Mükemmeliyetçi Bir Kadın Olmak

Mükemmeliyetçi bir kadın olmak, büyükannelerimizden gelen en büyük mirastır. Tıpkı işe yaramaz bir vazoya gözümüz gibi bakıp nesilden nesile aktardığımız gibidir mükemmeliyetçi kadın olmak…

Henüz anne karnındayken nasıl bir hikayemiz olacağı bellidir aslında… Ebeveynlerimizin düşünceleri, istekleri, tercihleri ve tutumları yaşantımızın en önemli ipuçlarını verir bize. Dünyaya geldikten sonrada bu düzen pek de değişime uğramaz. “Kız çocuğusun sen…” cümlesiyle başlayan her konuşma bilinçaltımızın yolculuğunu başlatmıştır.

Eteğini indir, erkeklerden uzak dur, gülme, çok konuşma, temiz ol, hamarat ol, hanım hanımcık ol, şöyle ol, böyle ol, o günah, bu ayıp derken hayatımızın hikayesini çoktan yazmış olurlar. Bastırılmış duygular bize kaygıyı, korkuyu, her an hata yapma duygusuyla kaybetme duygusunu ve dolayısıyla sağlıksız bir yaşamı sunarken birilerinin bizim için neler düşündüğünü düşünmekle geçirdiğimiz hayatımızda tek ilkemiz “mükemmel kadın” olmaktır. Mükemmel kadın olmak bizim için bir gelenek ve şeref meselesidir. Bu geleneğe uymayan kadınlar toplumda asi, norm dışı kimi zaman da işe yaramaz kabul edilir. Çünkü mükemmel kadın, toplum için kurgulanmıştır.

Günümüzde Mükemmeliyetçi Kadınlar

Aşırı düzenli, titiz, kusursuz, etkinliklerden ve arkadaşlarından uzak kalacak şekilde kendini işe adarlar; ahlak, doğruluk değerler gibi konularda en ufak esneklik göstermezler, takım çalışması yapamazlar, katı ve inatçıdırlar. Mükemmeliyetçi kadın, kendi hayatından soyutlanmış hayatını; eşi için, çocukları için, ailesi için, eşinin ailesi ve çevresi için, sevdikleri için ve sevmedikleri için yaşar. Kendilerine soru sormazlar, zira ne istediklerinin bir önemi yoktur. Önceliği, çevresine mükemmel görünüp kendi içinde ise gerekirse mutsuz olmaktır. İçindeki fırtınalara karşı, kafasını kuma saklayan deve kuş gibidir. Kusursuz bir anne olmak için paralar kendini, çocuğuyla ilgili tüm kararları kendisi verir; yemeğinin ne kadar yenmesi gerektiğinden tutun, saçının modeline, arkadaş seçimine ve eş seçimine kadar mükemmeliyetçi kadın meşalesini eline alıp çocuğunu da uçuruma sürükler kendisiyle… Şahane bir eş olmak için ise yapamayacağı şey yoktur; yaptıkça eksiklerini görüp daha çok çırpınır, boğdukça boğar, her şey onun kontrolünde gerçekleşir, her şeyi o bilir, her şeyi o halleder. Eşine ise hiç bir konuda gerek kalmaz. Mükemmeliyetçi kadınların evlilikleri, en çok bu sebepten dolayı hep mutsuz ilerler ya da biter. Neden diye sorarlar kendilerine… Bilmezler ki ilişkiler paylaşım ve karşılıklı emek üzerinden ilerler, tek tarafın her konuya el atması belli bir süre sonra içinden çıkılmaz bir hal alır. Öte yandan erkekler, kendilerine ihtiyaç duyulmadığını hissettikleri yerde asla durmazlar ve kendilerine ihtiyaç duyan bir kadınla mutluluğu yakalamaya çalışırlar. Geride ise haksızlığa uğradığını düşünen mükemmeliyetçi bir kadın kalmıştır. Bu kadınlar, çoğu kez haksızlığa uğradıklarını düşünerek ziyan ederler hayatlarını. Çünkü mükemmeliyetçi kadın, kendi içinde kaybolmuştur. Yaptığı çoğu şey görev haline dönüşmüş veya buna mecbur kılınmıştır. Mükemmeliyetçi kadın, kendisiyle vedalaşmış kadındır…

Öte yandan, Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı(DSM-IV)’nda mükemmeliyetçilik, “mükemmeliyetçi kişilik bozukluğu” adıyla C kümesinde bir hastalık olarak gösterilmektedir.

Tanı ölçüleri ise; “Yukarıdaki mükemmel kadın kimdir?” sorusunun cevabında yer almaktadır. Onlar her daim “Gerçekler ayrıntıda gizlidir.” düşüncesiyle yola çıkarlar. Mükemmeliyetçi kişilikler hayatları boyunca ayrıntılar içinde kaybolup bütüne ulaşamazlar. Tıpkı sadece ağaçlarla uğraşan birinin ormanı görmesi gibi. Olaylara kuşbakışı bakmakta zorlanırlar. Kendileriyle birlikte çevrlerini de yorarlar. Mükemmeliyetçi kişilik bozukluğunda katı kurallar vardır ve bu kurallar asla değişmez, herhangi bir durumun ayrıntılarına inmekle hata yapma olasılığını azaltmak mümkündür onlara göre. İnsanları tanımlayan, yaptıkları işlerdir. Her zaman duygular kontrol edilmelidir. Bununla birlikte işlevsel olmayan inançları, stratejileri, temel korkuları vardır.

Eğer mutlu kadın olmak istiyorsanız, her şeyden önce bu hastalıktan yani mükemmeliyetçi olmaktan ve mükemmeli yapmak istemekten vazgeçmelisiniz.

Zira kusursuzluk, Allah’ın sıfatlarındandır. Biz kul’uz ve hatalarımızla insanız. Düzeltmeye çalışmak ve değişmek de bizim özelliklerimiz arasında sıralanabilir.

İnsanın yapısı mükemmeliyetçi olmaya aykırıdır. Önemli olan, bu hastalığı fark edip arınmak ve sağlıklı bir hayata kavuşmaktır. İyileşmek için önce fark edin sonra da kendinizi ve çevrenizi azat edin ve bir uzmandan destek alın. Göreceksiniz iyileşme, kısa sürede başlamış olacaktır.

Unutmayın ki hastalık fark edildiğinde şifa bulunabilir.

Farkındalığınız ve ışığınız daim olsun…