1. yüzyılda Anadolu’da Moğol saldırılarından bezmiş bir halkla karşılaşırız. 15. yüzyıl başlarında ise Anadolu’nun hali daha da karmaşık bir durum arz eder. Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid ile Timur arasında, Ankara’nın Çubuk Ovası’nda yapılan ve Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanan Ankara Savaşı, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına ve Fetret Devri (1402-1413) olarak bilinen bir iktidar boşluğu döneminin yaşanmasına yol açar. İstilalar, beylik kavgaları ve iktidar mücadeleleri arasında bezgin, bocalayan, dağınık bir Anadolu Türklüğü ile karşılaşırız. (Melamilik)

O dönemlerde, Türklerin birlik ve beraberliğinin temelleri atılırken; özellikle de Anadolu Aleviliğinin oluşumu sağlanırken çeşitli kaynaklardan yararlanılmıştır. Bu kaynaklar; Batınilik, Yesevilik, Melamilik, Kalenderilik, Haydarilik, Hurûfilik, Bektaşilik, Şamanlık, Yunan Felsefesi ve İslam tasavvufudur.

Anadolu’daki Türklerin beraberliğine katkıda bulunan mutasavvıfların en önde gelenlerinin büyük bir kısmı, Ahmet Yesevi dergahındaki manevi İslam ateşini beraberlerinde getirenler olarak karşımıza çıkar. Yesevilik, başlangıçta Seyhun havalisinde, daha sonra bütün Türkistan’da hızla yayılıp yerleşir. Zamanla da Seyhun’un ötesindeki bozkırlara kadar genişler. Moğol istilasından sonra Horasan, İran ve Azerbaycan Türkleri arasında rağbet görür ve XIII. asırda Yesevi dervişleri vasıtasıyla Anadolu’ya geçer. (Melamilik)

Ahmet Yesevi’nin halifelerinden bazıları; Şeyh Lokman Parende, Hacı Bektaş-ı Veli, Geyikli Baba, Abdal Musa, Horoz Dede; Anadolu erenlerinin anası Fatma Bacı, Seyyid Mahmud-ı Hayrani, Karaca Ahmet, Kolu Açık Hacı Sultan, Resul Baba ve Cemal Seydi’dir. Anadolu’da bulunan en önemli Yesevi dervişleri Hacı Bektaş-ı Veli ve Sarı Saltuk’tur. (Melamilik)

Hacı Bektaş-ı Veli, Hıristiyanlığın çok yaygın olduğu bir bölge olan Sulucakarahöyük bölgesinde insanları irşat etmiş ve gayrimüslimleri de sevgi ile İslam dinine davet etmiştir. Kurduğu dedelik teşkilatı sayesinde Anadolu’nun birlik ve beraberliği sağlanırken, asli birleştiricilik görevini de üstlenmiştir. Hacı Bektaş-ı Veli, böylece Anadolu’nun Türkleşmesine ve İslamlaşmasına da katkıda bulunmuş; bugün için bile hayranlıkla baktığımız muazzam bir dayanışma ve sosyal kontrol mekanizması geliştirmiştir. Ayrıca, Bektaşilik tarikatını kurarak soydan Alevi olmayan insanların manevi eğitimlerini üzerine almıştır. Kendisinden feyz alan bütün insanları ahlak bozukluklarından kurtararak topluma ve insanlığa faydalı olgun birer insan olarak yetiştirmeye çalışmıştır. (Melamilik)

Yunan felsefesinin, özellikle Platon[1] (Eflatun) (İ. Ö. 428-348) ve Plotinos’un[2] (İ. S. 204-270) düşüncelerinin Anadolu Aleviliğinin oluşumunda ve Türk tasavvufunun gelişiminde etkileri olduğunu da hemen söylemek gerekir. Platon ile Plotinos’un düşünceleri tasavvufla ve dolayısıyla Alevilikle bağdaşmaktadır. Çünkü sevgi unsuru ve bu unsurun büyük ölçüde Tanrı’ya dayanması düşüncesi, her iki felsefede de ortak olan noktalardır. Platon ve Plotinos’un düşünceleri, mukayeseli bir şekilde gözden geçirildiğinde, Türk-İslam tasavvuf anlayışıyla uyuşan noktalar olduğunu kolayca görmek mümkündür. Bunun için Platon’un ideler teorisi ile Plotinos’un varlık teorisini hatırlamak yeterlidir:

Platon’un ideler teorisine göre, bu dünyada gördüğümüz bütün varlıkların (insan, hayvan, bitki veya cansız bir eşya olsun) ideler dünyasında bir idesi, yani aslı, özü ve esası vardır. Bu dünyadakiler onların gölgesi veya görüntüsüdürler. Bir cismin varlığa gelebilmesi ancak idesinden alabildiği pay oranındadır. İnsan ruhu da dünyaya gelmeden önce ideler dünyasında bulunmaktadır. Dünyada bulunan bütün varlıklar öz(ide)’lerini de orada seyretmiştir. Bu dünyaya geldikten sonra o idelerin gölgesini görünce onların idelerini hatırlar. İnsan öldükten sonra bedeni parçalanır ve ruhu daha önce bulunduğu ideler dünyasına geri döner. İnsan bu dünyaya geldikten sonra bedenin tutkuları yüzünden sıkıntı içine düşmüştür. İnsan, ancak doğuş çarkını kırarak gerçek mutluluğa erişebilir. [3]

Yine Platon’a göre, Tanrı’nın iyi ve adil olduğuna inanmalı ve O’nun en üstün varlık, iyiliğin, adaletin, doğruluğun ve mükemmelliğin kaynağı olduğu kabul edilmelidir. Tanrı iyiliğin kendisidir ve yeryüzündeki iyi şeylerin sebebini meydana getirir. Mükemmelliğin kendisi olan Tanrı, ideler sisteminin en tepesinde yer alan İyilik İdesidir. Ona göre Tanrı, tıpkı bir ressam gibi dünyadaki cisimleri onların ideler dünyasındaki idelerine bakarak çizer, şekillendirir ve onları varlığa getirir.

Plotinus da, ruhun kurtuluşuna uygun bir varlık anlayışını tasarlamayı başarmış bir filozoftur. Onun varlık teorisi Bir, Nus ve Ruh olarak üç hipoztazda toplanmıştır. Bu hipoztas birbirine içten içe bağlıdır. Ona göre ruh, temizlenmek için bu üç hipoztası iner, gerisin geriye çıkar. Ruh kurtuluşa ermek için çırpınır durur, felsefe yapar.

Plotinos’un felsefesinin hareket noktasını, her türlü maddi olana karşı bir aleyhtarlık oluşturur. Plotinos, Platon’un idealist felsefesine geri döner. İlgisini ruh ve beden ilişkilerine çevirir. Ona göre ruh, görülmesi ve algılanması mümkün olmayan bir cevherdir. Beden ve ruh birbirinden tamamen ayrı olan iki cevherdir. Yalnız ruh bedene hakimdir ve ona şekil verir ve onu ayakta tutar. Beden ruhu terk edince beden, çürüyüp dağılır. Ruh aynı zamanda bedeni güzel yapan cevherdir. Güzel olan yalnızca ruhtur. Bedenin güzelliği ancak ruhun güzelliğinin bir yansımasıdır. Ruh bizatihi güzeldir, halbuki beden, ruhun bir aynası olmak bakımından güzeldir, çünkü bedene şekil veren ruhtur. Ruh ölümsüz, beden ise ölümlüdür.

Onun için Allah, kendisinden her şeyin oluştuğu bir kaynaktır. Her türlü varlığın kaynağı olduğu için bir şeyin var olması Allah sayesinde mümkün olur. Ona göre asıl varlık, gerçek varlık, bütün varlık hipoztazlarının en tepesinde olan Bir’dir. O hiç belirleme almaz, her belirleme onun birliğini bozar. O öylesine varlıklarla doludur ki, ondan dolayı varlık ondan taşar yayılır. Bir iyiliğinden dolayı varlığını taşırır, yayar, geçirir, verir, akıtır. Her şey Bir ile varlık kazanır. Birliğini kaybeden, varlığını kaybetmiş olur. Birden taşan bu dünya, zorunlu olarak, O’nun güzelliklerine sahip olmalıdır. Bu demektir ki, Bir güzel olduğuna göre, O’nun eseri olan evrendeki bütün varlıklar da mutlaka güzeldir. Bu yüzden, güzel olan Tanrı, güzel eserler yaratacaktır. Bir öyle mükemmel bir varlıktır ki, onun bolluğundan ve mükemmelliğinden taşar. Taşan her varlık ötekiyle ilgilidir. Taşan ilk taşkın kendi üzerine kıvrılır, kendine döner, kendine bakar, bu bakışta Nus olduğunu anlar. Taşkın, Nus’tan öteye akıp gider, Ruh olduğunu anlar. Ruh kendi üzerine döndüğünde Nus olduğunu, Nus da kendi üzerine döndüğünde Bir olduğunu anlar. Demek ki, Bir taşarak Nusa, Nus taşarak ruha varlığını vermektedir. Ruh, Nusun sonu, duyuların başıdır. Ruh vecd halinde iken kendisinin Nus ve Bir olduğunu bilir. Ruhun yukarı tarafı, Bir ile birleşebilen tarafıdır. Ruh için beden bir kirlilik, bir kötülüktür. Ruhun aşağı tarafında beden, ruh için bir iyilik, bir zarurettir. Düşmüş ruhu aşağı seviyesinden yukarı seviyeye çıkarmak gerekir. Bunun yolu extase (vecd)’dir. Extase ile ruh, yukarı seviyesine çıkar ve Bir ile birleşir, Bir olduğunu bilir. İnsan ruhları evren ruhunun kısımlarıdır, hepsi aynı şeyi (Nus’u) görürler. Yine ona göre insanın ulaşabileceği en üstün bilgi derecesini extase(cezbe) anı meydana getirir. Cezbeye ulaşan insan ruhu Tanrı’ya açılır ve O’nunla birleşir. İnsanın Tanrı’yı doğrudan doğruya bilip kavradığı anlar, ruhun vücuttan ayrılıp Tanrı’ya yöneldiği ve yükseldiği mutlu anlardır. [4]

Platon ve Plotinos’un düşünceleri, mukayeseli bir şekilde gözden geçirildiğinde, Türk-İslam tasavvuf anlayışının yanı sıra Anadolu Aleviliği ile de uyuşan noktalar olduğunu kolayca görmek mümkündür: Allah’ın birliği (vahdet, vahdet-i vücût), Tanrı’nın güzelliği ve iyiliği, güzel ve iyi şeyler yaratması, ruh, ruhtaki coşkunluk hali, yani duygu taşkınlığı (cezbe) ile bu cezbe sayesinde Hakk’a olan yakınlık vb. gibi.

Anadolu’nun birlik ve bütünlüğüne hizmet edenlerden birisi de, İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet Han’ın fethedeceğini müjdeleyen Hacı Bayram-ı Veli’dir. Kendisi aynı zamanda Bayramiye tarikatının kurucusudur.


Dipnotlar:

[1] Mısır doğumludur ve Ammonios Sakkas’ın öğrencisidir. Sakkas’tan sonra okulun başına o geçmiştir.

[2] Mısır doğumludur ve AmmoniosSakkas’ın öğrencisidir. Sakkas’tan sonra okulun başına o geçmiştir. 244 yılında Roma’ya gitmiş ve ömrünün kalanını burada geçirmiştir. . Daha ayrıntılı bilgi için adı geçen esere bakınız: Güler Çelgin; Eski Yunan Edebiyatı, Remzi Kitabevi, İstanbul 1990 s.197.

[3]  Ruh göçüne inanan vahdet-i vücutçular da mevcuttur. Platon’un bu düşünceleri Pisagorculardan gelmektedir. Pisagorcular ruhun ölümsüzlüğüne ve ruh göçüne (tenasuh) inanıyorlardı.

[4] Platon ve Plotinos’un Alevilik’le ayrılan ve uyuşan noktaları için Doç. Dr. İbrahim ARSLANOĞLU’nun “Alevilik Nedir?” başlıklı yazısına bakılabilir.

 

Bir sonraki Melamilik / Melametilik / Melametiye başlıklı yazımızda Melamiliği tanımlamaya, hangi bölgelerde yayıldığına dair bilgileri sizlerle paylaşacağız.

İki hafta sonra tekrar görüşmek dileğiyle…

 

   (Melamilik)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × 5 =