Mykenai Kuyu Mezarlar Dönemi

Kıta Yunanistan’da Geç Tunç Çağı Dönemi aynı zamanda “Kuyu Mezarları Dönemi” olarak da biliniyor. 1.600 – 1.500 yıllarını kapsayan bu dönemde bize en fazla bilgi veren merkez Mykenai adlı yerleşmedir. Kuzeydoğu Peleponnessos’ta bulunuyor,  Argolis bölgesinde. Bu dönem, başında bir değişim yaşayan ve bir grup bireye ait mezarlarla bilinen bir dönem.

Genellikle dikdörtgen formunda, derinliği 3 – 4 m olan, yan duvarları taştan oluşmuş mezarlara “kuyu mezarları” adı verilir. Bu mezarların içinde sıklıkla birden fazla mezar var. Fakat “tholos mezarlar” gibi yüzlercesi yok. Birkaç bireyin bir arada olduğu aile mezarları gibi düşünülebilir. En fazla 2 – 3 kişinin gömüsü bir arada bulunmuş. O dönem için yeni bir gömü türüdür. Mykenai’deki A ve B mezar örneklerinde ayrı ayrı kuyu mezarların çevresini kuşatan bir sur duvarı vardır. Bir de mezar steli konuluyor ve bu stelin altında bireylerin gömüsü var. Mezarın çevresinde çember gibi bir sur duvarı bulunuyor, mekanı anıtsallaştırmak için olduğu düşünülür, kente giriş kapısının hemen dışında yer alıyor. Gömülerin bu merkezde yaşayan seçkin insanlara ait olduğu düşünülür.

Yıl 1876, bu mezarları belirleyen ilk kişi H.Schliemann’dır. Schliemann’ın açığa çıkardığı A mezar çemberinde 6 kuyu mezarı var. B mezar çemberi ise surların dışında ayrı bir noktada, etrafında bir duvar var. Burdaki gömü sayısı daha fazla ancak A mezarından yarım asır veya bir asır daha önce yapılmış. Malzemeye baktığımızda kronolojik bir bağlantı olmadığını görüyoruz. B mezarının 14 tanesi gerçek kuyu mezar, diğerleri de basit mezar olup buraya 24 birey gömülmüş, daha erken tarihli.

A mezarının 6 mezarında 16 bireyin gömüsü var; 6’sı erkek, 8’i kadın ve 2’si çocuk. B mezarının yanında, Clytemnestra mezarı olan “tholos mezar” neredeyse B mezarının üzerine gelmiş, bu nedenle bozulmuş, A mezarı ise bozulmamış. Fiziki antropoloji sonucunda gömülerin sağlıklı bireylere ait olduğu görünüyor. A mezar çemberindeki gömüler B’deki gömülerden daha zengin bireylere ait.

Bir özel durum da A’daki mezarların üzerinde stel olmasıdır. Ege’de bildiğimiz en erken tarihli kabartma: “stel”. B mezarında bu çok belirgin değil. Bireyleri kahramanlaştıran av sahneleri bu stellere işlenmiş. Av sahneleri kraliyetle ilgili bir işaret olarak karşımıza çıkıyor, mezarlara bırakılan nesnelerin üzerinde de bunları görüyoruz. A mezar çemberinden gelen stelin 11’inde kabartma var. Bu steller 1 – 2 metre yüksekliğinde.

Özellikle erkek gömülerinin çok zengin hediyeleri olması sosyal statü ve zenginliği gösteriyor.Bu malzemeler İşlevsel değil, prestij malzemeleri.

Mine tekniğini kullandıklarını görüyoruz, bu tekniğe “niello tekniği” de denilir. Silahın gövdesi tunçtan olup üzerinde düz alana yapılmış süsler mevcut. Bu hançerlerin kabzaları organik malzemelerden ve altından yapılmış olup örnekleri vardır. Çekiçleme yöntemiyle altının üzerinde şekil yaptıkları görünüyor.


İşledikleri sahneler de perspektifi yansıtıyor.

Bir hançerde “vaşak” gibi bir hayvanın dere kenarındaki av sahnesi görünüyor, dere içindeki balıkları da görüyoruz.


Bu resimde altıgen formlu bir kutu, formu “pyxis” olarak adlandırılır. Her bir yanına çekiçleme yöntemiyle kabartmalar yapılmış. Büyük bir zenginlik söz konusu. Üzerine işlenen sahnede hayvanlar dört nala koşuyor gibi görünüyor. Bunun Ege anlayışı olduğunu söyleyebiliriz. A mezarında ele geçen 3 mezarda 15 kilo altın eser ele geçmiş.


Metal eserlere bakıldığında farklı üsluplar var. Soldaki resimde, altından spirallerin tasvir edildiği tek kulplu maşrapa var. Sağdaki resime baktığımızda ayaklı bir fincan görüyoruz, tek kulplu.


Tipik bir minyas formu olan bu kap keskin bir gövdeye sahip, ağız kenarını aşan, kulpları olan altından kantaros.


Bu altın maşrapanın üzerinde çekiçleme yöntemiyle yapılmış bir çift sürme sahnesi vardır. Bir köylü ve tarlanın hali tasvir edilmiş, naturalist bir sahne. Gövdesi silindirik, aşağı doğru daralıyor.


Bir başka form, Schliemann’ın bulduğunda Nestorun kabı olarak adlandırdığı bir form. Silindirik, aşağı doğru daralan kollarından ağız kısmına doğru bakan ve iki tane kuş olan ayaklı bir kap.


Kıta Yunanistanlı bir form. Bir sos kabı ancak bu örnek şeffaf kristal gibi, malzemesi farklıdır. Bu malzemenin kökeni Girit. Belki nesne de Girit’ten geldi.


Farklı kökenli eserlere baktığımızda, bir ihtimal Anadolulu olan tek eser bu fotoğrafta olan, geyik şeklindeki gümüşten yapılmış riton, libasyon kabıdır.


Bu gömüleri kefen gibi altın aplikeleri ile gömüyorlar ve gömülerin yanında tanrıça heykelleri, farklı tasvirli küpeler, kartallardan ve kuşlardan oluşan kolye gibi bir çok buluntu grubu yer alıyor.


Erkek bireylerde ölülerin yüzüne maske koyuyorlar. Ölüden alınmış bir kalıp gibi, ölen bireyin ölümünü ifade eden ağız ve gözlerle dikkat çekiyor.


Agememnon maskı olarak adlandırılan yüz maskesi.


Bir çocuğun da erişkin bireylerde olduğu gibi tüm vücudunun altın levhayla kaplandığını görüyoruz.


Tümülüs şeklindeki gömüler ilk defa Orta Tunç Çağı’nda ortaya çıkıyor. Bu gömü tarzının bulunduğu yerlere baktığımızda Peleponnesos adasında olduğunu görüyoruz. Kuyu mezar olarak adlandırdığımız örnekler de tümülüs mezarların biraz değişmiş, Mykenleşmiş hali diyebiliriz. Seyrek de olsa başka mezar örnekleri buluyoruz fakat içerdikleri zenginlikleri hiçbir zaman Mykenai’deki gibi olmuyor…