Psikoterapi bir süreçtir. Esasen, bireyin alışmış olduğu yaşam adaptasyonunu sorgulayan bir süreç olarak görülebilir.

İnsanlar, gündelik hayatlarını alışmış oldukları düzen içinde sürdürürken, bir şeylerin ‘yanlış’, ‘eksik, ‘hatalı’ vb. olduğu gibi hislerle açığa çıkan bir ihtiyaç halinde, bir uzmanla bu sürece başlayabilirler. Terapistler, bağlı oldukları ekollere göre bu süreci yönetirler.

Terapist, danışana bir gül bahçesi vadetmez. Bu yazının amacı, tam da bu noktadan çıkmaktadır: Günümüzde, insanların psikoterapi denince zihinlerinde oluşan beklentilerin ne kadarının gerçekçi olduğuna ve ne kadarının gerçekçi olmadığına yardımcı olma amacındadır.

Kişiler bazen;

  • Mutsuzum, mutlu olacak mıyım?
  • Eşim ile çok kavga ediyorum, ayrılayım mı?
  • Kendimi diğerlerinden farklı hissediyorum, eksik miyim, neyim var?

gibi sorulara cevap bulma beklentisinde olabiliyorlar. Fakat dikkat edilirse bunlar birçok açıdan çok yüzeysel ve karşılığı olmayan sorular olduğu gibi, cevapları da soruyu soran bireylere göre değişebilecek türdendir.

Kişilerin, bazen terapiden bekledikleri “hap çözüm”, aslında terapi sürecinin gerçeği ile hiç örtüşmemektedir. Terapi sürecinde, terapist, danışanın deneyimlerini ve davranışlarını onunla birlikte inceler. Bu süreç içerisinde, danışanın kabullenmekten kaçtığı ve daha önce fark etmediği bir çok şeyle karşılaşılabilir. Bu ve benzeri durumlardan dolayı aslında psikoterapi süreci, arada ayaklarımıza dikenlerin de battığı bir süreci içermektedir.

Psikoterapi, bireylerin daha doygun bir hayat sürmesini hedeflemektedir. Genel yargı olarak bilinen, tıbbi tedavi sürecinin bir parçası olmak dışında, tıbbi bir tedaviye ihtiyaç duymayan bireylerin de kendilerini daha fazla fark ederek, yaşam kalitelerini artırma amacı olan bir süreçtir.


Uzman Psikolog Gonca Gül YILMAZ‘ın yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixteen + nineteen =