme: sınırda kişilik bozukluğu ve diyalektik davranışçı terapi. Türkiye Klinikleri, 8 (4), 38-46.