Ne Galipsin Ne de Mağlup!

Bazen hayat, kazanmaktan ya da hedeflerine varmaktan ibaret değildir. Yenildiğini düşünürsün ya da kaybettiğini. Zaman geçer, görürsün sonra; gidenlerin sana, senden giderek neler getirdiğini… Olmayanları, olduramadıklarını, çaba sarf edip dolduramadıklarını; hepsini bir araya getirip yorgun hissedersin. Belki vazgeçersin… Vazgeçtiğin anda; işte tam da o anda kendine dönersin. Kendine döndüğün yer, asıl savaşın başladığı yerdir bir bakıma.

Bu öyle bir savaş ki ne galip olursun ne de mağlup! İçindeki sesler savaşır, çünkü bir tanesi, “Hayır! Sen çok değerlisin!” derken; ötekisi: “İşe yaramazsın sen, bir çuval inciri berbat ettin!” der. Tam da bu aşamada onarmaya girişirsen İçindeki Sen’i; işte o zaman galip olursun. Çünkü her insan, biraz inciri berbat etmiştir hayatında. Her insan, incirler olana kadar beklemiştir gelmeyeni… Her insan biraz eksik, biraz fazladır. Biraz cahil, biraz bilgedir. Sadece 0 ile 100 değildir hayat. Bazen 40 olur bazen 99. Kim bilir belki 99 değil de 100 olsan, dolup taşar, taşıyamaz yıkılırsın oracığa…

Mevsimlerin sadece yaz ve kış olmaması, her şeyin zıtlarıyla mevcut olması da bir dengeyi ispat etmiyor mu sana? Yağmurdan hoşlanmadığında onu gökyüzüne geri yollayamadığın gibi istemediğin olaylar yaşandığında da bu olayı kim bilir hangi dengeyi sağlaman gerektiği için yaşadığını düşün. Düşün ve kabul et! Sebebini çok da fazla arama, bulamıyorsan eğer. Yaşanılanlardan kendine sonuçlar ve dersler çıkarmaya bak. Sonuçlar dahilinde, iç dünya savaşında İçindeki Sen’i onarmaya bak. Yaralarını iyileştirmeye, kendini geliştirmeye ancak olmuyorsa olduğun gibi kabul etmeye bak. Aksi halde ne galip olursun ne de mağlup…