Platonik Bağımlılık

“Selvi Boylum Al Yazmalım”, yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın yaptığı, başrollerinde Kadir İnanır ve Türkan Şoray’ın oynadığı, Türk sinemasının başyapıtlarından birisidir. 1977 tarihli bu film, günümüzde hala sevilerek seyredilmektedir. (Platonik Bağımlılık)

Bizim bugünkü konumuz herkesin ezbere bildiği son sahnede gizli:

“Sevgi neydi? Sevgi iyilikti… Dostluktu… Sevgi emekti…”

Sevgi üzerine sayısız şiir, hikaye ve güfte kaleme alınmış; bir o kadar da film ve dizi çekilmiş; şarkılar bestelenmiştir.

Konumuz sevgi üzerine. Hayata sevgi ile başlarız, henüz “anne” kelimesini telaffuz edemeden anne sevgisini hissederiz.

Sevgi bir ihtiyaçtır. Sevginin yokluğu; dünyayı, üzerinde yaşanmaz hale getirecek bir kaosu bünyesinde barındırmaktadır.

Neden Sevgimizi Mutluluğa Değil de Bağımlılığa Dönüştürüyoruz?

Emre Kongar, bir yazısında sevmeyi çok güzel bir şekilde tarif etmiştir:

Benim mutluluk reçetem “insanları seveceksin” ilkesidir.
İnsanları seveceksiniz ama karşılıksız seveceksiniz.
Çünkü insanoğlu vefasızdır.
Çünkü siz insanları severken onlar size her türlü kötülüğü, kalleşliği yapabilir.
Hem de hemen bugün, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbür gün, ama bir gün mutlaka, hem de çok yakında.
İşte bu nedenle insanları karşılıksız seveceksiniz.
Ancak böyle hem güçlü, hem sevgi dolu ve bu nedenle de mutlu olabilirsiniz.

Sevgi, paylaştıkça huzur veren bir duygudur. Sevgi duygusu noksan olan bir kişi, ne kadar sevilirse sevilsin, sevgi duygusunu kendi içinde yaşayamadığı sürece mutlu olamayacaktır. Sevgi de sabır, saygı ve iyilik gibi karşılık beklemeden verilen bir duygu olmalıdır. Karşılıksız sevmek, insanları olduğu gibi kabul etmektir. Sevginize karşılık bekliyorsanız şayet, duygularınızı beklentileriniz şekillendirecek; huzurunuz, mutluluğunuz ve hayat enerjiniz karşınızdakinin verebildikleriyle sınırlı kalacaktır.

Günümüzde, çocuklarımıza sevgi hariç her şeyi fazlasıyla veriyor ve onların ihtiyaçlarını aksatmamaya çalışıyoruz. Ancak sevgiden yoksun büyüyen çocuklar, bir noktadan sonra sevgiye aç bir hale geliyor ve doymuyor. Sevgiyi vermeyi öğrenemediğimiz için sevildikçe bu eksikliğin giderilebileceğini düşünüyoruz. Bir ilişkide karşımızdaki kişinin bizi sevmediğini fark ettiğimizde; başarısız, çirkin veya sevilmeyi hak etmeyen biriymişiz gibi bir düşünceye kapılıyoruz. İşte tam bu noktada bağımlılık devreye girer. Böylece eksikliğimizi gidermek için karşımızdaki kişinin bizi sevmesi gerektiği fikri açığa çıkar. Bizi kesinlikle sevmelidir, şayet sevmeyecekse başka kimseyi de sevmemelidir! Bu katı düşünce, karşılıksız sevdiğimizi düşündüğümüz kişiye karşı bizi bağımlı hale getirecektir. Başarılarımızı karşımızdakinin takdirine göre yorumlayacağız; bu da kimliğimizi kaybetmemize yol açacaktır.

İnsanları Nasıl Sevmeliyiz?

Sevme yetisi, sahip olduğumuz en önemli hazinelerden biridir. Sevmediğimiz işi yapmak, bir süre sonra bizi çalışmaktan soğutacak; sevmediğimiz biriyle arkadaşlık kurmak, bizi bir süre sonra yalnızlığa itecektir.

Sevmek, her şeyin çözümüdür aslında. Doğayı sevmek, insanı sevmek, yaşamayı sevmek… Seviyoruz diye doğa bize borçlu değildir ya da biz seviyoruz diye çiçekler bizi sevmek zorunda değildir. Öyleyse neden insanları karşılık beklemeden sevmeyelim ki? Sevdikçe çoğalır insan…


Suzan KARA’nın diğer yazıları için tıklayınız…


Bağımlılıkla İlgili Diğer Yazılarımız: