Günümüzün popüler söylemlerindendir özgüven eksikliği. Peki, nedir bu özgüven?

Özgüven; kendimize yönelik iyi duygular geliştirmek, kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonuncunda da kendimiz ve çevremizle barışık olmaktır.

Özgüven önemli görüldüğü birçok alan vardır: Kimisi iş hayatı, yetenekleri ve başarıları sayesinde kendisini özgüvenli hisseder; kimisi sosyallik anlamında; kimisi de yeni deneyimlere ve maceralara cesaret etmesi anlamında kendisini özgüvenli bir birey olarak tanımlar. Yani aslında hepimizin, kendimizi daha güvenli ya da daha güvensiz hissettiğimiz alanları vardır.

Özgüvenli insanlar kendilerini iyi hissettikleri alanlara odaklanıp bardağın dolu tarafını görmeye odaklanırlar. Özgüvensiz insanlar da tam tersi, sadece kendi zaaflarına ve başarısızlıklarına odaklanıp iyi oldukları alanları yok sayma eğilimindedirler, yani görebildikleri şey bardağın boş tarafıdır.

Özgüvensiz bir kişi de özgüvenli bir kişi de aslında kendini her haliyle bir bütün olarak görebilen, kendini objektif olarak değerlendirebilen bir kişi değildir. Bir taraf kendisini olduğundan fazla değersiz görüp depresyon boyutuna ulaşabilirken, diğer taraf kendisini olağanüstü görüp narsizm boyutuna ulaşabiliyor.

İşte öz-şefkat dediğimiz kavram burada devreye giriyor. Öz-şefkat, İngilizce “Self-compassion” kelimesinden geliyor. Bu ise kendine anlayış göstermek demektir. Bunu biraz daha açacak olursak: Öz-şefkat, kendini bir bütün olarak görüp kabullenmek; zaafları, başarısızlıkları, hataları; başarıları ve yetenekleriyle bir bütün olduğunu fark edip kendine her koşulda değer vermek, kendine anlayış ve şefkat gösterebilmektir. Kendine insan olma hakkı verebilmektir…

Aslında başarısızlıklarımız, zaaflarımız ve hatalarımız da iyi yanlarımız gibi bizi biz yapan, sadece bizim olan özelliklerimizdir. Nasıl ki Allah, gözbebeğimiz ve parmak izimiz gibi fiziksel özelliklerimizi eşsiz ve biricik yaratmışsa kişisel özelliklerimizi yeteneklerimizi ve zaaflarımızı da bize özel yaratmıştır. Her birimizde farklı bir esmasını tecelli ettirmiştir.

Bir süper kahraman ya da melek değilsek, şu hayatta tabii ki hata yapacağız. Hatta dibe vurduğumuz anlar bile olacak: kendimizi kötü, beceriksiz ve yeteneksiz hissettiğimiz anlar…

İşte o zamanlarda yapmamız gereken şey; bu durumu yaşayan, sanki çok sevdiğimiz bir arkadaşımız, evladımız ya da eşimizmiş gibi -onları nasıl ve hangi sözlerle teselli ediyorsak- kendimizi de aynı şekilde teselli etmektir. Çevremize, sevdiklerimize gösterdiğimiz şefkati ve değeri kendimize de yöneltebilmektir.

Elimizi kalbimizin üstüne koyup:
‘Evet şuan hata yaptın, olaylar planladığın gibi gitmiyor ya da kendini çok kötü hissediyorsun. Şu an çok acı çekiyorsun(hangi durumdaysanız, ne hissediyorsanız, ne duymak istiyorsanız o şekilde devam ederek). Bunlar insan olmanın birer parçası, sen de bir insansın ve de ne olursa olsun her zaman her koşulda çok değerlisin. Çünkü sen “Yaratılmışların En Şereflisisin”….diyebilmeliyiz.
İşte o zaman kendimize hak ettiğimiz değeri ve şefkati gösterebilmiş oluruz.


Psikolog Sümeyra YILMAZ‘ın yazıları için


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

14 + thirteen =