Necip Fazıl KISAKÜREK

Hayatı

Düşünür, şair ve yazar (D. 26 Mayıs 1905, İstanbul – Ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul). Dulkadiroğullarına men­sup Kısakürekler soyundandır. Çocukluğu, mahkeme başkanlı­ğından emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’taki kona­ğında geçti. İlköğrenimine İstanbul Büyükdere’de bir mahalle mekte­binde başladı. Sırasıyla Fransız Papaz Mektebi ve Kumkapı’daki Amerikan Kolejinde, Rehber-i İtti­hat Mektebinde, Büyük Reşit Paşa Numune Mektebinde ve ailenin se­ferberlik sebebiyle gittiği Gebze’nin Aydınlı köyündeki ilkokulda okudu ve Heybeliada Numune Mektebini (1916) bitirdi.

Edebiyat ve kültür zevkini 1920 yılında bitirdiği Bahri­ye Mektebinde (Askeri Deniz Lise­si) aldı. Lisedeki öğretmenleri ara­sında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal (Beyatlı), Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşki Efendi, Ham­dullah Suphi (Tanrıöver) vardı. 1921 yılında Darülfünun Edebiyat Medresesi Felsefe Şubesine (İstan­bul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü) girdi. Buradaki öğrenimini tamamlamadan 1924 yılında fakülteden ayrıldı. Aynı yıl, devlet bursuyla yurtdışına gönderi­len öğrenciler arasında Fransa’ya gitti. 1924-25 yıllarında Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris’te geçen bohem ha­yatı sebebiyle bu okulu da bitiremeden geri döndü. 1928-39 yıllarından Hollanda Bankası, Osmanlı Ban­kası ve İş Bankasında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. 10 Ekimi 1938’de bankacılıktan istifa etti ve Haber gazetesinde çalışma­ya başladı. Kısa bir süre sonra Son Telgraf gazetesine geçti.

Zamanın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından Ankara Devlet Konservatuarına ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğ­rafya Fakültesine öğretmen olarak (1939-44) tayin edildi. Daha sonra yine Hasan Ali Yücel tarafından İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinin Yüksek Mimari Bö­lümüne atandı. Robert Kolejinin son sınıflarında edebiyat öğretmenliği yaptı. Sonraki yıllarında fikir ve sa­nat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı. 1941 yılında evlendiği Neslihan Kısakürek’ten Mehmet (1943), Ömer (1946), Ayşe (1948), Osman (1950) ve Zeynep (1953) adlarında beş ço­cuğu dünyaya geldi. Erenköy’deki evinde vefat etti. Eyüp’teki mezar­lıkta toprağa verildi.

Edebi Hayatı

Necip Fazıl, 1931-33 yılla­rında askerlik görevini İstanbul’da yaptı. 1936 yılında, on yedi sayı süren haftalık edebiyat dergisi ‘Ağaç’ı çıkardı. Ağaç, dönemin kalburüstü edebiyatçılarının toplandığı etkili bir dergiydi. İkinci Dünya Savaşı’nın koşulları gereği 1942’de kırk beş günlüğüne tekrar askere alındı ve Erzurum’a gönde­rildi. Askerdeyken yazdığı bir yazı sebebiyle mahküm oldu. Bu, Necip Fazıl’ın hayatında önemli bir yer tutan mahkeme ve hapisliklerin ilk mahkümiyetiydi. Cezasını İstanbul Sultanahmet Cezaevinde çekti. 17 Eylül 1943’te, adı kendisiyle özdeşleşen Büyük Doğu dergisi­ni çıkarmaya başladı. Bu derginin otuzuncu sayısında yayımladığı “Allah’a itaat etmeyene itaat edil­mez” anlamındaki bir hadis se­bebiyle dergisi takibata uğradı ve Bakanlar Kurulu kararıyla Mayıs 1944’te kapatıldı. Ardından İstan­bul Güzel Sanatlar Akademisindeki görevine son verildi ve ikinci asker­liğini tamamlamak üzere Eğridir’e gönderildi.

2 Kasım 1945’ten 5 Ha­ziran 1978’e kadar günlük, haftalık ve aylık olarak on altı devre çıkan Büyük Doğu’nun yayınını yaklaşık otuz altı yıl sürdürdü. Necip Fazıl, Büyük Doğuyla Türk düşünce ve siyasi hayatına doğrudan etki etti. Büyük Doğu, Batılılaşma sürecini bir sömürgeleşme dönemi olarak değerlendirdi ve kurtuluşun öz de­ğerlerimizde yattığını, İslamiyet’in milletimizin biricik varlık sebebi ol­duğu düşüncesini savundu. Büyük Doğu 13 Aralık 1946’da Sıkı Yöne­timce ikinci kez kapatıldı. Kısa bir süre sonra, zaten kapatılmış olan dergide tefrika edilen Sır adlı bir ti­yatro eserinden dolayı mahkemeye çıkarıldı. 2 Kasım 1945’ten itibaren siyasi suçlamalar sebebiyle mah­keme kapılarını aşındırmak hayatı­nın rutinlerinden biri oldu. 18 Nisan 1947’de Büyük Doğu’yu üçüncü defa çıkarmaya başladı. Dergi 6 Haziran 1947’de, Rıza Tevfik’in Abdülhamit’in Ruhaniyetinden İstimdat adlı şiirinin yayımından dolayı mahkeme kararıyla tekrar kapatıldı. Necip Fazıl yargı süre­cinde bir ay üç gün tutuklu kaldı ve beraat etti. 1947 yılında bunlar olurken Sabır Taşı adlı tiyatro ese­riyle CHP Sanat Ödülünü kazandı. Ancak seçici kurulun verdiği ödülü parti genel idare kurulu iptal etti. Necip Fazıl, 1947 yılında Büyük Doğu’nun kapatılması üzerine üç sayı süren Borazan adlı bir mizah dergisi çıkardı. Dergisi kapanan ve işsiz kalan Necip Fazıl, 1948 yılını ev eşyalarını satarak geçindi. 1949 yılında eşi, üç çocuğu ve kayınvalidesiyle birlikte küçük bir otel odasına taşındı.

28  Haziran 1949’da Büyük Doğu Cemiyetini kurdu. Şubat 1950’de cemiyet ilk şubesini Kayseri’de açtı. Büyük Doğu Ce­miyetinin Kayseri Şubesinin açılı­şından İstanbul’a döner dönmez tutuklandı. 1947 yılındaki beraat kararını temyiz bozmuş ve karar iş­leme konmuştu. 21 Nisan 1950’de yeniden hapse girdi. Demokrat Partinin seçimleri kazanması (14 Mayıs 1950) üzerine çıkarılan af yasasıyla 15 Temmuz 1950’de ha­pisten çıktı. Aynı yıl Büyük Doğu Cemiyetinin Tavşanlı, Kütahya, Af­yon, Soma, Malatya, Diyarbakır şu­belerini açtı. Büyük Doğu’nun 54. sayısındaki bir yazısından dolayı tekrar tutuklandı. Hapishaneden çıktıktan sonra 26 Mayıs 1951’de cemiyeti kapattı.

Necip Fazıl Kısakürek, 22 Kasım 1952’de Vatan gazetesinin sahibi Ahmet Emin Yalman’a düzenlenen suikastla ilişkilendirildi. Azmettirici olarak bu davada yar­gılandı. 11 Aralık 1952’de, Yalman suikastı sebebiyle yayımladığı Mü­dafaalarım adlı eserinde 1943’ten itibaren başına gelenleri geniş bir biçimde anlattı. 12 Aralık 1952’de başlayan yargı süreci 16 Aralık 1953’te beraatle bitti. 1951, 1952 ve 1956’da Büyük Doğu’yu günlük gazete olarak çıkardı. 1957’de sekiz ay dört gün hapis yattı. 1959’da aleyhine birçok dava açıldı. Açılan davaların aleyhte sonuçlanma­sı durumunda Necip Fazıl’n yüz bir yıl hapishanede kalması ge­rekiyordu. Niğde Cezaevine gön­derileceği sırada 27 Mayıs 1960 askeri darbesi oldu. Darbenin ilk radyo duyurularından birinde zaten çıkmayan Büyük Doğu’nun kapa­tıldığı ilan edildi. 6 Haziran 1960 gecesi evinden alınarak dört bu­çuk ay Balmumcu Garnizonunda tutuldu. Darbe sonrası ilan edilen genel affa rağmen, 5816 sayılı kanun sadece kendisi aleyhine istisna edildiği için, Toptaşı Ceza­evine (15.10.1960) nakledildi ve bir buçuk yıl daha hapis yattı. 18 Aralık 1961’de tahliye edildi. Bü­yük Doğu’nun çıkmadığı süreler­de günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstiklal, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımladı.

Necip Fazıl 1963 yılında konferanslar serisine başlayarak Salihli, İzmir, Erzurum, Van, İzmit, Bursa’da verdiği konferansları 1964 yılında Konya, Adana, Kah­ramanmaraş ve Tarsus konferansları izledi. 1964 yılında Büyük Doğu’yu on birinci kez çıkarmaya başladı. Bu dönemin ilk sayısın­da Adnan Menderes için yazdığı Zeybeğin Ölümü başlıklı şiirinden dolayı takibata uğradı. 1965’te Büyük Doğu Fikir Kulübünü ku­rarak konferanslarına devam etti ve Adıyaman, Kahramanmaraş, Burdur, Gaziantep, Nizip, Kilis, Kayseri, Akhisar, Ankara, Kırıkka­le, Eskişehir’de konferanslar verdi. Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde verdiği konferanstan dolayı, din esasına dayalı cemiyet kurmak suçlamasıyla yargılandı. Büyük Doğunun 1965 ve 1967 evrelerinde de birçok defa yargı­landı. 1967’de İdeolocya Örgüsü, 1968’de de Vahdettin adlı eserle­rinden dolayı yargılandı. Bilirkişi raporu doğrultusunda beraat et­mesine rağmen, karar temyizde bozuldu. Teknik olarak bu davadan alacağı ceza 1974 affına uğraması gerekirken, eserin 1976’daki üçün­cü baskısından dolayı tekrar taki­bata uğradı ve bir buçuk yıl hapse mahküm edildi. 25 Mayıs 1983’te vefat ettiğinde üzerinde çekilmemiş bir buçuk yıllık hapis cezası bulu­nuyordu.

Edebi Kişiliği

Necip Fazıl, şiir yazmaya on yedi yaşında iken, annesinin ar­zusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı (1922). Milli Mecmua ve Yeni Hayat der­gilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı (1925) ve Kaldırımlar (1928) adlı şiir kitabı, onu çok genç yaşta çağdaşı olan şa­irlerin önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz ya­şına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplama­yı sürdürdü. Bu kitapla ilgili olarak Ziya Osman Saba, “Necip Fazıl, belki en büyük Türk şairi değildir fakat, Türk Edebiyatının en kuv­vetli şiir kitabı herhalde Ben ve Ötesi’dir”değerlendirmesini yaptı. Çok yönlü bir sanatçı olan Necip Fazıl, başta şiir olmak üzere Türk düşünce hayatının birçok alanında eser verdi. Bir entelektüel olduğu kadar bir ideolog, bir aksiyonerdir. Yazdığı şiir kadar, çıkardığı dergi ve gazetelerle, kurduğu cemiyet ve kulüplerle, verdiği siyasi mücade­leyle Türk şiiri ve düşünce hayatı­nın önde gelenlerinden biri oldu. 1925-32 yılları arasında yazdığı şiirlerle şiirimizde bir “Necip Fazıl havzası” oluşturdu.

Necip Fazıl, hece şiiri bağlamında kendinden önce­sini içermekle birlikte, bu şiire yepyeni bir aşama kazandır­dı. Şiirleri, özellikle yayın sırasına göre okunduğunda ve kendisinden önceki hece şiiriyle karşılaştırıldığında, tespit edilmesi gereken ilk husus, modern unsurun şiirimize Necip Fazılla geldiğidir. İkinci olarak, şiirde konuşan özne­nin varlık sancısını dindirebileceği hakikat arayışıdır. Bu olguyu, tutu­nacak bir daldan yoksun, hayatta yapayalnız kalmış modern insanın bu acıdan çıkış için çırpınışı olarak tanımlamak da mümkündür. Onun şiirine biçimsel açıdan baktığımız­da ise, özellikle “Çile” şiirine kadar, Necip Fazıl’ın şiirinde dikkat çeken katı bir kafiye anlayışı göremeyiz. Bu yönüyle de doğrudan vezne (biçime) bir katkı sağlamıştır. Kafiye daha çok son dönem şiirlerinde baskın olarak kendini gösterir. Böylece biçim ve öz açılarından şiirimize katkısı ortaya çıkar.

Tarihsel süreç göz önüne alınarak Necip Fazıl şiiri bir bütün olarak değerlendirildiğinde şiirlerindeki temel unsurunun bir hakikat arayı­şı olduğu görülmektedir. Bu arayış bir maneviyat arayışı niteliğindedir. Necip Fazıl’ın şiiri bu temel unsur sebebiyle, şehir insanı ve şehir hayatıyla zamanına göre ileri de­recede bir bağ kurdu. Bu duygudan çıkış için öne atılan özne, ölüm meselesi üzerinden maneviyat arayışı dediğimiz hususu gerçekleştirdi. İlk şiirlerinden “Çile”ye kadar getire­bileceğimiz bu arayışın en önemli özelliği; arayışın verili bilgilerle, önceden kabul edilmiş doğrularla ilerletilmesi yerine; sezgilerle, öz­nenin kendi İnsani deneyimleriyle ilertetilmesidir. Necip Fazıl, anonim (klişe) olanın yerine bireysel (özel dünya) olanı koydu.

Necip Fazıl’ın şiirinde dönüm noktası kabul edilebilecek iki bü­yük atılım vardır. Bunlardan ilki, 1927’de yayımlanan “Kaldırımlar” “Otel Odaları” ve “Sayıklama”dır. Bu şiirler getirdikleri dört sonuç itiba­riyle ayrı bir önem arz eder;

  1. Bu şiirlerle birlikte, onun şiirinde­ki modern unsur, bütüne karakte­rini veren asıl unsur oldu.
  2. Necip Fazıl anonimden, klişeden ayrışmasını tamamladı, kendi özel dünyasını kurdu.
  3. Kendi şiiri içinde bir süreç tamamlandı, buna koşut olarak ortaya çıkan bütünlüklü yapısıyla dönemin şii­rinden de bütünüyle ayrıştı. Necip Fazıl şiirinde modern yaşantı çe­şitli unsurlarıyla parça parça şiire girmek yerine, şiirde işleyen zih­nin doğal sonucu, tezahürü olarak vardır. Fakat bu üç şiirden itibaren modern zihin (çağdaş gerçeklik) şi­irin asıl unsuru oldu.
  4. Türk şiiri, gerçek anlamda ilk defa modernizme adım atmış oldu.

İkin­ci büyük atılım “Çile” şiiridir. “Çile’’, onun bu şiire kadar oluşmuş poetikasının özellikleriyle, “Çile”den sonra yazdığı şiirlerin özelliklerini kendinde toplayan bir şiirdir. Bu iti­barla bu şiir onun şiirinde merkezi bir öneme sahiptir.

Necip Fazıl’ın bir diğer önemli yönü de oyun yazarlığıdır. Hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesi­nin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza ka­zandırması, şöhretinin zirvesin­de olduğu 1930’ların ilk yarısına rastlar. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri İstanbul Şehir Tiyatrolarında haftalarca ka­palı gişe oynar, büyük bir ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır. Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli bir yönü de, çıkardığı dergilerle dü­şünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir.

Eserleri

Şiir

Örümcek Ağı (1925), Kaldırımlar (1928), Ben ve Ötesi (1932), 101 Hadis (1951), Sonsuzluk Ker­vanı (1955), Çile (1962), Şiirlerim (1969), Esselam (1973).

Oyun

Tohum (1935), Bir Adam Yaratmak (oyn. İstanbul Şehir Tiyatrolan, 1937, bas. 1938, Yücel Çakmaklı tarafında TV fil­mi olarak çekildi, gösterildi, 1978), Künye (1940), Sabırtaşı (1940), Para (1942), Nâm-ı Diğer Parmaksız Salih (1949, sinemaya uyarlandı, 1950), Reis Bey (1964, Mesut Uçakan tara­fından sinemaya uyarlandı, İstanbul Sinema Şenliğinde gösterildi, 1989), Ahşap Konak (1964), Siyah Pelerinli Adam (1964), Ulu Hakan Abdulhamit Han (1965), Yunus Emre (1969), Kanlı Sarık (1970), Mukaddes Ema­net (1971), İbrahim Edhem (1978), Bütün Eserleri (1976).

Hikaye

Bir Kaç Hikâye Bir Kaç Tahlil (1933), Ruh Burkuntularından Hikâyeler (1965), Hikâyelerim (1973).

Roman

Aynadaki Yalan (1970), Kafa Kağıdı (1983).

Senaryo

Vatan Şairi Namık Kemal (1944), Senaryo Romanları (altı senaryo, 1972, bazıları değişik adlarla sinemaya uyarlandı), Battal Gazi (Büyük Doğu’da tefrika edildi), Yangın Var (filmi çekildi, senaryosu yayımlandı).

Monografi

Eseri ve Tesiriy­le Namık Kemal (1940), Ulu Hakan Abdulhamid Han (1965), Vatan Haini Değil Büyük Vatan Dostu Vahidüddin (1968), Benim Gözümde Menderes (1970).

Düşünce-İnceleme

Çer­çeve (1940), Maskenizi Yırtıyorum (1953), At’a Senfoni (1958), İdeolocya Örgüsü (1959), Büyük Doğu’ya Doğru (1959), Tarih Boyunca Bü­yük Mazlumlar (1966), Türkiye’nin Manzarası (1968), Binbir Çerçeve l-V (101 çerçeve başlıklı beş kitap, 1968-69), Çepeçevre Anadolu ve Gençlik (1969), Çepeçevre Sosya­lizm, Komünizm ve İnsanlık (1969), Son Devrin Din Mazlumları (1969), Yeniçeri (1970), Tarihimizde Moskof (1973), Cumhuriyetin 50. Yılında Türkiye’nin Manzarası (1973), İhtilal (1976)

Din-Tasavvuf

Halkadan Pı­rıltılar (1948), Çöle İnen Nur (1950), Altın Zincir (1959), Altun Halka (1960), O ki O Yüzden Varız (1961), İlim Beldesinin Kapısı Hz. Ali (1964), Hulefa-i Raşidin Menkıbelerine Ait Bir Pırıltı Binbir Işık (1965), Peygam­ber Halkası (1968), Tanrı Kulundan Dinlediklerim (1968), Nur Harmanı (1970), Başbuğ Velilerden 33 (1974), Veliler Ordusunda 333 (1976), Doğru Yolun Sapık Kollan (1978), İman ve İslam Atlası (1981), Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu (1982).

Hitabe-Konferans

Abdülhak Hamid ve Dolayısıyla (1937), Müdafaa (1946), Her Cephesiyle Komünizma( 1961), Türkiye’de Komünizma ve Köy Enstitüleri (1962), İman ve Aksiyon (1964), İki Hita­be (Ayasofya-Mehmetçik, 1966), Müdafaalarım (1969), Hitabe (26 hitabe, 1975), Sahte Kahramanlar (3 konferans, 1976), Yolumuz, Ha­limiz, Çaremiz (1977).

Anı

Cinnet Mustatili (hapis­hane anıları, 1955, Yılanlı Kuyudan adıyla, 1970), Büyük Kapı (1965, O ve Ben adıyla, 1974), Hac (1973), Babıali (1975).

Deneme

İstanbul’a Hasret (der. Mehmet Kısakürek, 2005).

Çeviri-Sadeleştirme

Mektubat (İmam-ı Rabbâni’den), El-Mevahibü’l-Ledünniye (İmam-ı Kastalani’den, 1967), Reşahat ayn el-Hayat (Safi Mevlana Ali Bin Hüseyn’den, 1971), Rabıta-i Şerife (Esseyyid Abdülhakim Arvasi’den, 1974), Tasavvuf Bahçeleri (Abdül­hakim Arvasi’den, 1983).


Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 4, s. 268-271). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.