Sabiilik

Sır tasavvurları, gnostik öğretileri ve dışa kapalı yapıları ile bilinen, düalizmi (ışık-karanlık) temel alan topluluğun bağlı olduğu dindir. Sabiilik dininin MÖ 2000’li yıllardan da eski olduğu düşünülmektedir. Kurucusu, kuruluşu ve yayılışı ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır. Karışık ve karmaşık bir dini anlayış olmakla birlikte birbirine zıt gibi görünen birçok konu Sabiilik’te bir arada bulunur.

Sabii kaynakları ve görüşüne göre; Sabiilik, dinlerin ilk tipidir ve Hz. Adem ile birlikte ortaya çıkmıştır. Sabiliğin kutsal kitabı Ginza’da; Adem’in eğitilmesi, kendisine bir kadın bah­şedilmesi, evliliği ve ailesinin çoğalması yer almaktadır. Kutsal kitaplarda ve Sabii inancında kurucu bir peygamberden bahsedilmemektedir. Sabilik; “Işık Elçisi”nce ilk insana öğretilmiş ve ondan sonra nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Ancak Sabiilik’te önemli bir kişi olarak kabul edilen Hz. Yahya, “doğruluğun peygamberi” ve “ilahi elçi” olarak tanımlanmaktadır. Sabiiler, Hz. Yahya’yı; ilahi mesajı kendilerine getiren bir “elçi”, bazı ibadetleri uygulayan ve öğreten bir rehber, bir öğretmen ve “kötü güçle­ri” yenebilmek için “ışık yolu”nu izleyenlere kutsal metinleri teb­liğ eden bir tebliğci olarak kabul etmektedir. Bu nedenle batılı araştırmacılar, teolojilerinde Vaftizci Yahya’yı esas aldıkları için Sabiileri, “Vaftizci Yahya Hristiyanları” olarak da adlandırmışlardır. Irak’ın güneyi, Fırat, Dicle ve Karun nehri boyunca; Basra, Bağdat gibi şehirlerde dağınık şekilde yaşarlar. ABD, İsveç, Danimarka ve Avustralya olmak üzere birçok Batı ülkesinde de mensupları vardır. Ortadoğu’nun erken dönemlerinde önemli bir unsur olarak yaşayan Sabiiler’in sayısının, 70.000 ile 100.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

İslamiyet’e Göre Sabiilik

Kuran-ı Kerim’de üç ayette (Bakara 62, Maide 69, Hac 17) Sabiilerden bahsedilmektedir. Bu ayetlerden ikisinde (Bakara 62, Maide 69) Sabiiler; İnananlar, Yahudiler ve Hristiyanlarla; ayetlerin diğerinde (Hac 17) İnananlar, Yahudiler, Hristiyanlar, Mecusiler ve “Ortak Koşanlar” ile beraber zikredilmektedir. Bakara ile Maide surelerinde birbirine yakın ifadeler kullanılmaktadır. Bakara Suresi’nin 62. ayeti şöyledir: “Şüphesiz inananlar ile Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiilerden Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanan ve iyi işler işleyenler için Rablerinden ecirler (karşılık) vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” Bundan dolayı Kuran’da adı geçen Sabiileri, “Ehl-i Kitap” dinleri arasında saymak uygun olacaktır.

Sabiilik Dininde İnanç Esasları

1.Tanrı İnancı

Sabiilik’te, bütün varlıkları var eden “Yüce Varlık” inancı vardır. Bu Yüce Varlık, Sabiilik öğretisinin temelini oluşturmaktadır. Bu temel öğreti, “hayat” inancıdır. Sabii Literatürü’nde “hayat”ın ne olduğunu net olarak ortaya koymanın zor olduğu belirtilmektedir. Buna sebep olarak, bu konuyla ilgili ifadelerin şifreler şeklinde olması gösterilmektedir. Sabiiliğin kutsal kitabı Ginza’da, hayatın ne olduğu, “bütün işlerin ötesinde olan kudretli, bilinmez Yüce Hayat’ın gücü ve ismiyle’’ cümlesinde belirtilmektedir. Bu cümlede, aynı zamanda Yüce Varlığın niteliği, her şeyin ötesinde ve bilinemez olduğu açıklanmaktadır.

“Hayat İnancı”, Sabiiliğin özünü oluşturmaktadır. Bundan dolayı, yukarıdaki cümlede görüldüğü gibi, Sabiiliğin kutsal metinleri, “Yüce Hayat ismiyle” ifadesiyle başlamakta ve metin içerisinde de bu ifadeye çok sık rastlanmaktadır. Bunun yanında dua mahiyetinde olan kutsal me­tinler de “Hayat en üstündür, en yücedir.” ifadeleriyle son bulmaktadır.

Sabiilik’te, birbirine zıt iki “güç” ve birbirine rekabet temeline da­yanan bir “düalizm” vardır. Bunlardan biri; ışığı, aydınlığı, hayatı, ve­rimliliği ve iyiliği temsil etmektedir. Bu güç, “Işık Alemi” olarak bilin­mektedir. Diğeri; karanlığın, yokluğun, çirkinliğin, eksikliğin, kuraklığın ve kötülüğün temsilcisidir. Bu güce de “Karanlık Alemi” denilmektedir. Karanlık Evreni; yokluğu, eksikliği ve düzensizliği simgeleyen “Kara Su” (Kaos) ilkesi tarafından yaratılmıştır ve Alem’in güneyindedir. Bu iki “güç”, bir rekabet içerisindedir. Onların rekabeti, hayatın şe­kil almasının ve düzeninin şartıdır. Bunlar, aynı zamanda birbirinin ayrılmaz parçası ve birbirinin varlığının şartıdır. Bu iki zıt “güç”ten Işık Alemi’nin başında “Yüce Varlık” yer almaktadır. “Yüce Varlık”, hayatı ve verimliliği sembolize eden Bayat’ın kişileştirilmiş hali olan “İlk Hayat”tır. Işık Alemi’nin başında olan Yüce Varlık, kutsal metinlerde deği­şik adlarla adlandırmaktadır. Bu adlar arasında; “İlk Hayat”, “Yüce Hayat”, “Yüceliğin Efendisi” ve “Kudretli Ruh” ilk sıralarda gelmektedir. Günü­müzde Sabiiler arasında, yaygın olarak Işık Kralı anlamına gelen “Malka d Nhura” nın kullanıldığı belirtilmektedir. Sabiilerin inancına göre “Işık Kralı”, en üstün özelliklere sahiptir ve bütün noksanlıklardan uzaktır.

2. Melek İnancı

Sabilik dininde; Tanrı’ya olan saygı nedeniyle Tanrı’nın adı anılmıyor. Tanrı’nın yerine, aracıları olan yıldızlarda yaşa­dıklarına inanılan meleklere seslenilir. Sabiiler, meleklerin yıldızları yurt edindiklerine ve buradan kainatı idare ettiklerine inanır. Bundan dolayı yıldızlara ve gezegenlere büyük bir saygı ve hürmet gösterilir. Sabilere göre yıldızlar üzerinde yaşayan melekler, Tanrı’nın emriyle dünyadaki tüm canlı ve cansız varlıkların oluşumu ve ihtiyaç­ları olan materyalleri yaratır. Ayrıca dünyada yaşayan tüm canlı ve cansız varlıklara biçim ve yön verilmesinden de onlar sorumludur. Meleklerin, hırs ve ihtiras sahibi insanların doğumundan itibaren sevgi ve mutluluğu gösterdiklerine de inanılır.

3. Peygamberlik İnancı

Sabiilik inancında gerçek anlamda bir peygamberlik inancının bulunup bulunmadığı tartışılan konulardandır. Bu, peygamberliğe bakıştan ve yüklenilen nitelikten kaynaklanmaktadır. Buna rağmen Sabiiler, “Hz. Yahya”yı kendi peygamberleri olarak açıklamakta ancak dinlerini getiren ve Sabiiliği tebliğ eden bir peygamber olarak görmemektedir. Onlara göre Sabiilik, dinlerin ilk örneğidir ve “Işık Tanrısı” tarafından insanlara bildirilmiştir. Bundan dolayı peygamber, Sabii inanç ve ibadetlerini yeri­ne getirme konusunda sadece büyük önder olarak kabul edilmektedir. Önderlerin; mucizevi bir surette doğduklarına ve yetiştirildiklerine, Kral/Tanrı tarafından Sabiiliğin örnek temsilcileri olmak ve Sabiiliği ruhlara öğretmek için gönderildiğine inanılmaktadır. Sabiiliğin dini edebiyatında peygamber, “Nbiha” kelimesi ile ifa­de edilmekte ve onunla da Hz. Yahya kastedilmektedir. Ancak Sabiiler, Hz. Yahya’nın yeni bir öğreti getirdiğini ve bu uğurda mücadele ettiğini kabul etmemektedir. Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed, Sabiilerce olumsuz olarak değerlendirilen şahsiyetlerdir. Bu şahsiyetler ile ilgili olarak onlar, olumsuz kanaatler taşımakta ve onları, “kötülük pey­gamberi”, “yalancı” ve “katliam çocuğu” gibi sıfatlarla anmaktadır.

4. Ahiret ve Kurtuluş İnancı

Sabiilik’te ölüm bir yok oluş değil yeni bir hayatın başlangıcıdır ve ruhun beden hapishanesinden kurtulup “Işık Alemi”ne yükselmesi yolunun ilk adımıdır. Ruh bedenden ayrılınca beden, cansız bir hale gelmektedir. Bedenden ayrılan ruh da; dünyada “ilahi mesaj”a uygun yaşamış ve kötü şeylerden yüz çevirmişse, “yükseliş yolculuğu”na başlamaktadır. Dünyada karanlık işlerle meşgul olmuş olan ruh, “kapkara elbiseler giymiş” olarak bedeni terk etmektedir. Bedenden ayrılan ruh, mezardan çıkarak 45 gün sürecek bir yolculuğa başlamaktadır. Dünyada iyi durumda olan ve iyi yaşamış olan ruhun yolculuğu 40 gün sürmektedir. Işık Alemi’ne doğru yola çıkan ruh, gideceği yere ulaşması için iki engelle karşılaşmaktadır. Bunlardan birisi, dünyayı kuşatan yedi gezegendir. Ruhlar, bu engelle­ri geçerken, dünyada işledikleri günahlar oranında işkence görmekte­dir. Bu işkenceyi yapan, Matarta adı verilen gezegenlerdir. İkin­ci engel ise “Abatur Terazisi”dir. Birinci engeli geçenler, Abatur Terazisi’ne ulaşmaktadır. Dünyada “ilahi mesaj”a uygun hareket etmiş ruh, matartaları (gezegenleri) hızla geçip Abatur Terazisi’ne ulaşmak­tadır. Dünyada ilahi mesaja uygun yaşamayan, kötülük yapmış ve kötü bir yaşayış içinde bulunan ruh ise matartalarda azap çekmektedir. İyi ruhların şimşek hızıyla, günahkar ve kötü ruhların ise acı çeke çeke Abatur Terazisi’ne ulaşacağı ve orada tartılacağı kabul edilmektedir. İyi ruhların bu tartılmada yeterli görülerek yollarına devam edeceğine ve “Işık Alemi”ne yükseleceğine; günahkar ve kötü ruhların ise gü­nahları oranında cezalarını çekmek üzere tekrar geriye/gezegenlere dönüp cezalarını çekerek temizleneceğine inanılmaktadır. Bu kötü ve günahkar ruhların Kıyamet’ten sonraki “Hesap Günü”ne kadar iş­kence görecekleri de inanılan diğer hususlardandır.
Sabiilik’te; dünya hayatının sonunda “Kıyamet Hayatı”nın başlayacağı kabul edilmektedir. Kıyamet’ten önce hava zehirlenecek ve bu zehirlenme ile bütün canlılar yok olacaklardır. Bunları yeryüzü ve gezegenler takip edecektir. Kıyamet’ten sonra genel bir hesap dönemi başlayacaktır. Bu hesap, genelde günahkar ve kötü ruhlar için olacaktır.

5. Mesih İnancı

Sabiilik anlayışında dünya, Adem’in yaratılışından Kıyamet’e kadardır. Bu süre, dört dönemdir. İlk dönem; Adem ile başlamakta ve 216.000 yıl sürmekte, insanlığın kılıç ve hastalıkla tarafından yok edilmesi ile devam etmekte, sadece bir çift insanın hayatta kalması ile son bulmaktadır. İkinci dönem; 156.000 yıl sürmekte, insanlık ateş ile yok olmakta ve bir çift insan kalmaktadır. Üçüncü dönem; 1000 yıl sürmekte, insanlık su ile yok edilmekte ve sadece “Nuh” ile ailesi yaşamayı sürdürmektedir. Dördüncü dönem; Nuh ile başlamakta ve kıyamete kadar sürmektedir. Sonuncu olan bu dördüncü dönem; 8.000 yıl sürecek olan, içinde bulunduğumuz dönemdir. Dördüncü dönem’in son 2.000 yılı; Kudüs’ün kurulması ile başlayan kötülüklerin ve savaşların giderek arttığı bir dönem olacak­tır. Bu dönemde; Sabiiler’e yönelik şiddet ve baskılar artacak; kıtlık, kuraklık, salgınlar ve doğal afetler yaygınlaşacaktır. Kıyametle ilgili çeşitli işaretler ortaya çıkacaktır. Bu işaretler; bir yıldızın okyanusa düşmesi, yedi denizin sularının kızarması, bu sulardan içenlerin kısır­lanması ve son olarak da büyük bir fırtınanın çıkmasıdır. Bu işaretlerin ardından “Praşai Siva” (Son Savaşçı) çıkacaktır. Onun hükümdarlığı sürecinde ahlaki ve sosyal, her türlü kötülük son bulacaktır. Yeryü­zünde adalet, mutluluk ve huzur hakim olacak; her şey iyi ve güzel gelişecek, kış da olmayacaktır. Bu dönem, bir “Altın Çağ”ı andıracak ve “Mehdi’nin Egemenliği” kıyamete kadar sürecektir. Mehdi Praşai Siva’nın hükümdarlığı, dünyanın sonuna kadar de­vam edecektir. Dünyanın sonu geldiği zaman vaftiz için kullanılan ve İlahi Işık aleminden geldiğine inanılan Yardna (Hayat Suyu) adı verilen vaftiz suyu yeryüzünden çekilecektir. Bu suyun yerine okyanus­lardan kaynaklanan yeşil su akacaktır. Bu suyun yaydığı koku havayı zehirleyecek ve bu havayı teneffüs eden ruhlar bedenden ayrılacaktır. Böylece yeryüzündeki tüm insanlar ölecek ve tüm hayat son bulacaktır.

Sabiilik’te Kutsal Kitaplar

Sabiiler geniş bir dini literatüre sahiptir. Bu literatürler yazılı ve sır metinleri olarak iki ana başlık altında değerlendirilir. Yazılı metinler de kendi içinde sınıflandırılır; temel kutsal kitaplar, gizli/sırlı (esoterik) özelliğe sahip metinler, büyü, sihir, astroloji, divan, şerh ve tefsirler diye ayrılabilir. Deri üzerine yazmak yasak olduğundan, Sabiiler genellikle papirüsten veya metalden levhalara yazmışlardır. Sabiilerin en önemli kutsal kitabı Ginza’dır. Yaklaşık 600 sayfadan oluşan Ginza; Adem’in Kitabı, Büyük Hazine (Ginza Rabba) veya Büyük Kitap (Sidra Rabba) gibi adlarla adlandırılmaktadır. İçinde dualar, teoloji, mitoloji, ölüm ve ölüm sonrası hayat vb. konuları ihtiva eder. Diğer kutsal kitaplar; Draşya d Yahya ve Kolasta’dır. “Yahya’nın Öğretileri” (Draşia d Yahya) de Sabiiler’in önem­li kutsal kitaplarından biridir. 37 kısımdan oluşan bu kitapta, genel olarak, çeşitli konulardaki mitolojik tasavvurlar ele alınmaktadır. Kolasta (koleksiyon ya da övgü) gusül, ayin yemekleri vb. ibadetlerle ilgili dua ve uygulamaları içerir. Bu metinler Mandence yazılmıştır. Mandence Sabiilerde ibadet dili olarak kullanılır. Bu dili okuyup yazabilme ayrıcalığı ise yalnızca rahiplere aittir. Bununla birlikte son zamanlarda Mandence’yi günlük dil olarak yeniden canlandırma yönünde bazı girişimler bulunmaktadır. Bu literatürün dili Sabiilerin dili sayılan Mandence’dir. Günlük konuşma dilleri Arapça olan Sabiilerde, Mandence ibadet dili olarak kullanılır. Rahiplerden sadece bazıları Mandence’yi anlayabilmektedir.

Sabiilik inancında temel kutsal kitaplardan başka sadece rahiplerin kullandıkları metinler de vardır. Bunlar; çeşitli konulardaki gizli öğretileri ele almakta ve dini törenler ile ilgili bilgiler vermektedir. Bu bilgiler, rahipler ve rahip adaylarının kavrayabileceği özel ve gizli bilgilerdir. Rahipliğe geçiş töreninde rahip adaylarınca, ehil olmayanların duy­maması için, yüksek olmayan bir ses tonu ile okunmaktadır. Sihir ve büyü ile ilgili ilmi metinler genellikle hastalıklara, belalara, kötü ruhlara, karanlık güçlere ve düşmanlara karşı koruyucu/şifa niteliğindeki metinlerdir.

Sabilik’te çanak çömlek gibi objelerle madeni levhalar üzerine yazılmış sır metinleri önemli yer tutmaktadır. Bu metinler; genellikle kötü ve karanlık güçlere, uğursuzluk, kara büyü ve insanlara musallat olan şeytani ruhlara karşı yapılmış olan büyü bozma ve kötülüklere karşı iyi ruhları çağırma mahiyetindeki şifreli ifadeleri ihtiva etmektedir.

Sabiilik Dininde Mabet ve İbadet Uygulamaları

1. Mabet

Sabii mabetlerine, Mandi ve Manda denilmektedir. Kutsal metinlerde manda, bimanda veya bitmanda şeklinde geçmektedir. Sabii literatüründe mabet için Maşkna kelimesi de kullanılmaktadır.

Sabiilik dinindeki mabet, diğer dinlerdeki mabetler gibi cemaatin içinde ibadet ettiği belirli bir yer değildir, sembolik bir yapıdır. Bundan dolayı mabet; tapmaktan daha çok “Ayin Kulübesi” niteliğindedir, dünyanın en kutsal ve temiz mekanı kabul edilmektedir. Bu kulübeye, belirli bazı durumlarda sadece rahipler girebilmekte, sıradan bir Sabii’nin buralara girmesi mümkün olmamaktadır.

Ayin Kulübeleri; ırmak kıyısında, yönü Kuzey’e ve kapısı gü­neye dönük olarak yapılan penceresiz basit yapılardır. Bu binalarda demir ve çivi kullanılmamaktadır. Kulübelerin önünde vaftiz için havuz bulunmaktadır. Sabiilik inancında rahiplik vardır ve rahipler de bir gruptur ancak seçkin bir sınıf değildir. Rahip olabilmek için gerekli ve istenen şartlan taşı­yan her Sabii, rahip olabilmektedir. Bu şartlar arasında; vücut arızasının bulunmaması, sünnetli olmaması, soyunda zındıkların veya dinin­den dönmüş olanların bulunmaması yer almaktadır. Rahip olacak kim­sede evli olma şartı aranmamakta ancak evli olması ideal olarak gö­rülmekte ve tercih sebebi sayılmaktadır.

2. İbadet Uygulamaları

Genel olarak ibadetler; Vaftiz (Boy Abdesti), Ayin ve Yemekler, Oruç, Dua (Namaz) ve Kurban’dır. “Vaftiz/Boy Abdesti”, Sabiilerin en bariz özelliklerindendir ve su ile, özellikle akarsu ile olması önemlidir. Sabiilik’te Vaftiz Suyu’na Yardna (Ürdün) adı verilmektedir. Bu ismin Sabiilerin ana vatanı olarak Ürdün Nehri’nin havzasının bilinmesinden kaynaklandığı görü­şü hakimdir. Sabiilere göre Ürdün, Fırat, Dicle ve Karun ırmakları “Hayat Suyu”dur, yani Yardna’dır.

Sabiilik inancında vaftiz; “Hayat Suları”na girip çıkmaktan ibarettir. Suya girmek, inancın ve ibadetin temelidir. Bundan dolayı Sabiiler, tarih boyunca hep ırmak kenarlarında yaşamaya gayret etmişlerdir. Sabiilik’te vaftiz, iki görev ifa etmektedir. Bunlardan birisi, manevi kirden ve pislikten yani günahlardan temizlenmektir. Diğeri, Yüce Varlı­ğın (Işık Kralı) dünyadaki temsilcisi olan “Hayat Suyu” ile karışarak Yü­ce Hayat’ın (Tanrı) bir parçası haline gelmektir. Yapılış şekline ve zama­nına göre vaftiz, üç çeşittir. Bu çeşit vaftizler; Masbuta, Rşama ve Tamaşa olarak isimlendirilmektedir. “Tam Vaftiz” olarak adlandırılan masbuta, en önemli vaftizdir ve her Sabii’nin bu vaftizi haftada en az bir gün yap­ması gerekmektedir. Haftanın bu günü de özellikle Pazar’dır. Pazar günü dışında evlilikte, doğumda, dini gün ve bayramlarda, ölüye dokunmada, ciddi hastalıkta ve yolculuktan dönüşte Masbuta /Tam Vaftiz yapılmaktadır. Yalan söylemek, kavga etmek ve küfretmek gibi günah sayılan fiil­lerden sonra da bu vaftizin yapılması gerekmektedir.

Sabilikte “Namaz”, duadan ibarettir. Dua; vaftizlerden ayin­lere kadar her çeşit ibadette/ uygulamada yapılmakta ve her Sabii’nin bütün hayatını kuşatmaktadır. Sabiilerin duası, Yüce Tanrı Malka d Nhura ile O’un emrindeki Işık Elçisi Manda d Hiia’ya gibi ışık varlıklarına yöneliktir. Işık Varlıklar ve “Ata Ruhlar”ı dışındaki varlık­lara dua etmek de yasaktır. Sabii duaları, “Yüce Hayat’ın ismiyle” ifadeleriyle başlamakta ve “Hayat Yücedir/Hayat en Üstündür” ifadeleriyle sona ermektedir.

Sabiiler, diğer ibadetlerde olduğu gibi dualarında/namazlarında kuzeye yönelmektedir. Çünkü Işık Kralı’nın mekanının kuzeyde olduğuna inanılmaktadır. Bundan dolayı “Kıble”, Kuzey olarak kabul edilmektedir.

Sabiilik dininde oruç da önemli bir yer tutmaktadır. Oruç, günah ve kötülüklerden uzak durmak şeklinde değerlendirilmektedir. Sabii kut­sal kitabı Ginza’da inananlar; günah, kötü fiil ve davranışlardan ka­çınma ile oruç tutmaya çağrılmaktadır. Birûni de “el-Kanun” adlı kita­bında Sabiiler’de üç çeşit oruç olduğundan bahsetmektedir.

Ginza’da inananlar, “Büyük Oruç” tutmaya çağrılmaktadır. Bü­yük Oruç da şu şekilde açıklanmaktadır: “Bu dünyanın yiyeceğinden, içeceğinden uzak durmak şeklindeki bir oruç değildir. İffetsiz göz kırp­malara karşı gözlerinle oruç tut, kötülüğe bakma ve onu yapma. Sana ait olmayan kapılara kulak misafiri olmaktan sakınmak için kulaklarınla oruç tut. Kötü yalanlara karşı ağzınla oruç tut, yalancılığı ve dolandırıcılığı sevme. Kötü düşüncelerden sakınmak için kalbinle oruç tut ve kalplerinde kötülük, kıskançlık ve kavgayı barındırma… Cinayet işlemekten ve hırsız­lık yapmaktan sakınmak konusunda etlerinle oruç tut. Sana ait olmayan evli kadına yanaşmaktan uzaklaşarak vücudunla oruç tut… Sana ait olma­yan şeylerin ardından sinsice gitmekten sakınarak oruç tut…”

Günümüzde Sabiiler, kutsal kitaplarında yer almamasına rağ­men, yılın bazı günlerinde et yememek suretiyle “oruç” tutmaktadır.

Sabiiler’de Kurban; ayin ve tören yemeklerinin bir parçasıdır. Kur­ban geleneğinin, Işık Elçisi Hibil Ziva (Manda Hiia) tarafından emredildiğine ve ilk defa O’nun tarafından uygulandığına inanılmaktadır. Kurban canlıdır. Koç ve güvercin kesilerek kurban ibadeti yerine getirilmektedir. Kesilecek kurban hayvanının kulağına; Yüce Tanrı’nın adı, kurbanın fazile­ti, etinin temizliği ve sıhhat kaynağı olduğu söylenmektedir.

Diğer

İbadetler arasında; çeşitli nedenlerle düzenlenen törenler ve yemekler de önemli bir yer tutar. Ölüm sonrasında yapılan “masiqta” adlı tören, ölen kişinin ruhunun Işık Evreni’ne hızla ulaşması için uygulanır. Bu törende din adamları tarafından hazırlanan özel yemekler, belirli ritüellerle yenilir. Diğer gnostik geleneklerin aksine Mandeenlerde, dünyadan elini eteğini çekerek inziva yaşamı sürmek biçiminde uygulamalara yer yoktur. Dünyanın kötü güçler tarafından yaratıldığına inansalar da Sabiilerde evlilik, çocuk sahibi olmak veya iş kurmak gibi olaylara çok önem verilir. Her Sabii’nin, biri dünyalık diğeri de gizli dini ismi olmak üzere iki ismi vardır. Dini isimler, çocuğun doğumunda rahiplerce çeşitli astrolojik hesaplamalar yapılarak tespit edilir. Dışarıya karşı Sabiiler; dünyalık isimlerini kullanırlar; kendi aralarında ve ibadetler sırasında asıl isimleri olan dini isimlerini kullanırlar. Sabii cemaatinin gizlilik prensibine riayet etmesi çok önemlidir. Dinin herhangi bir kuralının veya bir öğretisinin dışarıya/Sabii olmayanlara aktarılması büyük günah sayılır. Her Sabii, kutsal elbisesi olan beyaz rastasını giymek zorundadır. Zira rastasız olarak ölmek, ölüm sonrası büyük cezalara maruz kalmak demektir. Genellikle Sabiiler, dış elbiselerinin altına rastalarını da giyerler.