Sait Faik Abasıyanık

Hayatı

Mehmed Faik Bey ve Makbule Hanım’ın oğlu olarak 18 Kasım 1906’da Adapazarı’nda doğdu. Gerçek adı Mehmet Sait’tir. Varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Sait, orta öğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı (1928). İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde eğitim gördü ancak bu eğitimini tamamlayamadı. Ailesinin telkinleriyle Avrupa’ya eğitim için gitti. Yaklaşık 3 yıl Fransa’nın Grenoble kentinde kaldı. Burada da başarılı olamayan Sait tekrar yurda döndü. Bir süre babasının iş yerinde çalıştı. Öğretmenlik ve gazetecilik yaptı. 1939 yılında babasının ölümü üzerine annesinin sağladığı olanaklarla, Burgaz adasında geçirdi. Sait Faik hiç evlenmemişti. Yaşam tarzı da evlenmeye uygun değildi. Derbeder bir yaşayışı olan Sait Faik hiç evlenmemişti. Mevcut yaşam tarzı ve alkol bağımlılığı nedeniyle evlenmeye de uygun değildi. Aşırı alkol tüketimi nedeniyle siroz hastalığına yakalanan Sait Faik, 11 Mayıs 1954’te öldü.

Sait Faik ABD’deki Mark Twain Derneği’ne “fahri üye” seçildi. Ölümünden sonra annesin Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışladığı Burgaz’daki evi Sait Faik Müzesi yapıldı.

Eserleri ve Edebi Yönü

Sait Faik edebi hayatına şiirle başlamış daha sonra hikaye denemeleriyle devam etmiştir. İlk öyküsü “Uçurtmalar” 9 Aralık 1929’da Milliyet gazetesinde, ilk şiiri “Hamal” Mektep dergisinde (21 Ocak 1932) yayınlandı. İlk dönemlerinde mevcut akımların etkisinde kalmasına rağmen Fransa dönüşü kendi hikaye tarzını oluşturdu ve Türk edebiyatında olaya ağırlık veren, şaşırtıcı bir sonucu hazırlayan geleneksel hikaye modelini değiştirdi.

İlk yapıtlarında (Semaver – 1936, Sarnıç – 1939, Şahmerdan – 1940); çocukluk ve gençlik yıllarındaki izlenimleri, anıları, Fransa’da kaldığı yıllardan kaynaklanan yabancı çevre ve insan gerçeklerine dayanan hikayeler yer alıyordu. Bazen de İstanbul’un kenar semtlerini, yoksul insanları, küçük insanların serüvenlerini ve insan sevgisini anlattı. Asıl ününü yaşadığı Burgaz adasından ve çevresinden kaynaklanan; rum balıkçıları, denizi, deniz kuşlarını, balıkları, doğayı konu edinen hikayeleriyle (Lüzumsuz Adam – 1948, Mahalle Kahvesi – 1950, Son Kuşlar – 1951, Kumpanya – 1951, Havuz Başı – 1952) yaptı.

Kayıp Aranıyor (1951) romanı ise diğer kitaplardan biraz farklıdır. Yerleşik ahlak kurallarını tartışması, toplumun türlü kesiminden insanları karşı karşıya getirmesi ve toplumdan kopmuş aydınları eleştirmesiyle dikkat çeker.

Bilinçaltını dile getiren, çağrışımlarla gelişen, sağlığının bozulduğu son dönemdeki tedirgin ve yalnız dünyasını yansıtan hikayelerinde (Alemdağda Var Bir Yılan – 1945) ise gerçeküstücü öğeler göze çarpar.

Sait Faik hikaye ve şiir türünün haricinde Andre Gide, Georges Simenon gibi yazarlardan da çevirileri bulunmaktadır. Dergilerde kalmış hikayeleri, röportajları, makale türlerindeki yazıları ve kendisiyle yapılan konuşmalar ölümünden sonra derlenerek yayımlandı (Az Şekerli – 1954, Tüneldeki Çocuk – 1955, Mahkeme Kapısı – 1956, Açık Hava oteli – 1980).

Sait Faik’in yaşadığı dönemde siyasi rejimin sanat camiası üzerinde ciddi baskıları vardı. “Şahmerdan” isimli kitabında bulunan bir hikaye sebebiyle Sıkıyönetim Mahkemesi‘nde yargılandı. Bunun dışında “Medar-ı Muaşeret Motoru” ve “Kayıp Aranıyor” isimli kitapları da toplatıldı.