Louis Althusser

Louis Althusser 16 Ekim 1918 tarihinde Cezayir’in Birmandreis kasabasında doğdu. 1930’da babası çalışmak için ailesini Fransa’ya taşıdı. Gözlemci bir ailede yetişen Althusser, özellikle belirgin bir Katolik eğilimi olan profesörler tarafından eğitim gördü. Bu sebeple Katolik gençlik gruplarına katıldı. Katolikliğe olan bu ilgi ve Katolik örgütlere katılım, Althusser’in 1948’de Komünist Partiye katılmasından sonrada devam etti.

1939 yılında Althusser, Paris’teki Ecole Normale Superieure (ENS) Üniversitesine girdi. Ancak okul başlamadan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle Fransa’da seferberlik ilan edildi. Asker olarak savaşa katılan Althusser Alman birliklerine esir düştü. Savaş bitene kadar Kuzey Almanya’daki bir kampta savaş esiri olarak kaldı. Komünizm fikri ve yaşadığı depresyon, esaret döneminde yaşadıklarının sonucunda oluşmuştur. 

1945 yılında serbest bırakılan Althusser daha önce girmeye hak kazandığı ve ileride Felsefe Profesörü olacağı ENS’ye devam etti. Esaretin kalıntılarından olan depresyon nöbetleri sürekli devam etti. Hayatının sonlarına doğru bu ataklar ciddi şekilde arttı ve elektrokonvülsif tedavi, narko-analiz ve psikanaliz gibi ağır tedaviler gördü.  1980’de geçirdiği bir sinir krizi sonucu karısını öldürdü. Ruh sağlığı ve fiziksel sağlığı 1987’de tamamıyla kötüleşti. Bu sebeple Paris’in batısındaki bir köy olan La Verriere’deki bir psikiyatri hastanesinde yaşamaya başladı. Orada, 22 Ekim 1990’da kalp krizinden öldü.

Marksist Toplum Düşüncesine Anlam Katan Adam: Louis Althusser

Yirminci yüzyılın en özgün ve etkili Marksist toplum felsefecilerinden biri olan Louis Althusser, insani bilimler ile sosyal bilimlerin hemen hemen tüm disiplinlerindeki Marksist araştırmalara muazzam ama derin tartışmalara yol açan kışkırtıcı yenilikler getirdi. Althusser’in en önemli yapıtlarını ürettiği ve etkisini doruk noktasına çıkardığı dönem 1960’lı ve 1970’li yıllardı. Siyasal açıdan bakıldığında onun hedefi, Marksizmin Stalinist çarpıtmasını analiz ederek eleştirisini yapmaktı. Yalnız Althusser, salt hümanist bir ahlaki suçlama yapma retoriğini reddederek Stalinizmin diğer çağdaş Marksist eleştiricilerinden kalın çizgilerle ayrılıyordu. Tersine, ona karşı yürütülecek siyasal muhalefetin etkili olması için, Stalinizmin nedenleri ve sonuçlarıyla ilgili “kesinlikle bilimsel” analiz yapılmasını zorunluluk olarak görüyordu. Tarihi anlama çabalarında bilimsel bir yaklaşım arayışına girmek Althusser’i iki yöne götürmüştü. Birincisi, Marksizan geleneğin klasik metinlerini yeniden okumak; ikincisi, bilimin doğasını ve onun diğer bilgi ya da ideoloji formlarından nasıl ayrılacağını felsefi açıdan ele almak.

Althusser, Marx’ın teorilerinin yanlış yorumlandığına, çünkü Marx’ın önceki çalışmaları ile son dönemdeki çalışmaları arasında epistemolojik bir kopuş olduğunu ifade eder. Althusser’e göre Marx’ın, bireyi; toplumun, kültürün ve ideolojinin ürünü olarak tanımlaması tarihsel açıdan çığır açan bir gelişmedir. Marx’ın toplumu bireyler yerine “uygulamalar” denilen sosyal ve politik birimler açısından analiz ettiğini iddia etti. Fikirleri, Jacques Derrida, GA Cohen, Anthony Giddens, Judith Butler ve Slavoj Žižek de dahil olmak üzere yirmi birinci yüzyıl düşünürlerini etkiledi ve birkaç öğrencisi seçkin aydınlar arasında yerini aldı.

Devletin İdeolojik ve Baskı Aygıtları

Althusser, Marksist teoride yer alan devletin baskı aygıtlarının (Hükümet, İdare, Ordu, Polis, Mahkemeler, Cezaevleri vb.) yanına devletin ideolojik aygıtlarını da ekler. Bu aygıtların baskı aygıtları ile karıştırılmaması gerekmektedir. Devletin baskı aygıtlarında “yaptırım”, “cebir”, “zorunluluk” varken ideolojik aygıtlarda ise bunlar yoktur. İdeolojik aygıtlar daha şeffaf, gönüllülük içeren ancak doğru kullanılmadığında baskı aygıtlarından çok daha etkili sonuçları meydana getirir. Kısaca baskı aygıtları “şiddeti” kullanırken ideolojik aygıtlar “ideoloji”yi kullanır. Eğitim sistemi, dini kurumlar, aile, kanun, siyaset, sendika, kitle iletişim araçları (Gazete, radyo, televizyon…), kültür ve sanat ( edebiyat, spor, müzik…) ilk akla gelen devletin ideolojik aygıtlarıdır.

İdeolojik aygıtlar ile baskı aygıtlarını ayıran en önemli farlardan biri; baskı aygıtlarının devletin tahakkümünde olduğu ancak ideolojik aygıtların devletle birlikte STK tarafından da kontrol edildiğidir. Bu fark, devletin ideolojik aygıtları daha etkin ve rahat kullanmasına neden olur. Süreç içerisinde bu iki yapı birbirini destekler ve toplumsal düzende bireyi mevcut sistemin bir parçası haline getirir.