I. Murad (Murat Hüdavendigar)

1326 doğdu. Babası Orhan Bey, annesi Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer (Lülüfer) Hatun’dur. Osmanlı tarihinde yaygın olarak Gazi, Hünkâr, Hudavendigar ve Sultan Murad şeklinde geçer. Büyük kardeşi Süleyman’la aynı anneden doğmuştur. Diğer kardeşleri Sultan, İbrâhim, Halil ve Kasım başka annelerdendir. Tahta çıktığı sırada bunlardan İbrahim ve Halil hayattaydı.

Padişahlık Öncesi

Orhan Bey, İzmit fethine hareket etmeden önce (737/1337) ona Bursa ile Bey sancağını verdi. Murad on iki yaşında “küçük yaşından beri lalası olan Şâhin” ile (İdrîs) birlikte Bursa Bey sancağına gönderildi. İzmit’in fethinden sonra Sultanöyüğü (Eskişehir) sancağına nakledildi. Rumeli fâtihi olarak anılan kardeşi Süleyman Paşa’nın ölmesi üzerine 758’de (1357) lalası Şâhin ile birlikte önemli bir kuvvetle Rumeli’ye gönderildi. Orada 1362’ye kadar şehzade sıfatıyla icraatte bulundu.

Papalık ve Bizans Haçlı donanmasının 1359 yılında Lapseki ve Saros körfezi çıkarmasını önleyen Şehzade Murad’ın emrinde Lala Şâhin gibi yetenekli bir kumandanın yanı sıra Evrenos (Evrenuz) ve Hacı İlbey gibi serhad beyleri de bulunuyordu. Ancak küçük kardeşi Halil’in Rum korsanlarınca esir alınıp Foça’ya götürülmesi, babası Orhan Gazi’nin oğlunun kurtarılması için İmparator V. Yuannis Paleolog ile anlaşması sırasında Rumeli’deki askerî faaliyetlerini bir süre durdurmak zorunda kaldı. Halil’in Eylül-Ekim 1359 tarihinde kurtarılıp teslim edilmesi üzerine fetih harekatına yeniden başladı.

Hedef Edirne’ydi. 1360-1361’deki faaliyetlerini belirli bir plana göre icra etti. Önce Edirne’ye gelebilecek askerî yardımları kesmek için akıncıları İstanbul önlerine kadar gönderdi. İstanbul-Edirne yolu üzerindeki başlıca kaleleri ele geçirdi. Bunun dışında güneyinde ve Meriç Nehri civarındaki kaleleri de ele geçirerek Edirneye gelebilecek her türlü yardımın önünü kesti. 1361 baharında Şehzade Murad, Rumeli kuvvetlerini emri altında toplayıp Edirne üzerine yürüdü. Edirne’nin 55 km. doğusunda Babaeski’de karargâh kurup Lala Şâhin kumandasında orduyu ileri gönderdi. Edirne tekfuru onu Sazlıdere vadisi önünde karşıladıysa da bozguna uğradı ve Edirne’ye çekildi; geceleyin Meriç üzerinden gemiyle Enez’e kaçtı. Ardından Edirne halkı 5 Mayıs 1361 yılında şehri teslim etti. Edirneyi teslim Alan Şehzade Murad şehrin güvenliği için kritik bölgeleri kontrol altına alırken Bursa kadısı Çandarlı Kara Halil’den Sultan Orhan’ın ölümü haberi geldi (Mart 1362)

İlk Kardeş Katli

İznik ve Eskişehir’de bulunan kardeşleri İbrâhim’in (o zaman altı yaşında) ve Halil’in (on altı yaşında) adamları, Karaman ve Eretna kuvvetlerinin desteğiyle şehzadeler adına Bursa’da tahtı ele geçirmek için harekete geçtikleri gibi Orhan Bey’in ölümünü fırsat bilen Amasya emîrlerinden Bahtiyar Bey de Ankara’yı almış, Karamanoğlu’da 757’de (1356) Osmanlılar’ın eline geçmiş olan Sivrihisar bölgesini işgal etmişti. Murad, Rumeli’de lalası Şâhin’i uç / uc beyleri üzerinde beylerbeyi tayin edip Rumeli’den ayrılarak Bursa’ya ulaştı ve Kadı Çandarlı Kara Halil ile buluştu. Çandarlı o gelinceye kadar duruma hâkim olmuş, böylece Murad güvenle tahta çıkabilmişti.

Taht mücadelesine girişen iki kardeşim akıbeti hususuna tarihçiler çok fazla önem göstermemişlerdir. Osmanlı tarihindeki siyaseten katl konusunu ilk kez derli toplu işlemiş olan Prof. Dr. Ahmet Mumcu, Murad’ın iki kardeşini öldürmesi hakkında şunları yazıyor: Murat, Orhan Bey ölünce hükümdar seçilmiştir. Fakat bu seçime Murat’ın kardeşleri olan Halil ve İbrahim itiraz ederler. Ağabeylerine baş kaldıran kardeşlerini Murat’ın bertaraf ettiğini en son araştırmalar bize gösteriyor. Bununla beraber Halil’in Murat’tan büyük olduğu söylentisi de vardır. Mamafih her iki ihtimalde de başlangıçta devlette saltanatın intikali konusunda belirli bir usulün olmadığını bize açıkça gösteriyor.

Şehzade Savcı İsyanı

Osmanlı tarihindeki ilk ciddi taht kavgası olarak gösterilir. Kardeş Katli’ne sebep olacak olan olay Osmanlı tarihinde önem arz etmektedir. Sultan Murad’ın üç oğlundan biri olan Savcı Bey’in ayaklanması Osmanlı’ları olduğu kadar Bizans’ı da ilgilendiriyordu. Çünkü bu isyanda Bizans İmparatoru Yuannis’in büyük  oğlu Andronikos’ta bulunmaktaydı. Sultan Murat ve İmparator Yuannis asi beyleri bastırmaya gittiklerinde yerlerine vekil olarak kalan çocukları babalarına isyan ettiler. Anlaşmalı bir şekilde baş kaldırmaları ciddi bir karışıklığa sebep oldu. Bu olayı duyan Murat birlikleri ile Bursa’ya doğru harekete geçti. Olayı kansız bastırmak için Savcı Bey’in girişiminden habersiz davranılacaktı. Ferman çıkaran Murat av tertipleyerek Savcı Bey’i bu tertibe davet etti ancak Savcı Bey bu emre uymadı. Aksine savaş hazırlıklarına başladı. Kite Ovasında babasıyla karşı karşıya geldi ve bozguna uğradı. Asi tutumu devam eden Savcı Bey’in gözlerine mil çektirildi. Aynı durum Bizans İmparatorluğunda isyan çıkaran Andronikos içinde geçerliydi. Savcı Bey’in ayaklanmasını bir türlü hazmedemeyen Murat ilerleyen süreçte oğlunu idam ettirdi.

Karaman ve Eretna Tehtidi

I. Murad tahta geçtikten sonra 1365 yılına kadar Karaman ve Eretna tehdidi yüzünden Anadolu’da kaldı. Eretnaoğlu Mehmed’i tahta çıkaran Karamanoğlu Alâeddin, Ankara’ya hâkim olan Bahtiyar Bey’le ittifak halinde Osmanlı topraklarına saldırdı. I. Murad, 1362 kışını Bursa’da geçirdikten sonra güçlü bir ordu toplayarak ertesi yılın baharında sefere çıktı. Eretna’nın Moğol birliklerini (Barımbay ve Samagar aşiret kuvvetleri) Eskişehir bölgesinde bozguna uğrattı, Karaman ordusunu püskürttü. Bunun üzerine kuşatma altında bulunan Ankara ahîleri kalenin anahtarlarını getirip teslim ettiler. Karaman ve Eretna tehdidi böylece ortadan kalktı.

Sırpsındığı (1362) ve Çirmen Savaşı (1371)

Osmanlı ve Haçlılar arasında yapılan ilk savaştır. I.Murat’ın Edirne’yi alması Trakya ve Balkanlarda hızla ilerleyişi Avrupa’nın önemli stratejik noktalarını tehdit altına sokmuştu. Papa V. Urbanın teşvikiyle Sırplar, Bulgarlar, Macar, Bosna ve Eflaklılar, büyük bir haçlı ordusu hazırladılar. Lala Şahin haçlılar karşısında yenilgiye uğramaktan korkuyordu. Bu yüzden Hacı İlbey’ini güçlü bir akıncı tümeniyle keşfe yolladı. Hacı İlbey’i gece düşmanı üç koldan sardı. Çoğu sarhoş olan düşmanı kılıçtan geçirmeye başladı ve büyük bir zafer kazandı. Bu gece baskınının meydana geldiği yer (Çirmen), “Sırpsındığı” adı ile tarihe geçti.

1362 yılında yapılmış olan Sırpsındığı savaşının intikamını almak isteyen Sırplar tekrar toparlanıp Osmanlı üzerine gelmeye başladı. Sırpsındığı Savaşı’nın yapıldığı yerde ikinci bir savaş daha yapıldı. Osmanlı’nın büyük üstünlüğü ile biten zaferde Sırp Kralı ve kardeşi öldü.

Kosova Savaşı

Osmanlı’nın balkanlarda yıllar süren başarı grafiği Bosna Kralına karşı girişilen savaşta yaşanan mağlubiyet ile sekteye uğramıştı. Osmanlı’nın mağlup olması, Balkan kitlelerini hareketlendirdi. Lazar’ın önderliğinde Balkan toplulukları ve paralı askerlerle büyük bir ordu kuruldu. Osmanlı bünyesinde olan ve Osmanlıya karşı harekete geçmeyi planlayan unsurlar ve diğer devletlerde bu orduya katıldı. Yalnızca Vidin Bulgar Çarı Stratsimir ve Köstendil Hakimi Konstantin Deyanoviç Osmanlı’ya karşı sadakat gösterdiler.

Sultan Murad, gelişmeler doğrultusunda Rumeli’ye geçti ve kendisine bağlı olan vasal prensliklere asker teşkil göndermelerini emretti. Bulgar Kralı Şişman ve Dobluca Hükümdarı Dobrotiç sefere katılmayı reddettiler. Bunun üzerine Sultan Murad Çandarlı Ali Paşa ve Timurtaş’ın oğlu Yahşi Bey’i 30 Bin kişilik bir kuvvetle birlikte Şişman ve Dobrotiç üzerine sefere gönderdi. Kendisi de Şumlu’ya yerleşerek karargahını kurdu. Bulgar Kralı Şişman, Osmanlı’nın Lazar’a taarruz edeceğini ve mağlup olması durumunda vasallıktan kurtulacağını ümit ediyordu. Ancak süreç umduğu gibi gelişmeyince Murad Gazi’nin huzuruna çıkarak affedilmesi için Silistre Kalesini vermeyi teklif etti ve bağlılık yemini etmek zorunda kaldı.  Şişman, Silistre Kalesine geçtikten sonra yemininden dönerek kaleyi vermeyi reddetti ve önce Tırnova ardından Niğbolu kalesine kaçtı.

Bu olaylar yaşanırken Lazar’ın, Murad Gazi’nin stratejisini öğrenme gayesiyle elçi göndermesi hükümdarı çok sinirlendirdi. Murad Gazi, Kral Şişman’ı bertaraf etmeyi beklemeden tehlikeli dağ geçitlerinden Kosova ovasına inerek savaş hazırlıklarına başladı. Nihayet 15 Haziran 1389’da iki kuvvet Kosova ovasında karşı karşıya geldi.

Lazar’ın ordusu yoğunlukla süvarilerden oluşuyordu. Osmanlı kuvvetlerinin et etkili gücü ise elbette ki okçularıydı. Oldukça çetin bir muharebeye sahne olan savaşta Osmanlı kuvvetlerinin sol cenahı mukavemet gösteremeyerek çöktü. Ancak sağ cenahta bulunan Şehzade Bayezid’in muvaffak olması ile savaş Osmanlı lehine döndü. Nihayetinde Osmanlı kuvvetlerinin kesin galibiyeti ve Lazar’ın öldürülmesi ile sonuçlanan savaş ile Balkanlardaki Osmanlı üstünlüğü yeniden sağlanmış, başkaldıran vasal prenslikler yeniden itaat altına alınmış ve Balkanlarda yükselen Lazar tehdidi ortadan kaldırılmış oldu.

Sultan Murad’ın Ölümü

Sultan Murad, savaş sonrası alanı dolaşırken bir sırp askeri tarafından öldürülmüştür. Kaynaklar Sultan Murad’ın öldürülmesi ile ilgili farklı bilgiler sunmaktadır. Tevarih-i Ali Osmani’de Müslüman olmak ve el öpmek için Murad Gazi’nin huzuruna gelmek isteyen bir Sırp askerinin yerden aldığı mızrak ile Sultan Murad’ı öldürdüğünü söyler. Gazâname’de ise savaşın ardından cenk meydanını gezen Murad Gazi’nin yerde yatan bir Sırp askeri (Miloş Kobiloviç) tarafından hançerlenerek öldürüldüğü belirtilir. Aslında daha inandırıcı olan Gazaname’deki vakadır. Zira Müslüman olmak isteyen bir Sırp’ın Murad Gazi’ye yaklaşabilmesi göz göre göre hükümdarı mızrak ile öldürebilmesi pek de mümkün görünmemektedir. Murad Gazi, şehadeti üzerine şehit edildiği yere gömülmüş, daha sonra naaşı oğlu Bayezid tarafından Bursa Çekirge’ye nakledilmiştir.

Yakup Çelebi’nin Öldürülmesi

Yakup Çelebi’nin savaş meydanında öldürülmesini İsmail hakkı Uzunçarşılı şu şekilde yazmaktadır. “Beyazid, babasının yanına davet edildiği zaman, diğer şehzade bozulmuş düşman birliklerini takip etmekteydi. Babasının ölümünden haberi yoktu. Kendisine ‘baban çağırıyor’ diye haber gönderdiler. Yakup Çelebi çadıra gelir gelmez, Savcı Bey vakası gibi muhalefete kalkmasından endişe eden devlet erkanının kararıyla babasının ölü olarak yattığı çadıra alınarak boğduruldu. Cesedi babasıyla birlikte Bursa’ya gönderildi. Yakup Bey şehit edildiği zaman 30 yaşındaydı. Bu olay orduda ciddi bir üzüntüye sebep olmuştur.

Kaynakça

  • Ahmet Seyrek “Osmanlı Padişahları”, Tulpar Yayıncılık, 2015.
  • Mustafa Barış Özkök “Eğlenceli Türk Tarihi”, İnkılap Yayıncılık, 2014.
  • Halil İnalcık  “Osmanlı Padişahı”, TDV İslâm Ansiklopedisi, C.33, S. 375-396,Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2007.