Kendimizi Ne Kadar Tanıyoruz?

Acaba gerçekten psikolojik bir hastalık var mıdır? Psikolojik hastalık, ruhsal bozukluk ve tedavi sürecinde ihtiyaç duyulan psikologların bizim gibi birer insan olduğu ve onların da mesleklerinin bizim gibi her gün rutin olarak yapmak zorunda oldukları bir iş olduğu göz ardı edilmemelidir. Onların da bütün insanlar gibi yaşamları boyunca iş, aile, sosyal çevre ve dolayısıyla hayatın getirdiği ve yaşamak zorunda kaldıkları sorunlar var ve onları çözüme kavuşturma çabaları bulunmaktadır.

Ruhsal ve zihinsel olarak takıldığımız düşüncelerde ve hayal dünyasında, çağın getirdiği yenilikler ve değişimle birlikte, insanın ruhsal dünyasını yönetme, kendi sorunlarını çözme ve kendini tedavi etme ihtiyacı doğmuştur.Bu düşünce ve sorunlar varken, diğer insanlara faydalı olma konusunda ihtiyaç duyulan güven ve ruhsal bağın nasıl tesis edileceğine dair kafamızda soru işaretleri oluşur.

Ben de her gün sabah kalkıp işe gidiyor ve bir çok iş yapıyorum.  İşimdeki mesleki heyecan sadece işin ilk günlerinde vardı. Her gün çözüme kavuşması gereken sorunlarla karşılaşmaya başladıkça sıkıntı ve stres artıyor. Bir iş halledilmeden yeni istek ve taleplerde bulunulması ve bunun sıkça tekrarlanması çok can sıkıcı bir durum. Dolayısıyla bu tür sorunlardan dolayı yapılan işle ilgili manevi bir bağ kurmak gitgide zorlaşıyor.

Psikologlarda durum farklı mıdır? Onlara gidip genel kültürümüzün ve bilgi birikimimizin yetersizliği sebebiyle çözüme kavuşturamayacağımız ruhsal sorunlarla ilgili olarak onlardan yardım istediğimizde onların gerçek düşüncelerini bilebilir miyiz?

Örneğin, bize bir hasta gözüyle bakıp bakmadığını bilebilir miyiz; biz ona mahremimizi anlatırken içinden ‘acaba şu seansları uzatsak’ diye söyleniyor mudur; akşam gideceği parti için ne giyeceğini düşünüyor mudur ya da aşık olduğu insana nasıl kavuşacağını veya meslektaşlarıyla oturup hastaları hakkında neler konuştuğunu bilebilir miyiz?

Kişi hasta veya heyecanlı olabilir. Bir insan hiç tanımadığı bir kişiyle çok kısa bir zamanda sevgi-saygı-güven bağını kurabilir mi? Tanımadığımız insanları anlama arzusu her gün yeniden sağlanabilir mi? Her gün aynı işi yapmamıza rağmen her defasında bunu kim, nasıl başarabilir? Her sabah işe gittiğimizde “Umarım bugün çok iş olur, çok çalışırım, çok yorulurum; çok sorun çıkar, çok çözüm üretebilirim.” diyebilir miyiz ya da bunu ne kadar başarabiliriz?

Bir insan herkesi anlayabilir mi ve ‘seni anlıyorum’ derken herkese farklı cümleler mi söyleniyor? Kalıplaşmış cümleler söyleyip güler yüzlü davranma mecburiyeti psikologları sinir etmez mi? Sevmediğimiz, anlam veremediğiniz insanlar olmuyor mu? Ya da derdini anlatan bütün insanlar haklı mıdır? Her birine farklı bir tedavi yöntemi mi uygulanıyor? Herkese farklı bir yaklaşımda bulunmak elbette ki biraz zordur.

Aslında yapılan çok basit. Takıldığımız yerde insan zihni başka bir yöne yönlendirilerek yaşanılan sorun bir anlamda basitleştiriliyor, hayatın devam ettiği ve içinde bulunduğumuz zamana odaklanmamız gerektiği ifade ediliyor.

Eskiden insanlar dertleşerek duygusal anlamda rahatlıyorken bugün de benzer şekilde içinde bulunulan zamana veya duruma uyum sağlamayı kolaylaştırmak amaçlanıyor. Aslında insan, sorunlarını veya dertlerini bir doktora anlattığında iyileşeceğine inanırsa ve dolayısıyla psikologa gitmeye karar verirse tedavinin ilk aşamasını başarmış demektir.

Uzun yıllar önce bir arkadaşım buhranlı bir dönemden geçiyordu. Bana dertlerini anlattı. Ben de olası çözümleri söyledim. Konuşmanın sonunda arkadaşım “Psikolog ne söylediyse sen de aynısını söyledin.” dedi. Ben de “O halde neden benim söylediklerimi dinlemiyor, sadece psikologun söylediklerini önemsiyorsun?” dedim. Cevap veremedi ama anladım ki onun gözünde ‘arkadaş’ , ‘dost’ veya ‘işçi’ idim. Dolayısıyla doktor değildim. Arkadaşım, doktora giderek dertlerine derman bulacak ve doktorun vereceği ilaçlarla rahat uyuyacağını düşünüyor olmalıydı!

İnsan, aynanın karşısına geçerek kendi dertlerini yüksek sesle söyler ve kendi sorularına samimiyetle cevap verebilirse aslında yine iyileşebilir. Tabi bunu yaparken zihnini yönetmesi, ona komut vermesi ve bu şekilde iyileşebileceğine inanması gerekir. Son çare psikologa gitmek olmalıdır.

Psikolojik sorunlar ve ruhsal hastalıklar; yoğun hayat temposu, şehirlerin büyüyüp insanın yaşadığı alanı küçülmesi, yozlaşan insanların getirdiği sorunlardan ve dolayısıyla insanın zihinsel olarak zihnini-beynini boşaltamamasından kaynaklanan rahatsızlıklardır diyebiliriz.

Dağlarda dolaştığımızda, ormanda yürüyüş yaptığımızda ve denizi seyrettiğimizde içimizde bir ferahlık olur ve rahatlarız. Çünkü şehrin karmaşası, trafik, sorun çıkaran insanlar, sevmediğimiz insanlara karşı sürekli nasıl cevap vereceğimizi tasarlamak ve ast üst ilişkileri yok. Sadece biz ve yaşamak istediğimiz güzel hayallerimiz vardır. Zihnimiz onlarla meşguldür  ve hayal kurarken yalnız olduğumuzda, farkında olmadan güldüğümüzde, bunu fark edip onunla dahi mutlu oluruz.

İşte bunu her zaman, her yerde yapabilmek ve hiçbir dış etkiye maruz kalmamayı başarabilmek her şey demektir.

Sayısız doktor var fakat bazı insanlar faydalanıyor bazıları faydalanamıyor. Akli dengesi bozuk olan, bilinci yerinde olmayan insanlar tedavi edilemiyor. İhtiyacı olduğu halde istemeyen ve tedaviyi reddeden insanların yeterli bilgi birikiminin olması, tedaviyi kabul etmesi ve başaracağına inanması onların iyileşmesini sağlayacaktır. Zaten buna inanan insan, ruh sağlığını koruma konusunda sıkıntı çekmeyecektir.

Psikolojide eğer insan “Bu benim dünyam, bunu zihnimde ben var ettim ve zihnimin kontrolü de bende olmalı.” der ve kendisini bu konuda eğitir veya bilgi sahibi olursa daha mutlu, daha sağlıklı ve daha huzurlu bir hayat sürecektir.

Sürekli haberleri izleyip kötü olayların zihninde ön plana çıkmasına müsaade ederek kendisini başka insanların yaşadıkları olaylar yüzünden ileri derecede yersiz düşüncelere sevk etmek, insanı zihinsel olarak yıpratır. Bunun yerine, haberleri izledikten sonra güzel şeylerin kendinde daha fazla yer edinmesi için çaba harcamak ve bunları düşünmek daha faydalıdır. Kişi tercihini iyi yönde kullanmalı ve seçimi kendisi yapmalıdır.

Konu uzun ve teferruatlı ama kıssadan hisse yapmak lazım. Kısmen de olsa kişi kendisinin doktorudur.

Erdem YUVAŞEN