Nabizade Nazım

Hayatı

Hikaye ve roman yazarı (D. 1862, Nişantaşı / İstanbul – Ö. 6 Ağustos 1893). Tam adı Ahmet Nazım’dır. Babası İstanbullu Nabi Bey’dir. Annesini küçük yaşta kaybetti, üvey annesi ve dadısının elinde büyüdü. İlköğrenimine Tophane’de Defterdar Mahalle Mektebinde başladı ve Fevziye Rüştiyesinde (ortaokul) devam etti. 1876’da Beşiktaş Askeri Rüştiyesine verildi, 1878’de Mühendishane-i Bern İdadisine (lise) geçti ve buradan topçu mülazım-ı sanisi (teğmen) olarak (1884) mezun oldu. Erkan-ı Harbiyye (Harp Akademisi)’ye giren Nabizade Nazım, bu okuldan erkan-ı harb yüzbaşısı (kurmay yüzbaşı) olarak (1886) diploma aldı. Askeri okullarda matematik, istihkam ve topoğrafya öğretmenliği yaptı. 1889’da kolağalığına (önyüzbaşı) yükseldi. Genelkurmay Başkanlığında görev alıp iki yıl kadar Suriye’de bulundu.

1891’de evlendi. İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra evliliğinin ilk yıllarında kemik veremi teşhisiyle Haydarpaşa Askeri Hastanesine yatırıldı. Bir yıl tedavi gördüyse de kurtulamadı, aynı hastanede öldü.

Üsküdar Karacaahmet Mezarlığında Miskinler Tekkesi’nden Saraçlar Çeşmesi’ne inen yol üzerinde toprağa verildi.

İlk edebiyat zevkini, Beşiktaş Askeri Rüştiyesinde Arapça, Farsça ve Fransızcayı iyi bilen, ayrıca divan şiir geleneği içinde yetişmiş bir şair olan edebiyat öğretmeni Muallim İbrahim Cudi Efendi’den aldı. İlk yazısı, 1880’de “Mühendishane Mektebi şakirdanından A. Nazım” imzasıyla Vakit gazetesinde çıktı. Bir yıl sonra Ceride-i Havadis gazetesinde “Hoşnişin veya Cihanda Safa Bu mu?” adlı manzum piyesi yayımlandı. Daha sonra şiir, yazı ve öykülerini; Hazine-i Evrak, Mirat-ı Alem Rehber-i Fünun, Afak, Berk ve Servet-i Fünun gibi dönemin önde gelen edebiyat dergileriyle Servet, Mürüvvet ve Tercüman-ı Hakikat gazetelerinde yayımladı. Nabizade Nazım, edebiyata şiirle başladı denebilir, bu ilk denemelerini Heves Ettim (1885) adlı şiir kitabında yayımladı. Bu ilk şiirlerde İsmail Safa, Menemenlizade Tahir ve Muallim Naci’nin etkisi vardır. Öğretmenliği sırasında kimya ve cebir kitapları da yazan Nazım, sonradan hikaye yazmaya başladı ve o yıllarda edebi çevredeki tartışmalara da Râvî takma adıyla katıldı. Dil ve edebiyat üzerine özellikle 1891’den sonra Servet-i Fünun dergisinin “Tahlilat-ı Edebiye” (Edebiyat Çözümlemeleri) sütununda Fuzuli ve Nedim gibi önde gelen Divan şairleri hakkında yayımladığı incelemeleriyle dikkat çekti. Yine buradaki sütununda, “resim altı şiir”in ilk örneklerini de överdi.

Özellikle V. Hugo, A. de Musset, Chateaubriand, A. Dumas ve L. Büchner gibi tanınmış Batılı yazarlardan yaptığı çevirilerle Türk okuyucusuna Batı edebiyatını tanıtma yolunda hizmet etti. Daha çok hikaye ve roman türünde eserler verdi. Özellikle bu türlerin Batıdaki durumu ve gelişmesi ile yakından ilgilendi, o yıllarda Avrupa’da geniş yankılar uyandırmaya başlamış olan realizm (gerçekçilik) ve natüralizm (doğalcılık) akımlarını tanıdı ve benimsedi.

Zehra romanı ve köy hayatının ilk kez anlatıldığı Karabibik adlı uzun hikayesiyle Türk edebiyatında gerçekçilik akımının öncüleri arasında yer aldı. Karabibik için yazdığı mukaddime (önsöz, giriş) ile edebiyatımızda gerçekçilik ve doğalcılık akımını haber veren bir yazar olarak belirginleşti. Söz konusu mukaddimede: “E. Zola, A. Daudet gibi realistlerin, yani hakikiyyunun romanları hep fuhşiyat ile mâlidir zannında bulunanlar Karabibik’i okuduktan sonra zanlarını tashih edeceklerdir sanırım.” diyerek amacını açıkladı. Yenileşen Türk edebiyatının 1880 sonrası yetişen temsilcilerinden sayıldı. Servet-i Fünun dergisinin ilk yazarlarından olup ilk hikayesi “Seyyie-i Tesamüh” bu dergide yayımlandı. Edebiyatımızda gerçekçi romanın ilk örneği sayılan Zehra da ölümünden sonra bu dergide (1895) tefrika edildi. Bu romanda; Şehzadebaşı’ndaki tiyatrolar, İstanbul tulumbacılarının hayatı, cinayet kovuşturması gibi konularda birtakım araştırmalara, yer yer psikolojik inceleme ve gözlemlere de başvurdu. Zehra’nın, içerdiği psikolojik çözümlemeler dolayısıyla Namık Kemal’in İntibah’ı ile Servet-i Fünun dönemi romanları arasında bir aşama oluşturduğu ileri sürüldü. Roman, dönemin yaygın eğilimi dolayısıyla entrika öğesine çok yer verilmesi ve trajik bir biçimde sona ermesi nedeniyle eleştirilse bile, devrine göre modern bir eserdir.

Eserleri

Şiir

Hatıra-i Şebâb (1880), Heves Ettim (1885), Mini Mini Yahut Yine Heves Ettim (1886).

Hikaye

Yadigârlarım (uzun hikaye, 1886), Zavallı Kız (1889), Bir Hatıra (1889), Karabibik (1890, sad. Hakkı Tarık Us, 1944), Sevda (1890), Hâlâ Güzel (1890), Hasba (1891), Seyyie-i Tesamüh (hoşgörünün kötülüğü, 1891, Aziz Behiç Serengil tar., diğer hikayeleriyle birlikte, 1961).

Roman

Zehra (1896; Servet-i Fünun’da tefrikası 1895; yeni basımı M. N.Özön haz. 1952).

Okul Kitabı

Hanım Kızlar (1886), Mini Mini Mektepli (okuma ve yazma parçaları, 1891).

Diğer

Katre (fenni lügat, Mehmet Rüşdi ile, 1888), Mesâil-i Riyâziyeden Cebir (1889), Muhtasar Yeni Kimya (1899), Esatir (mitolojik eser, 1891), Aynalar (fizik kitabı, 1892).


Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 4, s. 315-316). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.