Psikolojik Dayanıklılık Gücü Nasıl Artırılabilir?

Psikolojik dayanıklılık gücü(resilience), kişinin olumsuz hayat koşullarına karşı gösterdiği bireysel bir baş etme çabasıdır. Tüm olumsuz hayat koşullarına rağmen, sarsılan ancak düşmeyen ve hayatına kaldığı yerden devam edebilen kişiler, psikolojide ‘resilient’ olarak tanımlanırlar. (İngilizce’de dayanıklı, esnek anlamına gelen resilience kelimesi, fizik biliminden psikoloji bilimine kazandırılmış bir kelimedir. Türkçe’de net bir karşılığı olmadığı için makalemde ‘resilient’ olarak kullanmayı tercih ettim.)

Gerek ülkemizde (Örneğin; Marmara Depremi, Soma Faciası) gerekse dünyada birçok felaket yaşanmış ve hala da yaşanmaya devam etmektedir. Psikoloji dünyası, travmaları ve sonuçlarını araştırmakta ve insanlar üzerindeki etkilerini uzun yıllardır mercek altına almaktadır. Eskiden bireylerin olumsuz şartlar karşısında savunmasız ve yaralanmaya açık oldukları ön görülüyordu. Ancak günümüzdeki bilimsel araştırmalar bireylerin içsel kaynaklarının ne denli önemli olduğunu gün yüzüne çıkarmıştır.

Doğal afet, kaza, boşanma, ölümcül hastalık ya da bir yakının kaybı gibi durumlara maruz kalmış bireylerin – sanılanın aksine – her zaman travmatize olmadıkları ya da duygu durum bozuklukları geliştirmedikleri sonucuna varılmıştır. Çünkü ruhsal açıdan güçlü bir dayanma ve baş etme becerisi, ruhsal ya da fiziksel hastalıkların ortaya çıkmasını engellemektedir. Resilient bireyler maruz kaldıkları şartları farklı şekilde deneyimleyebilmekte ve yorumlamaktadırlar. Bu sayede yaşadıkları kötü olaylar karşısında daha az yara alırlar.

Emmy Werner, 90’lı yılların başında Amerika’nın Hawaii adasında çocukların ruhsal dayanıklılığını inceleyen ilk araştırmacıydı. 40 yıl boyunca Hawaii adasında bir çok olumsuz hayat koşullarıyla karşı karşıya kalmış yaklaşık 700 çocuğu inceledi. Çocukların maruz kaldığı olumsuz şartlar aşağıda belirtilen şekildeydi:

  • Ekonomik Zorluklar
  • Anne ve Babanın Psikolojik Rahatsızlığı
  • Anne ve Babanın Alkol Bağımlılığı
  • Anne ve Baba Ölümü
  • Cinsel İstismar
  • Çocuk Bakımında İhmalkar Tutum

Werner ve ekibi yaptıkları bu uzun süreli araştırmada çocuklardan 2/3’sinin başarılı bir şekilde hayatlarını devam ettiremediklerini tespit ettiler. Bu gruptaki çocuklarda uyuşturucu kullanımı, ileri seviyede öğrenme ve davranış problemi, kriminal boyutlarda suça teşebbüs, psikolojik rahatsızlık gibi bir çok farklı olumsuz gelişme görüldü. Çocukların 1/3’ü ise aynı olumsuz şartlara maruz kalmalarına rağmen özgüvenli, yetenek ve empati sahibi bir birey olma yolunda ilerlediler. Araştırma kapsamında bu çocukların aşağıda açıklanan kişisel özelliklere sahip oldukları gözlemlendi.

Psikolojik Dayanıklılığı Destekleyen Kişisel Özellikler

a) Öz Yeterlilik Hissi

Resilient çocuklar, diğer çocuklara göre daha az çaresizlik duygusuna kapılıyorlar. Bu çocuklar başkalarının yardımına ihtiyaç duyduklarında bunu rahat bir şekilde ifade edip çevrelerinden yardım talep edebiliyorlar. Bu bağlamda resilient çocuklar, karşılaştıkları problemleri çözme konusunda kendilerini yalnız hissetmiyorlar.

b) Problem Çözme Yeteneği

Resilent çocuklar, yaşadıkları sorunlarda hemen pes etmemekte ve soruna dair farklı çözüm stratejileri geliştirebilmektedirler.

c) İletisim ve Empati Kurma Yeteneği

Empati yeteneği de bu çocukları yaşıtlarından ayıran diğer bir özelliktir. Bu çocuklar kendi duygularını iyi bir şekilde ifade edebilmekte ve başkalarının duygularını da etkin bir şekilde anlayabilmektedirler. Bu özellik onların hem iş hem de özel hayatlarında olumlu ilişkiler kurmalarını mümkün kılmaktadır. Bu sayede çevrelerindeki insanlarla kalıcı olumlu ilişkiler kurabilmektedirler.

 d) Optimizm (İyimserlik)

Optimizm, hayatta karşılaşılan bir çok olaya olumlu tarafından bakabilmeyi mümkün kılan karakteristik bir özelliktir. İyimserlik özelliği de bu çocukları diğer çocuklara nazaran daha dayanıklı kılmaktadır. Bu çocuklar yaşadıkları sorun ne olursa olsun, geleceğe umutla bakabilmektedirler ve yaşıtlarına nazaran tüm sorunların çözüleceğine dair inançları daha güçlüdür.

e) Autoregulation

İçinde bulunduğu durumu uygun bir şekilde değerlendirme, bağımsız şekilde hedef belirleme, belirlenen hedeflere ulaşabilmek için plan yapma ve bunun için gerekli enerjiyi aktif hale getirme autoregulation özelliğini belirleyici şartlardır. Bu bağlamda resilient çocuklar, karşılaştıkları sorunları çözme sürecinde yukarıda açıklanan aşamaları uygulayabilme yeteneğine sahiptirler.

f) Hobiler

Hawaii araştırması, resilient çocukların özel hobileri olan ve hayattan zevk alan çocuklar olduğu sonucuna da varmıştır.

g) Çevresel Etkenler

Hawaii araştırması, psikolojik dayanıklılık gücünün direkt olarak doğuştan kazanılan bir yetenek olmadığını ve sonradan öğrenilen bir yetenek olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çocuğun içinde bulunduğu çevre ile olan iletişimi, psikolojik dayanıklılık gücünü önemli ölçüde etkilemektedir. Hawaii araştırmasına katılan çocuklar da ebeveynlerinin yeterli duygusal desteği sağlayamadığı durumlarda anneanne, babaanne ya da abla gibi diğer aile fertleri tarafından destek aldıklarını ifade etmişlerdir.

Ayrıca ‘Mannheim Riskli Çocuklar’ adlı başka bir araştırmada, annelerin üç aylık bebekleri ile kurdukları iletişim ve bunun çocuk üzerindeki uzun süreli etkileri araştırılmıştır. Annelerin bebekleriyle kurdukları iletişim esnasında vücut dilinin ve davranışlarının –gülümseme, neşelenme, empati vb.– sosyal-duygusal gelişimi olumlu etkilediği görüldü. Ayrıca araştırmacılar, annenin kurduğu kaliteli iletişimin erken doğmuş ya da sosyal dezavantajlı bebeklerdeki gelişim geriliği riskini azalttığını tespit etmişlerdir.

Ebeveynlere Düşen Görevler

Ruhsal direnme gücü, genetik miras yoluyla sahip olunan bir özellik değildir. Resilience özelliğinin gelişmesinde; yetiştirilme tarzı, ebeveyn tutumları ve diğer çevresel faktörlerin önemi büyüktür. Bu bağlamda ebeveynlere, çocukların duygusal gelişimini olumlu şekilde destekleme konusunda birçok görev düşmektedir.

  • Kendisine verilen bir görevi ya da bir ödevi tam anlamıyla yerine getirmediğinde, “Bunu daha biterememişsin!” demek yerine “Aferin, güzel olmuş, biraz daha gayret edersen ödevini bitirebileceksin.” demelisiniz. Bu sayede çocuğunuzun kendi becerilerine güvenmesini sağlayabilirsiniz. Bu ise çocuğunuzun öz yeterlilik hissini olumlu şekilde etkiler.
  • Empati, çocuğunuzun sosyal-duygusal gelişimindeki temel taşlardan bir tanesidir. Onun sözünü kesmemeli, duygularını ifade etmesine imkan tanımalısınız. Ayrıca etkin dinleme metodu da empati yeteneğinin gelişiminde çok önemli rol oynamaktadır. Etkin dinleme, karşınızdaki kişinin söylediklerinden ne anladığınızı kendi sözcüklerinizle ifade etme metodudur. Bu sayede çocuğunuza “Seni anlıyorum, ne hissettiğini biliyorum.” mesajını verebilirsiniz.
  • Çocuğunuza; davranışlarından dolayı değil, çocuğunuz olduğu için değer verdiğinizi daima hissettirmelisiniz. Ona bir birey olarak saygı duyduğunuzu hissettirmelisiniz.
  •  Çocuğunuz bir problemle karsılaştığı zaman, hemen müdahale etmek yerine sorunu kendi başına çözmesi için ona zaman tanımalısınız. Kendi başına çözüm yolları bulması için onu desteklemelisiniz. Çözüm yolları bulma konusunda güçlük çekiyorsa, ona sorular sorarak fikirler üretmesini sağlamalısınız.
  •  Hayata karşı pozitif bir bakış açısı kazanması için olaylara olumlu yönlerinden bakması konusunda çocuğunuza yardımcı olmalısınız.