Osman Bey

Osmanlı Devletinin Kurucusu ‘Osman Bey’

|Osmanlı Devletinin  kurucusu ve ilk padişahı|

Osman Bey’in yaşamına ait bilgiler geleneksel olup kayıtları ölümünden bir asır sonrasına dayanmaktadır.  İlk Osmanlı kaynaklarına göre Anadolu’ya gelen bir Türkmen boyuna mensup olup Söğüt uç bölgesine yerleşen Ertuğrul Gazi ve Halime Hatun’un oğludur.  Söğüt veya Osmancık’da 1258 yılında dünyaya geldi. İbn-i  Batuta’da Osmancuk, kimi kaynaklarda da adı Otman olarak geçmektedir. Osman gazi babası Ertuğrul Gazi’nin 1281’de vefatı ile 23 yaşında Beyliğe geçirildi. Bir görüşe göre, Selçuklu Sultânı II. Gıyâseddin Mes’ûd’un 1284’de Söğüt ve çevresinin kendisine verildiğine dair ferman ve yanında hediye ettiği ak sancak, tuğ ve mehterhâne ile uç beyi oldu. O dönemde Osman Bey, Sakarya nehrine kadar gaza akınları yapan Kastamonu uç emirlerinden Çobanoğulları’na daha sonra Germiyanoğullarına bağlı olup bu ucun en ileri bölgelerinde faaliyet gösteriyordu.

İlk hareket üssü Söğüt olan Osman Gazi devletin doğuşuna delalet eden Karacahisarı fethetti. İlk cuma namazı burada Dursun Fakı (Fakih) tarafından kıldırıldı. Osman Gazi adına ilk hutbe de 1290/91 yılında Karacahisar’da Dursun Fakih tarafından okundu.

Bizans’ın Batı Anadolu topraklarını fetheden diğer beyler gibi Osman Bey’de 1299’da Selçuklu Sınırlarının ötesinde geniş bir bölgeyi egemenliği altına alarak birçok şehir ve kalelere hükmeden bir Bey durumuna geldi. Osman Bey eski Türk geleneğinde olduğu üzere ele geçirdiği şehirlerin yönetim ve savunmasını oğullarına bıraktı. Kardeşi Gündüz Bey’e Eskişehir’i, Oğlu Orhan Gazi’ye Karacahisarı, Hasan Alp’e Yarhisarı, Turgut Alp’e İnegöl bölgesini verdi. Buralar Osmanlı’nın uç bölgeleriydi.

Bafeus (Koyunhisar) Savaşı (27 Temmuz 1302)

Osman Gazi’nin hanedan ve beylik kurucusu haline gelmesini sağlayan savaştır. Bilecik-Yenişehir Bölgesi’nin fethinden sonra Osman Gazi bitinya’da Bizans’a ait iki Merkezi, İznik ve Bursa’yı almak için harekete geçti. İznik’in üzerine yürümeden önce gerisini koruma altına almak için Bursa Ovası tarafında  bulunan Marmaracık ve Koyunhisar’ı itaat altına almış ve 1302 de İznik ovasına inip şehri kuşatmıştır. Osman Bey’in İznik kuşatması ve Bizans İmparatorun’un şehri kurtarmak için Heteriarch Muzalon kumandasında gönderdiği orduya karşı kazandığı zaferi hakkında çağdaşı Pachymeres, Anonim Tevarih-i Al-i Osman, ve Neşri etraflı bilgi verirler.

Koyunhisar Savaşı diye de tanımlanan savaş bugün Bursa’nın Yenişehir ilçesine bağlı Koyunhisar ya da diğer adıyla Hamidiye Köyünün bulunduğu ovada gerçekleşmiştir. Başta Bursa valisi Atranos, Ketel ve Kite tekfurları Osman Bey’e karşı birleştiler. İmparator II. Andronikos Palaiologos da 2000 kişilik bir kuvvet gönderdi. Ancak bu birleşik Bizans Ordusu Osman Bey komutasındaki Osmanlı Kuvvetleri tarafından Koyunhisar’da ağır bir yenilgiye uğratıldı.

Bizans imparatorluk ordusuna karşı kazanılan bu zafer Osman Gazi’yi bölgede sivrilen karizmatik bir Bey durumuna yükseltmiştir. Bizanslı tarihçi Pachymeres, bu zaferle Osman Bey’in şöhretinin Paflagonya (Kastamonu) bölgesine yayıldığını ve gazilerin onun bayrağı altına koştuklarını kaydeder. Bafeus Savaşı Osman Gazi’ye hanedan kurucusu bir bey prestiji kazandırmış, kendisinden sonra gelen oğlu Orhan rakipsiz olarak beylik tahtına geçmiştir. Böylece 27 Temmuz 1302 tarihini Osmanlı Hanedanı’nın dolayısıyla Osmanlı Beyliği’nin kesin kuruluş tarihi olarak kabul etmek gerekir.

Beyliğin Genişlemesi

Koyunhisar Savaşı’ndan sonra genişleme politikası’na devam eden Osman Bey Melengeia’yı (Yenişehir) ele geçirerek, burayı hareket üssü yaptı. Ardından İznik ve Bursa üzerine baskılarını arttırdı. Bölgede etkinliğini arttıran Osmanlı Beyliği türkmenler arasında da önemli bir meşruiyet kazandı. Domaniç Dağından Söğüt’e kadar uzanan sınırlı bir toprak parçasına sahip olan Osman Bey, zamanla Sakarya’nın batısındaki İnegöl Düzlükleri ve daha doğudaki Bilecik Yarhisar ve son olarak da Yenişehir kalelerini alarak Beylik sınırlarını Bir hayli genişletti. Osman Bey’in üst üste gelen bu başarılarından sonra iç bölgelerden hatta diğer beyliklerden gelen kişilerde Osmanlı akınlarına katılmaya başladı. Böylece Osmanlı Beyliği bölgede ciddi bir güç haline geldi. Osman Gazi hanedanı kurarak devlet güçleninceye kadar kendisinden daha kuvvetli durumdaki Türkmen komşularıyla herhangi bir çatışmaya girmemiş ve beyliğini Bizans aleyhine geliştirme politikasını sürdürmüştür.

1306 da yapılan Dinboz Savaşı sonunda Kestel, Kete ve Ulubat Kaleleri fethedildi ve Osmanlı tarihinin ilk askeri antlaşması imzalandı. 1308 yılında ise Karahisar feth edilip bölgenin önemli ticari ve sosyal merkezlerinden olan İznik sıkıştırılmaya başlandı.

Osman Gazi’nin siyasi dehasını gösteren önemli bir olayda Bizans’ın ticaret yollarına hakim olarak Bizans’ı zor durumda bırakmasıdır. Zaman zaman Bizans halkından ve tekfurlarından müslüman olanlar da vardı. Harmankaya Tekfuru Köse Mihal Bey bunlardan biridir. Müslüman olup kalesi ile Osmanlılara katıldı. Lefke, Mekece ve Akhisar dolayları onun gayretleri ile ele geçirildi.

Osmangazi padişahlığı döneminde Bursa’yı da kuşattı (1305), Karatekin, Ebeşuyu, Tuzpazarı, Kapucuk ve Keresteci Kalelerini fethedip Akçakoca ve Kocaeli’yi Osmanlı topraklarına kattı (1317)

Osman Gazi fetihler ile meşgul olmaya devam ettiği sıralarda fethedilen yerlerin İdaresi için de gerekli teşkilatları kuruyordu. ihtiyaçlara göre kanun mahiyetinde bir takım emirler veriyor ayrıca Selçuklu Kanunlarından da yararlanıyordu. İlk vergi Osman Gazi zamanında alındı. Pazara getirilen, toptan kabul edilen yük cinsinden mallar “baç“ denilen vergiye tabi tutulmuştu. Köylünün satmaya getirdiği az miktardaki mallardan baç alınmazdı. Selçuklular zamanında geçerli olan tımar usulü Osman Gazi döneminde de sürdürüldü. Kendisine tımar verilen Sipahi bulunduğu köyün vergisini toplar buna karşılık da savaş zamanı atları, zırhları ve yardımcıları ile birlikte sefere giderdi.

Osman Bey’in Rüyası

Osman Gazi Şeyh Edebali’nin görüşlerine değer verir ve ona saygı duyardı. Sık sık Şeyh Edebali’nin Eskişehir’de  bulunan Sultanönü’ndeki Dergahına gider ve misafir kalırdı. Osman Gazi bir gece dergah’ta misafirken bir rüya gördü. Sabah olunca hemen Edebali’ye gidip rüyasını anlattı. “Şeyhim, rüyama girdiniz. Göğsünüzden bir ay çıktı. Yükseldi yükseldi sonra benim koynuma girdi. Göbeğimden bir ağaç büyümeye başladı. Büyüdü, yeşillendi dalbudak saldı. Dallarının gölgesi bütün dünyayı tuttu. Rüyam ne manaya gelir?” Şeyh bir süre sustuktan sonra ona şöyle dedi. “Müjdeler olsun ey Osman! Allah sana ve senin evladına saltanat verdi. Bütün dünya evladının himayesinde olacak. Kızım da sana eş olacak.” Bu olaydan sonra Şeyh kızını Osman Bey’e verdi ve bu evlilikten Alaaddin adında bir çocuk doğdu. Rüyanın gerçekliği hususunda şüpheler vardır. Prof. Dr. Halil İnalcık, Prof. Dr. Mehmet Ali Kılıçbay, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu dahil birçok tarihçi bu rüyanın gerçekliğinin olmadığı, birçok hanedan için buna benzer efsanelerin anlatılmakta olduğunu ifade etmişlerdir.  

Osman Bey’e Kurulan Tuzak

Osman Gazi yaylağa giderken eşya ve yüklerinin bir kısmını Bilecik kalesine bırakırdı. Fakat bir süre sonra Bilecik tekfuru civardaki tekfurlar ile anlaşarak Osman Gazi’ye bir tuzak kurmaya karar verdi. Yarhisar tekfurunun kızı evleneceği için bir ziyafet düzenlemişti. Osman Gazi’de bu ziyafete davet edildi. Köse Mihal Osman Gazi’ye onun için kurulan tuzağı haber verdi. Osman Gazi de Bilecik tekfuruna birini göndererek her sene olduğu gibi bu sene de eşyalarının bir kısmını kaleye bırakmak için izin istedi.  Ziyafetten sonra da yaylağa gideceğini bildirdi. Osman Gazi eşyalarını kadın kılığına girmiş kırk yiğitle kaleye gönderdi. Kale halkının çoğu Çakır Pınarı denen yere ziyafete gitmişlerdi. Osman Gazi’nin kadın kılığına giren askerleri burayı hemen zapt ettiler. Adamlarının bir kısmını da yol üstünde pusu kurmaları için bırakan Osman Gazi hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi ziyafete gitti. Bir müddet sonra kalenin alındığı gizlice kendisine bildirilince ziyafet sofrasından hızla kalkıp atına atlayıp doğruca adamlarının pusu kurduğu yere gitmeye başladı. Tekfurun adamları onun peşine düşmüşlerdi. Osman Gazi Pusu kurdurduğu yeri geçince pusudakiler hücuma geçtiler. Tekfurun adamlarından pek azı kurtulabildi. Osman Gazi hemen Yarhisara gitti gelinle birlikte kale ileri gelenlerinden bir çoğunun kızlarını esir etti. Gelini oğlu Orhan Bey’e nikahladı. Gelinin ismi Nilüfer Hatun’dur. Nilüfer Hatun Orhan Bey’in oğullarından Sultan Murat ve Şehit Süleyman Paşa’nın annesidir. Bilecik ve Yarhisar kalelerinin fetihleri 1297/1298 bir rivayete göre de 1298/1299 yılındadır.

Dündar Bey Olayı

Neşri’deki bir rivayete göre Ertuğrul Gazi’nin ölümü üzerine Söğüt’te Beylik sorunu ortaya çıkmıştır. Göçer’den bir bölümü Osman’ı, bir bölümü amcası Dündar’ı (Tündar) “Beğ” kılmak istediler. Osman’ın “kendü kabilesi” Osman’ı tuttu. Bir araya gelindiğinde çoğunluk Osman’ı destekledi; bunun üzerine Dündar da ona biat etti.

1299’a doğru Dündar Osman Gazi’nin kethüdasıydı. 1299’da Osman’ın fetih politikasında kökten bir değişiklik oldu. Dündar Bilecik tekfuruna ve Rum halka karşı eski iyi geçinme politikasının sürdürülmesi gerektiğini ileri sürdü. Osman bu sözü kendisinin savaş ve egemenlik hakkını engelleme olarak anladı ve okla Dündar’ı vurup öldürdü. Neşri bu olayı şöyle özetler: Bilecik tekfuru bir eğlence düzenlemiş ziyafetin ortasında Osman Bey’e elini öptürmek istemiş ve anlaşıldığı kadarıyla Osman Bey’de tekfurun elini öpmek zorunda kalmıştır. Düşürüldüğü bu onur kırıcı durum Osman Bey’in içinde yer etmiş ve beyliğin başına geçince de tekfurdan bunun intikamını amcası Dündar Beyi okla öldürmek suretiyle almıştır. Fransız yazar Alphonse de Lamartine, “Aşiretten Devlete” isimli eserinde Osman Bey’in amcası Dündar Beyi oku ile değil yayının tahtası ile vurarak öldürdüğünü belirtmiştir. Bazı tarihçiler Dündar Bey’in sürekli Osman Bey aleyhinde çalışmalarda bulunduğunu ve Bilecik tekfuru ile işbirliğine girişerek Osman Bey’e bir suikast tertip ettiğini, Osman Bey’in ise bu girişimin Köse Mihal vasıtası ile öğrenip vaziyeti lehine çevirdiği ifade etmektedirler. Ancak bu olayın gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Zira idam hadisesi meydana geldiğinde Dündar Bey 100 yaşına yaklaşmak üzereydi diyen tarihçiler vardır. Ayrıca Dimitri Kantemir gibi bazı tarihçiler Dündar Bey’in Söğüt’e gelmeden vefat ettiğini belirtmektedirler.

Osman Bey’in Ahilerle ilişkisi

Anadolu’da o sıralarda Ahilik ve Babailik olarak iki önemli tarikat vardı. Şeyh Edebali bir Ahi reisiydi. Eskişehir civarında bir tekkesi vardı ve o bölgenin en itibarlı ve sözü geçen kişilerindendi. Osman Bey, Edebali’nin kızı Rabia Bala Hatun’la evlenerek Ahilerin nüfuzundan yararlanma imkanı buldu. Nitekim Şeyh Mahmud Gazi, Ahi Şemseddin ve oğlu Ahi Hasan ve Çandarlı Kara Halil de Ahilerdendi. Bunların hepsi Osmanlı Beyliğinin kalkınmasında ve büyümesinde önemli hizmetlerde bulundular.

Osman Bey’in Nasihati ve Ölümü

Osman Gazi yaşlanıp hastalandığı için 1320 yılından sonraki faaliyetlere katılmadı yerine vekil olarak bıraktığı oğlu Orhan Gazi 1320 yılında Mudanya ve Gemlik, 1323 de Akyazı ve Ayanköy, 1324’de Karamürsel ve Osman Gazi Karacabey, 1325’de Orhaneli’ni Osmanlı topraklarına dahil etti. Osman Bey’e babasindan kalan arazinin genisligi 4800 km. karedir. Kendisi vefat ettigindeyse, beyliğin toprak genisliği 16.000 km. kareye ulaşmıştır. Vefat etmeden önce oğlu Orhan Bey’e şöyle vasiyet etmiştir:

Oğullarıma ve bütün dostlarıma birinci vasiyetim şudur ki; her zaman gazaya devam ederek, Din-i Celil-i İslâm’ın yüceliğini yaşatınız. Cihadın kemâline ererek, sancaği şerifi hep yüksekte tutunuz. Her zaman İslâm’a hizmet ediniz. Zira Cenâb-ı Hak benim gibi zayıf bir kulunu ülkeler fethetmek için memur etti. Gaza ve cihadlarınızla Kelime-i Tevhid’i çok uzaklara götürünüz. Hanedanımdan her kim, hak yoldan ve adaletten saparsa mahşer gününde, Resulü Azam’in şefâatinden mahrum kalsın. Oğlum! Dünyaya gelen hiç bir insan yoktur ki, ölüme boyun eğmesin. Bana da Hz.Allah’ın emri ile şimdi ölüm yaklaşti. Bu devleti sana emanet ediyorum. Seni de Mevlâ’ya emanet ettim. Her işinde adaleti üstün tut.

Vefatında 68 yaşındaydı. Osman Bey 1324’de (kimi kaynaklara göre 1326) Söğütte Nikris hastalığından öldü. Türbesi Bursa’da bulunmaktadır.

Kaynakça

Ahmet Seyrek “Osmanlı Padişahları”, Tulpar Yayıncılık, 2015.

Mustafa Barış Özkök “Eğlenceli Türk Tarihi”, İnkılap Yayıncılık, 2014.