Narsistin Paradoksal Dünyası: Özsevi mi Özsevememe mi?

“Beni yoksul ediyor varlığım arzuladığım benimle.” diye dökülür dizeler bir narsistin ruhsal dünyasından. Son günlerde sosyal medyanın da yadsınamaz etkisiyle; beğenilme, onaylanma ihtiyacının körüklendiği, içimizde doyurulmayan ve hep beslenmeyi bekleyen, idealize edilen, hayran kalınan hayatların illüzyonu içinde kendimizi bulur olduk. “Beni beğen, beni takip et, beni gör, benim hayatımı hayal et, bana hayran kal” mesajlarının altında hangi doyurulmamış ihtiyaçlar vardır? Sevilmek, beğenilmek, takdir edilmek hepimizin hoşuna gider, peki hangi noktada sorun olmaya başlar? Kendine âşık dediğimiz narsist, bu ihtiyaçlarının ne kadar farkındadır? İdealize ettiği kendiliği ile esasında ne kadar mutludur? Oluşturduğu illüzyonunun sahte kendiliğinin bir parçası olduğunun ne kadar farkındadır? Tüm bunları ele alırken Ovidius’un “Metamorphoses” adlı eserinde yer alan Narkissos’un hikâyesini paylaşmanın narsisizm kavramına ışık tutacağına inanıyorum.

Bu hikâyede dünyaya gelen Narkissos eşsiz güzellikte bir erkek çocuktur. Anne babası çocuklarının geleceği hakkında bilgi almak için onu bir kâhine götürürler. Kâhin onlara şayet oğulları yüzünü bir yerde görmezse uzun bir ömre sahip olacağını bildirir. Narkissos bir yetişkin olduğunda etrafında bir sürü güzel kız pervane olur. Ancak o bütün taliplerine karşı ilgisiz ve duyarsız kalır. Yalnız başına dağlarda dolaşan Ekho da ona âşık olur. Narkissos onu da reddeder. Ondan kaçarken bir göl kenarına ulaşır. Çok susayan Narkissos göl kenarına gider. Suda kendi yansımasını görür görmez donakalır. Cezası ise kendine âşık olmaktır. Çevresindekilerin ona baktıklarında yansıttıkları mükemmele ulaşma çabasıdır onunki. Hiçbir zaman ulaşamayacağı yanılsamalı kendisidir kavuşmak istediği. Onunla var olmak adına yok ettiği gerçek benliği, öldürdüğü kendisidir. Ondandır bir narsistin yalnızlık kaderi.

Narsisizm Nedir?

Narsisizm; kendine hayran olma, insanın kendi benliğini sevmesi, özseverlik şeklinde tanımlanmaktadır.

Narsistik bireyin ikilemi ise bu noktada başlar. Gerçekte kişinin gerçek kendiliğini kabul edip sevmesi mi, yoksa sahici kendiliğini reddedip idealize ettiği kendilikle kendine gerçeklikten uzak bir dünya kurması mı?

Şu cümle bir narsistin esasında yaşadığı süreci özetler niteliktedir: “Ben kendimi eksikliklerimle ve kusurlarımla kabul edip sevemiyor ve bu kusurlarımı örtmek adına öyle büyüklenmeci bir tavır sergiliyorum ki, istiyorum ki bana çocukluğumda verilmeyen sevgi, şefkat, kabullenilme ve onayı siz verin. Beni öyle sevin ve bunu öyle belli edin ki, kendimi kusurlarımla sevemeyişimden kurtulayım.”

Literatürde genellikle benlik ve kişiler arası ilişkiler temelinde ele alınmış olup, narsistik örüntünün kendiliği aşırı önemseme, başkalarını yok sayma ve bu nedenle kişiler arası ilişkilerde sorunlar yaşama ile ilişkili olduğu bilinmektedir.

Narsistik Kişilik Bozukluğu

DSM V’te (2013) patolojik narsisizm kavramını karşıladığı düşünülen narsistik kişilik bozukluğu; genç yetişkinlik döneminde başlayan, çeşitli koşullarda kendini gösteren büyüklenmeciliği, hayranlık gereksinimini, empati yoksunluğunu içeren ve aşağıdaki kriterlerden en az beşini kapsayan bir kişilik bozukluğudur. Bu kriterler:

  • Kendisinin önemine dair büyüklenmeci bir duyguya sahip olmak,
  • Sınırsız başarı, güç, zekâ, güzellik veya ideal sevgi fantezileriyle meşgul olmak,
  • Özel olduğuna ve ancak özel veya üst düzey insanlar tarafından anlaşılabileceğine, onlarla ilişkide bulunması gerektiğine inanmak,
  • Aşırı hayranlık beklemek,
  • Hak sahibi olduğuna inanmak (özellikle muamele görme veya beklentilerine otomatik olarak uyum gösterileceğine dair makul olmayan beklentilere sahip olmak),
  • Empatiden yoksun olmak (diğerlerinin duyguları ve gereksinimlerini kabullenme veya paylaşmada gönülsüzlük),
  • Diğerlerine haset duymak veya diğerlerinin ona haset duyduklarına inanmak,
  • Kibirli ve küstah davranış veya tutumlar sergilemek şeklinde ifade edilmiştir (DSM-V; American Psychiatric Asociation, 2013).

Kırılgan Narsisizm

Genel olarak tanımlamalara bakıldığında narsistik kişilik bozukluğunun büyüklenmeci yönüne vurgu yapılırken, diğer bir boyutu olan kırılgan narsisizm de üzerinde durulması gereken bir diğer konudur.

Büyüklenmeci narsisizm; büyüklenmecilik, teşhircilik, hak görme, küstahlık, haset, dikkat çekme arzusu, aşırı talepkarlık, diğerlerinin ihtiyaçlarını görmeme gibi özelliklerle karakterizedir. Kırılgan narsisizm ise bu özelliklerin zıttı gibi görülebilecek derecede aşırı alçak gönüllülük, eleştiriye hassasiyet, yüksek kaygı düzeyi, çekingenlik, devamlı stres altında olma, acı çektiğini düşünme ve diğerleriyle ilişkilerinde fark edilebilecek, kendilikle ilgili büyüklenmeci beklentilerle karakterizedir.

Ronningstam (2010), büyüklenmeci narsistik özellikler gösteren bireylerin benliklerine ilişkin aşırı üstün ve benzersiz oldukları şeklinde bir algıları olabileceğini, bunu korumak adına da saldırgan ve anstisosyal davranışlar sergileyebileceklerini ileri sürmüştür. Kırılgan narsisizmde de kişilerin benzer şekilde benliklerine yönelik büyüklenmeci fantezileri olmakla birlikte bu düşüncelerinden ötürü utanç duygusuna sahip olabilecekleri, reddedilme ve dışlanma kaygısıyla sosyal ilişkilerden kaçınma davranışları sergileyebilecekleri ileri sürülmüştür. Sonuç olarak büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmde ortak olan nokta ise her iki boyuttaki özellikleri sergileyen kişilerin arkadaşları tarafından çok tercih edilmedikleridir. İlişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürmede güçlük yaşıyor olmalarıdır.

Büyüklenmeci ve Kırılgan Narsisizmin Gelişiminde Ebeveyn Tutumları

Kernberg (1975),  narsisizmin temelinde; soğuk, ilgisiz, reddedici ebeveyn stillerinin olabileceğini ileri sürmüştür.  Narsisizm, kişinin benliğini yeniden olabilecek reddedilme ve dışlanmaya karşı savunması olarak ele alınmaktadır. Kohut (1977) ise büyüklenmeci kendiliğin soğuk, uzak, ilgisiz fakat bir taraftan da çocuğu aşırı şımartan ebeveynlik stillerine vurgu yapmıştır.

Kırılgan narsisizmde kişi kaygılı ya da kaçıngan bağlanma stilleri çerçevesinde yakın ilişkiler kuramamakta ve kendini açma sorunları yaşayabilmektedir. Büyüklenmeci narsisizmde ise kişi yakın ilişkiler kurabilmekte ancak ilişki başladıktan sonra sömürücü, kontrolcü ve büyüklenmeci tutumları nedeniyle diğerleri tarafından tercih edilmemektedir.

Bebeğin bakım verenler tarafından yeterince aynalanmaması da bu sorunu beraberinde getirmektedir. Bir bebek dünyayı ve kendisini kendisine bakım verenin gözleriyle görür ve tanımlar. Bakım veren ona baktığında ışıldayan gözlerle onu onaylamalı ve varoluşundan duyduğu mutluluğu ona yansıtmalıdır ki bebek ileriki yaşlarda kendisinin sevilmeye değer, kabul gören değerli bir birey olarak yaşantılayabilsin.

Şema kuramı da narsisizmi ele alırken haklılık, duygusal yoksunluk ve kusurluluk şemalarının önemine atıf yapar. Haklılık şemasının gelişiminde aşırı şımartan ve sınır koymayan veya soğuk/reddedici; duygusal yoksunluk şemasının gelişiminde şefkat vermeyen, empati ve koruma yoksunu ebeveyn tutumu; kusurluluk şemasının gelişiminde ise aşırı eleştirel, cezalandırıcı, yok sayan ebeveyn tutumu belirgindir.

Büyüklenmeci narsisizmde kişi kusurluluk ve duygusal yoksunluk şemalarına karşı aşırı telafiye girişerek mükemmel insan profili çizer. Kırılgan narsisizmde ise kişi bu şemalara daha teslimiyetçi bir tutum içerisinde olur. Sevilmeyi hak etmedikleri ve kusurlu oldukları yönündeki inançları doğrultusunda kendilerini duygusal anlamda yoksun bırakacak ve kusurlu hissettirecek ilişkiler içerisine girerek inandıkları dünyayı devam ettirirler ya da tamamen ilişki kurmaktan kaçınırlar.

Ebeveynlik stillerinin narsisizmin oluşumunda önemli bir yeri olmakla birlikte yapılan araştırmalar genetik faktörlerin de narsistik kişilik bozukluğunun gelişiminde önemli rolü olduğunu göstermektedir. Hem genetik faktörler hem çevresel faktörler narsistik kişilik bozukluğunun gelişim sürecinde birlikte rol oynamaktadır. Eğer kişide genetik yatkınlık varsa ve reddedici, yok sayan, soğuk ya da aşırı şımartan, sınır koymayan ebeveynlik stilleri içerisinde yetişmişse yetişkinlikte narsistik kişilik bozukluğun ortaya çıkması olasıdır.

Son Söz

Sonuç olarak; kusurlarıyla kabul görmeyeceğine inanan, bu yüzden kendine kusursuz bir kendilik oluşturan, bu sahte kendiliği çerçevesinde Narkissos misali hep kusursuzun ve mükemmelin peşinde koşturan, bir imkânsıza kavuşma özlemiyle yanıp tutuşan yalnız ruhların hüzünlü varoluş sürecidir bir narsistin dünyası. İlişkide olduğu kişileri tüketip bir nevi kan emici gibi var olurken, içtenlikli huzur ve mutluluktan bihaber bir yaşantı sürer. Sürekli takdir edilme, onay, pohpohlanma bekleyen narsist, bu ihtiyacını karşılayacağı bir kurban seçer. Bu kurban, kendini değersiz gören ve kendini diğeri uğruna kaybetmeye hazır, bağımlı kişidir. Narsist, onu değersizleştiren tutumuyla kendine daha bağımlı kılar ve böylece besin kaynağını yanı başında tutar.

Paradoksal dünyasında narsist, diğerini kendine mahkûm ederken aslında en büyük mahkumiyeti kendine biçer. Var olmayan kendiliğine ulaşma çabası içerisinde kaybolur varlığında, amansızca mücadele eder kendince. Hâlbuki herkes kadar kusurlu ve herkes kadar özel olduğumuz gerçeğidir özgürleştirici olan. Sahici yakınlığın doyum verici dünyası ile tanışmanın yolu, kendine yol almaktır. Bu farkındalığın kazanıldığı bir terapi süreci ise bu yola açılan bir kapıdır.

Sevgilerimle,

Kaynaklar

  • Eldoğan, D. (2016). Hangi narsisizm? Büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmin karşılaştırılmasına ilişkin bir gözden geçirme, Türk Psikoloji Yazıları, 19(37), 1-10.
  • Narsisizm, Psikeart, 7. sayı, 2010.

Uzman Psikolog Fatma DERELİ’nin yazıları için tıklayınız…