Tüm kötülüklerin temeli sayılan ve semavi dinlerle beraber ortaya çıkan “Şeytan” figürü çok tanrılı dinlerde savaş veya yer altı tanrısı rolünde karşımıza çıkmaktadır. Yunan mitolojisinde savaş tanrısı olarak tanıtılan Ares, bencil ve saldırgan kimliğiyle kötücül bir profil çizmektedir, bu sebeple Şeytan’ın bir versiyonu olarak ele alınabilir. Elbette tek bir tanrının şeytanla özdeşleştirilmesi doğru olmayacaktır. İntikam tanrıçaları ve doğaüstü başka yaratıklar da kötülüğe hizmet etmektedir. Düalizm ile ilgili yazımızda da değindiğimiz gibi zerdüşt dininde de net bir şeytan figürü olmamakla beraber karanlık tarafın temsilcisi veya şeytanın muadili olan Ehrimen önemli bir yer tutmaktadır.

Semavi dinlerin ortaya çıkması ile birlikte, kötülük tanrılarının tüm rollerinin şeytana yüklendiğini söylemek mümkündür. Kötülüklerin kaynağı olan Şeytan, anlatıma göre kovulmuş ve lanetlenmiştir. Kıyamet gününe kadar insanları kötülüğe teşvik etmek de yegane görevidir.

Feriduddin Attar’ın İlahiname adlı kitabında “İblis’in Çocuğu ile Adem ve Havva” başlıklı hikayesinde bahsettiği olay Şeytan’ın semavi dinlerdeki anlamını daha iyi anlatmakla beraber manasına da değinmektedir. Hikayeye göre Adem ve Havva dünyada tekrar buluşup hayatlarını düzene bindirdikleri bir dönemde Şeytan, Hannas(1) isimli çocuğunu alıp Adem’in yokluğundan yararlanarak Havva’ya getirir ve hemen uzaklaşır. Adem gelip bu çocuğu görünce Havva’ya neden kabul ettiğini sorar ve çocuğu parçalar. Adem yine işine dönünce Şeytan tekrar gelir, bir hile ile çocuğu çağırır ve çocuğun parçaları birleşerek eski halini alır. Şeytan ağlar sızlanır ve çocuğun Havva’nın yanında kalmasında ısrar eder. Adem geldiğinde çocuğu yine görür ve yine çocuğu parçalar. Şeytan tekrar gelir ve bu durum bir kaç kez tekrarlanır. En sonunda Adem bu işin önünü alamayacağını anlayınca çocuğu öldürür, pişirir ve Havva ile beraber yerler. Bu durumu görünce Şeytan hemen gelir ve Hannas’a seslenir. Hannas, Adem ve Havva’nın içinden cevap verince Şeytan, “Şimdi emelime ulaştım” der. Asıl istediği zaten budur ve amacına ulaşmıştır. Hannas, vesvese veren bir iblistir. Hikayenin vermeye çalıştığı asıl mesaj da odur ki asıl kötülük insanın içindedir. “İyilik ve güzellikten sana her ne ererse Allah’tandır. Kötülük ve çirkinlikten sana ulaşan şeyse kendi nefsindendir.”(2) ayetinde de belirtildiği üzere ortaya çıkan bir kötülük kişinin nefsiyle alakalı bir durumdur. Asıl önemli olan gönül tahtında kimin oturacağıdır. İster Hürmüz ve Ehrimen’in savaşı deyin, ister Yaratıcı ve Şeytan arasındaki gerilimden deyin, özünde anlatılmak istenen asıl mesele, iyilik ve kötülük arasındaki bu mücadele, insanın kendi içindeki mücadelesidir. Gönlünüzü kim kaplarsa siz O’sunuzdur.

‘İnancın Hikayesi’ belgeselini izleyenler hatırlayacaktır, ‘Kötülük neden var?’ isimli bölümde bilimsel verilerden yola çıkarak insanın kötülük yapmaya neden meylettiğini açıklar. Beynin duygusal kısmı gelişmeyen bireyler kötülüğe yatkın kimselerdir. Duyuları kontrol eden ön lobların yeterince gelişmemesi bireylerin kötülük yapma ihtimalini arttırmaktadır. Özellikle bebeğin anne karnındaki süreci göz önüne alındığında çocuğun dış dünyayla olan bağı ve annenin salgılayacağı hormonların çocuğu doğrudan etkilediği de düşünüldüğünde durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Elbette bu durum önlenemez değildir. Kişinin kendini geliştirmesi dolayısıyla nefsini ehilleştirmesi, kötülüğün önüne geçilmesini, dolayısıyla şeytanın gönül cennetinden kovulmasını sağlayacaktır.

Şeytanın lanetlenmesi ve kovulması ile ilgili anlatım zaman içerisinde çok farklı yorumların ve inançların da ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Ezidilik, Şeytan ile ilgili çok farklı bir bakış açısına sahiptir. Ezidi’lere göre ‘Melek Tavus’, bizim literatürümüzde Şeytan, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisidir. Tanrı her şeyi yaratmış ve idareyi Melek Tavus’a bırakmıştır. Ezidi’lere göre Melek Tavus büyük bir sadakat göstermiştir ve bu yüzden Adem’e secde etmemiştir. Büyük yaratıcı ilk insanı yaratıp ruhundan üflediğinde tüm meleklere Adem’e secde etmelerini buyurdu. Bu duruma tek itiraz eden ise Melek Tavus’tu. Zira secde edilecek tek varlık yüce yaratıcıydı, oysa onun yarattığı Adem aciz bir varlıktı.

Büyük mutasavvıf Hallac-ı Mansur da, aşk ve sadakatin öğrenileceği tek varlık Şeytan’dır, der. Şeytan, yaratıcıya olan aşkından dolayı Maşuk’un her türlü cevr-ü cefasını göze alarak secde emrine itiraz etti. Secde etmeyi reddedince cennetten kovuldu. Oysa Aşık olan kimse, Maşuk’un her haline katlanabilmektedir. Aşık olduğu yaratıcıdan, kendisine hitaben bir azarlama gelse de o, muhatap alındığı için mutludur. Büyük görev, Şeytan’a verilmiştir ki Şeytan, bu büyük görevi tüm yaratılmışlar tarafından lanetlenmek ve cennetten kovulmak pahasına yüklenmiştir. Bu sebepten en büyük yük ona aittir. Aşık’ın gözü karalığı herkesçe malumdur. Dolayısıyla Şeytan’ın ne kadar büyük bir Aşık olduğunu açıklamaya çalışmak abes olacaktır.

Hasıl-ı kelam, Şeytan ihtiva ettiği manalar ile bireylerin nefs mücadelesinde önemli bir kavramdır. Filibeli Ahmed Hilmi, Amak-ı Hayal’de Hürmüz ve Ehrimen’in savaşını anlatırken bölümün sonunda Ehrimen ve Hürmüz’ün yan yana gelerek tokalaşmasından bahseder. Sözün özü odur ki, her şey bittiğinde iyilik veya kötülük değil ortada kalacak tek şey mutlak nurdur.

Dipnot:

(1)- Aldatmak ve günaha sürüklemek için bekleyen manasına gelmektedir.
(2)- Nisa Suresi, 79. Ayet.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × one =