Simgecilik (Sembolizm)

XIX. yy’da naturalist gerçekliğe ve parnasizmin biçimciliğine karşı tepki olarak doğan, gerçekleri olduğu gibi değil de bizde bıraktığı izlenimlerle anlatmayı, simgelere ve imgelere sıkça başvurmayı, kelimelerin müzik değerinden yararlanmayı ilke edinen edebiyat ve sanat akımı.

En başarılı temsilcileri olarak gösterilenler tarafından bile zorlukla benimsenmiş bir kuram olmasına karşın, simgecilik gerek estetik içeriği, gerek kronolojik gelişmesi, gerek coğrafi yayılması açısından özgün bir akımdır. Kökenleri Alman romantizmine, Hegel ve Schopenhauer’in felsefesine kadar uzanmakla birlikte, özgün akım olarak Fransa’da pozitivizme ve doğalcı edebiyata tepki olarak olarak ortaya çıkmıştır. Doğanın ve nesnelerin özelliklerini, müzikal ve belirsiz anlamlar taşıyan mısralarla dile getirirken, güzelliğin gizemine erişmeye çalışmıştır.

Geleneksel olarak Baudelaire’e bağlanana simgeciliğin başlıca temsilcileri olarak da Verlaine ve Mallarme’nin gösterilir. İdealist ozanları bir araya getiren akım, en geniş izleyici kitlesine tiyatroyla, özellikle Maeterlinck’in oyunlarıyla ulaşmış, çok geçmeden Fransa’nın dışına taşarak, Türk (Ahmet Haşim), Belçikalı (Rodenbach, Verhaeren), İngiliz (Oscar Wilde), Alman (Stefan George), Rus (Balmont), İspanyol (R. Dario), Macar (Endre Ady), Danimarkalı (Georg Brandes) gibi önemli şairleri etkilemiştir.

Simgecilik Mallarme’nin ölümüyle (1898), başlangıcını oluşturan mutlak bir şaheser bulunmamasından, kapalı, özentili ve bilinçli olarak eskiye dönük anlayışından ötürü gerileyerek ortadan kalkmışsa da, XX. yy’ın bütün sanat araştırmalarını etkilemiştir. Öte yandan XIX. yy’ın sonlarında sanayi uygarlığının sonuçları karşısında çok kişinin duyduğu kaygıyı temsil eden simgecilik, romantizmin (özellikle Alman ve İngiliz romantizminin) bazı
temel özlemlerini bir idealizm aracılığıyla dile getirmeyi denemiştir.