Okuma Yazma Öğrenmenin Farklı Yolları

İnsan beyni şu anki halini daha ilk kelime kağıda yazılmadan çok önce aldı. Alfabenin icat edildiği beş bin yıldan bu yana, beyinlerimizde neredeyse hiç değişiklik olmadı. Dolayısıyla okuma veya ileri düzey matematik gibi becerileri gerçekleştiren beyin devreleri aslında başka işlerde kullanılmak üzere evrilmiştir. Günümüzün beyin tarama çalışmaları, okumayı sağlayan sistemin nasıl olgunlaştığına dair bilgi edinmemizi sağlar.

Türkçe gibi alfabe temelli dilleri öğrenen çocuklarda beyin aktivasyon desenleri, gelişimin belirli aşamalarını yansıtacak şekilde değişir. Bu aşamalar disleksik veya Çince okuma öğrenen çocuklarda farklı yollar izler. Belli ki okuma yazmaya giden birden fazla yol bulunuyor. Bu yolların hangisinin daha kolay olduğu çocuktan çocuğa değişebilir.

  • Doğru dil seçimi ileride ortaya çıkacak güzel sonuçlarda pay sahibi olabilir.

Nörobilimcilerin yetişkinlere uyguladıkları beyin taramaları sonucunda buldukları üzere, okuma sırasında beynin birden fazla bölgesi harekete geçer. Bunlar frontal lob, beyincik ile neokorteksin paryetal ve oksipital loblarla buluştuğu bölgedir. Sol inferior temporal korkeksteki fusiform girusun üzerinde bulunan bir bölge, yazılı dili tanıma konusunda özellikle önemlidir. Birine bir kelime (kedi) veya kelime gibi duran bir harf dizisi (zedi) gösterildiğinde bu bölge aktifleşir. Bu ikisi arasındaki fark okunuşları arasındaki farktan öte bir şeydir.

Kelimelerin biçimlerini tanıma, deneyimle öğrenilir. Öyle anlaşılıyor ki bu kapasite, inferior temporal korteksin nesneleri görsel olarak tanıma genel becerisinin bir parçasıdır. Maymunlar veya insanlar; çiçek, el veya bir maymunun ya da insanın yüzü gibi belirli nesneleri gördüklerinde bazı nöronlar ateşlenir. Yüzlerin nöral işlenmesi beynin sağ bölgesinde olur. Yüz nöronları son derece özelleşmiştir: Yalnızca yüzlere tepki verir, kişisel özelliklere, farklı düzenlenmiş yüz resimlerine veya baş aşağı yüzlere tepki vermezler. Doğal nesnelerin çoğu soldan veya sağdan bakıldığında aynı görünür. Belki de bu yüzden, bir görüntüyü ayna simetrisiyle karıştırmak insanlarda ve hayvanlarda yaygındır.

  • Çocuğunuzun beyni  ve sizin beyniniz, sık karşılaşılan görsel sorunları çözmek üzere optimize olmuştur. Fakat okuma eylemi evrim tarihi açısından çok yeni sayılacak bir olay olduğundan bu optimizasyon okumayı kapsamaz. Doğada nesnelerin sağdan ve soldan görünüşleri arasındaki farkı ayırt etmek çoğu zaman bir avantaj sağlamadığından, sağ inferior temporal korteksin okuma sistemine dahil edilmemesinin neden iyi bir şey olacağını açıklar.

Çocuğunuzun sağ inferior temporal korteksinin okuma eylemine karışma girişimleri sorunlara neden olabilir; çünkü kelimeler ve harfler asimetriyle doludur. Okurken ayna simetriyi ayırt etmek, örneğin b ve d’yi veya AH ve HA’yı karıştırmamak çok önemlidir. Beynin, sol ve sağ görüntüleri aynıymış gibi algılama eğilimini ketlemesi gerekir.

  • Ayna simetri karışıklığı, harflerin ve kelimelerin algılanmasını zorlaştırabilir ve bazı durumlarda okumayı güçleştiren faktörler arasında yer alabilir.

Yüz gibi doğal nesneler her iki taraftan da aynı göründüğünden dolayı, evrimsel açıdan daha verimli olan algı stratejisi ikisine de aynıymış gibi davranmaktadır. Okumayı yeni öğrenenler için bu doğal eğilimi bastırarak harflerin soldan ve sağdan görüntülerine farklı davranmak en zor aşamalardan biridir.

  • Anaokulunda sağ sol ayrımını yapabilmek, okumaya hazır olmakla korelasyon gösterir. Bu yaştaki çocuklar harfleri sık sık tersten yazarlar. Sol sağ ayrımını yapma kapasitesiyle erken okuma arasındaki ilişki birinci sınıfta kaybolur.

Bu da birçok çocuğun bu karışıklığı altı yaşına gelene kadar çözdüğü anlamına gelir. Bundan sonra okurken sol frontal ve temporal lobları gittikçe daha fazla kullanır hale geliriz.

  • Disleksikler ise sol ve sağı sık sık karıştırır, ayna simetrisini algılamakta zorlanırlar. Bazı disleksik çocukların tersten yazma becerisi buradan gelebilir.

Başarılı bir şekilde okumayı öğrenmede bir başka olası adım, söylenen sesleri fark etme ve değiştirebilme, örneğin kap ve yap kelimelerinin aynı iki sesle bittiğini anlayabilme becerisidir. Bu beceriye fonolojik farkındalık adı verilir. Harflerin seslerini fonolojik olarak ayırt edebilme becerisi okuma becerisiyle yakından ilişkilidir. Bu becerideki sorunlar disleksinin temel nedenleri arasında yer alır.

  • Eğer çocuğunuz disleksikse, kelimeleri sanki tek tek simgelermişcesine, el yazısıyla, sistematik ve tekrarlı bir şekilde kopyalayarak okumayı öğrenebilir. Kopyalama işlemi motor devrelerini harekete geçirerek dil ve kelimelerin görsel simgeleri arasında eşleşme yapılmasına yardımcı olabilir.

Küçük çocuklara erken okumayı öğretebileceklerini iddia eden pek çok video programı var. Bu programların yaratıcıları okuma becerilerini öğrenmek için en uygun yaş aralığının doğumdan dört yaşına kadar olduğunu iddia ediyor. Oysa bu yaş aralığında çocuklar bırakın kelimeleri okumayı, daha b ve d harflerini birbirinden ayıracak beceriye bile sahip değildir. Çocukların  bu videoları izlerken aralarında ilişki kurmak dışında bir şey yaptığını gösteren hiçbir çalışma yoktur.

İdrak gelişiminin zaman çizelgesine bakınca yeni bir soruya ortaya çıkıyor: Çocuk kitaplarının faydası nedir? Okumayı bilmeyen küçük çocuklara kitap okumanın faydasının karşılıklı etkileşimden kaynaklandığı anlaşılıyor.

  • Çocuklara dümdüz kitap okumak, hatta parmağıyla işaret ederek yanıtlayabileceği sorular sormak yerine onunla sosyal ilişki içine girerek dil gelişimini hızlandırabilirsiniz. Örneğin ona ucu açık sorular, kitaptaki karakterin davranışları veya özellikleriyle ilgili sorular sorup bunlara verdiği yanıtlara göre siz de görüş belirtebilirsiniz.

Kitaplara erişimin okul başarısıyla güçlü bir ilişkisi vardır. Benzer gelir ve ebeveyn eğitim seviyesine sahip ailelerde, evdeki kitap sayısı çocukların okuma becerileri ile doğru orantılıdır.

  • Çok kitabı olan çocuklar olmayanlara göre ortalama üç yıl daha uzun okur. Çocuğun başarısı açısından evde kitap olması, anne babaların eğitimsiz olmasıyla üniversite mezunu olması arasındaki fark kadar önemlidir.

Pedagog Ayça ERSEN PALA’nın yazıları için tıklayınız…