Sevgi Bağımlısı Çocuklar

İnsanoğlunun doğada tek başına yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Fiziksel bakımı sağlansa dahi bir süre sonra duygusal bir boşluğa düşecektir. Zaman zaman yalnız kalıp kafamızı dinlemek istediğimiz anlar olur; ancak uzun süre yalnız kalma kişide bir süre sonra psikolojik bozukluklara neden olabilir. Aile sıcaklığından yoksun, şiddet görerek, itilerek , aşağılanarak büyüyen çocuklar hiç şüphesiz çok büyük yanlışlara sürükleneceklerdir, sonuç olarak kendi oluşturdukları değil de ailenin ve sosyal çevrenin onlar için belirlediği kimlikle büyüyeceklerdir. Aileler tarafından şiddet olarak görülmeyen, ancak çocukların gelişimini olumsuz etkileyen yanlış tutumlar da vardır; buna aşırı ilgi, aşırı korumacı, aşırı insancıl gibi örnekler verebiliriz. Çocuklarımıza karşı gösterdiğimiz bu zıt uçlardaki aşırı tutumlarımız çocuklarımızın kişiliğini oluşturmada ciddi tahribatlara neden olmaktadır.

Çocuklarımızı ne kadar özenle yetiştirdiğimizi bir düşünelim. “Aman incinmesin, aman eksiklik çekmesin, aman geri kalmasın …” gibi inanışlarla sarıp sarmaladığımız çocuğumuz hiç ummadığımız bir kimlikle yetişebiliyor. Neden? Oysa tüm zorlukları onun yolundan çekip almıştınız. İşte tam da yanılgıya düştüğümüz nokta burası; çocuklarımız mücadele etmeyi öğrenemedikleri taktirde ilk zorlukta pes edeceklerdir. Sevgi diye adlandırdığımız aşırı ilgi ya da aşırı korumacı tutumlarımız çocukta hayatı boyunca birileri tarafından korunacağı ve hiç bir zorlukla karşılaşmayacağı inancını oluşturur. Çocuğunuz iyi bir meslek edinebilir, mesleğinde en iyisi olabilir, ancak aşırı ilginizi hiç bir yerde bulamaz. Alanında en iyisidir ancak kimse tarafından sevilmediğini düşünebilir. Zamanla çok büyük bir yalnızlığa düşer. Sizin o aşırılıklardaki tutumunuz yani koşulsuz sevginizi başka bir yerde bulması mümkün değildir. Hayat taraflı olmaktan ziyade daha düz çıkar karşısına; hataları da doğruları da ayrı yanıt bulur. Hayatta kaybetmenin de olduğunu görür. Koşulsuz sevgiyle büyüttüğümüz yani aşırı koşulsuzlukla sevgi bağımlısı yaptığımız çocuklarımızın bu koşulsuzluğu daha sonra bulmaları çok zordur. Genelde bu şekilde büyütülmüş çocuk ilişkilerinde de hastalık derecesinde takıntılı olabilir. Karşısındaki kişiyi seçme hakkı olmayan biri olarak görmeye başladığı gibi sevdiğini sevgisiyle hayatında tutmanın doğruluğuna inanır. Sonuç tekrar yalnızlığa doğru ilerliyor. Yani ne mi yaptık, incinmesinden korktuğumuz çocuğumuzu hasta ruhlu bir kimliğe mi büründürdük ?

Peki ne yapmalıydık?

-Çocuklarımıza seçme hakkı vermeliydik

-Çocuklarımıza kazanmaya giden yolda zaman zaman kaybetmenin de olabileceğini öğretmeliydik

-Zorlukları çocuğumuzun önünden çekip almak yerine, mücadeleyi öğretmeliydik

-Çocuklarımızı sevgimizle cezalandırmamalıydık

En büyük yanlışlarımızdan biri de hiç şüphesiz çocukları sevgiyle cezalandırmak. Bir hata anında “bir daha yaparsan kötü çocuk olursun, seni kimse sevmez!” cümlesi çıkıverir ağzımızdan. Çocuk bu! Sevilmek için ne kadar çırpınsa da yine bir şeyler kıracak, yine dokunmaması tembihlenen eşyalara dokunacaktır. Sonra da “ne yapsam zaten beni sevmeyecekler” diye bir yanılgı içerisinde bulacaktır kendini. Yasaklar dilimize kolay gelir, ‘o vazoya dokunma, kırılır” demek yeterli gelir bize, çünkü çocuktu, anlamayacaktı uzun uzun niye dokunmaması gerektiğini. “O vazo kırılırsa elini kesebilir, elin acır” demek yorucu bir işti, “neden?”, “nasıl?”, “niye?” gibi sorular gelecekti çünkü ardından. Fark edemediğimiz bir şey vardı işte tam bu noktada; “kırma” diye yasakladığımız çocuğumuz “kırılmak” diye bir şey olduğunu öğrenecekti, merak edecekti ve ilk fırsatta kırmak isteyecekti. Çocuklarımıza karşılığında sevilmeleri için değil sevmeyi öğrenmeleri için yatırım yapmalıyız ve aşırılıklardan vazgeçip çocuklarımıza hayatı yaşama, kendi deneyimlerini edinme ve kendi anılarını biriktirme şansı vermeliyiz.