Kommagene Krallığı, Toroslar ile Fırat nehri arasında uzanan, Adıyaman vilayetini kapsayan Maraş ve Gaziantep’e kadar genişleyen bir alanın içinde yer alır. Kommagene adına ilk olarak MÖ 8. yüzyılda Asur kaynaklarında rastlanır. Makedon İmparator Büyük İskender’in hakimiyetinde olan bölge, İskender’in ölümüyle Seleukosların yönetimi altına girer. Yerli halkın Sami kökenli ancak yöneticilerinin Yunan ya da Makedon olduğu bir yönetim etkin olmaya başlamıştır. MÖ 162’ye kadar bağımsız bir yönetimi olmayan bölge, Seleukos Krallığının Kommagene’deki valisi Ptolemaios tarafından bağımsız bir krallık haline getirilir. Krallık MÖ 162 yılından MS 72 yıllarına kadar bağımsızlığını sürdürmüştür. MS 72 yılından sonra IV. Antiokhos tahtından indirilmiş ve Kommagene, Roma’ya bağlanmıştır.

Kommagene Kralı Ptolemaios’tan sonra sırasıyla Samos ve I. Mithridates başa geçmiştir. I. Mithridates’in Suriye’nin Yunan kökenli prensesi VII. Laodice Thea ile evlenmesi, Doğu ve Batı kültürlerinin kaynaşması olarak düşünülmüş ve zaten bu da oğulları I. Antiokhos’un temel düşünüş alanını oluşturmuştur. Krallık, en güçlü ve verimli dönemini I. Antiokhos döneminde (MÖ 69-36) yaşamıştır. I. Antiokhos, annesinin Grek babasının Pers kökenli olması durumunu tüm alanlarda kullanmış ve ülkeyi askeri başarısından çok politik zekasıyla yönetmiştir. Roma ile ilişkilerini sürekli diri tutmuş ve çeşitli başarıları sayesinde Roma Senatosu tarafından maddi destek görmüştür. Bu maddi destek kimi zaman toprak bağışıyla neticelenmiş ve kral bu sayede sınırlarını genişletebilmiştir. Hatta MÖ 59 yılında Kommagene’ye katılan Zeugma’nın da bu yolla alındığı düşünülmektedir. Başkent Samsat (Samosata), (Atatürk baraj gölünün altında kalmıştır.) adını Kommagene’nin ikinci kralı Samos’tan alır. Kayda değer bir stratejik öneme sahip olması ve Fırat nehri üzerinde yer alması burayı değerli kılmaktadır. Fırat nehri kıyısındaki Kommagene Krallığının verimli topraklara sahip olması ve Zeugma ile Samsat’tan geçen ticaret yollarının işlekliği sayesinde zengin bir bölge halini almıştır. I. Antiokhos da bu sayede halkını refah içinde yönetmiştir.

I. Antiokhos’un yeni bir din oluşturma çabası:

I.Antiokhos’un politikalarından biri de akrabalık yoluyla yakın ilişkiler kurarak ülkesini rahatlık ve refah içinde yönetmek olmuştur. Bunun için de kızlarından birini Parth Prensi, diğerini Antropatene Kralı ile evlendirmiş ve bu sayede bu krallıklarla ilişkilerini iyi tutmuştur. I. Antiokhos döneminde krallığın bu denli güçlenmesi ve parlaması ile birlikte kral kendini yüceltip kendini merkeze koyan bir din oluşturma çabasına girmiştir. Adeta eski Mısır krallarının da yaptığı gibi bir tanrı-kral geleneği yaratmaya çalışmıştır. Bunun için de bugün Adıyaman – Nemrut Dağı üzerinde yer alan 2150 metre yüksekliğindeki zirveye kült alanını yaptırmıştır. Burası, iktidarlığı döneminde bir hac mekanı olarak kullanılmış ve Kommagene halkı tarafından kralın doğum günlerinde ve tahta geçtiği günde ziyaret edilip kurbanlar sunulmuştur. Burada Nemrut Dağı gibi yüksek ve ulu bir yükseltinin seçilmesinde birçok dinde görüldüğü gibi kutsal dağ inancının etkisi de görülür.

Nemrut Dağı’nın zirvesinde, ana kayaya oyulmuş, I. Antiokhos’un mezarının konulduğu bir tümülüs yer alır. Ancak bu tümülüs henüz kazılamadığı için kralın mezarına ulaşılamamıştır. Bu dağın üzerindeki kült alanı, temelde Doğu ve Batı terasları üzerine kuruludur. Bir tarafının doğuya yani eski Pers topraklarına, bir tarafının batıya yani Grek ve Roma topraklarına bakması I. Antiokhos’un annesinin Yunan kökenli ve babasının Pers kökenli olması dolayısıyla, kendisini adeta bu uygarlıkların birleştirildiği bir varis olarak görmüştür. Oluşturduğu yeni dinde de kendini merkeze koyup Doğu ve Batı dinlerini sentezleyerek yeni bir kültür dini ortaya koymuştur.

Nemrut Dağı Tümülüsünün Görünümü

Nemrut Dağı üzerindeki kült alanında yer alan doğu ve batı terasları, doğunun ve batının tanrılarının sentezlendiği büyük heykellerinin yanında (en başta), kral I. Antiokhos’un heykeli bulunur. Sırasıyla I. Antiokhos, Tanrıça Kommagene-Tykhe, Zeus-Oromasdes, Apollon-Mithras Helios-Hermes, Herakles Artognes-Ares yer alır. Tanrılar tahtlarında oturur vaziyette ve tahtlarının arka kısımlarında hem Yunanca hem de Pers dilindeki adlarıyla tanımlanmışlardır. Heykel gruplarının her iki yanında kartal ve aslan heykeli bulunur. Heykeller oldukça devasa boyutlarda yapılmıştır. Yaklaşık 9 metreyi bulan uzunluğa sahiptirler. Zeus-Oromasdes, heykel grubunun tam ortasına oturtulmuş ve diğer tanrı heykellerinden daha büyük gösterilmiştir. Kommagene-Tykhe, bu kutsal alandaki tek kadın figürüdür. Zeus, Apollon, ve I. Antiokhos heykelleri ellerinde bir barsom (ılgın ağacı demeti) tutar. Barsom, Pers-Mithra dininin kurban törenlerinde kutsal ateşi sembolize eder. Tahtlarında oturan tanrıların tahtlarının arkasında Yunanca ve Pers dilinde kral I. Antiokhos’un vasiyetname niteliğindeki kült yazıtı bulunur. Bu heykellerin her birinin önünde dikdörtgen biçimli tütsüler yer alır.

Heykellerin Dizilişi

Doğu terası heykelleri oldukça iyi korunmuş durumdadır. Kuzey terası, atalarının resimleriyle süslemek üzere I. Antiokhos’un hazırlattığı bilinen 57 taş stel yer alır ancak bugün üzeri boştur ve kırılmıştır. Batı terası ise doğu terası heykelleri ile birebir aynı yapılmıştır. Ancak buradaki heykeller oldukça kırık durumdadır. Batı terasındaki heykel grubunun kuzey ucunda, I. Antiokhos’un heykellerini yaptırdığı tanrılarla selamlaşma (el sıkışma) sahneleri yer alır.

Doğu Terasından Görünüm

Bu kabartmalar arasında yer alan aslanlı kabartma, astrolojik açıdan önem taşır. Kabartmanın zemininde ve aslanın gövdesinde toplam 19 yıldız dizisi yer alır. Aslanın göğsü üzerinde Jüpiter, Merkür ve Mars gezegenlerinin birleşmesi gösterilmiştir. Aslan üzerindeki hilalin Kommagene’yi temsil ettiği düşünülür. Tüm bunların bir tarihi işaret ettiği anlaşılmıştır. MÖ 62 ya da 61 yılının 7 Temmuz’u, olasılıkla I. Antiokhos’un tahta çıkış yılı olduğu düşünülür.

19 Yıldızlı Aslanlı Horoskop

Kommagene Krallığı içinde yer alan Iuppiter Dolichenus kutsal alanı, Mithras ve gökyüzü tanrısı Jüpiter Dolichenus’un kült merkezlerinden biridir. Daha sonraları Dülük Baba türbesi olarak anılan bu kutsal alan, MÖ 7. yüzyıldan beri kutsal alan olarak atfedilmiştir. MS 8-11. yüzyıllarda Hristiyanlar için hac merkezi haline gelmiş ve MS 16. yüzyılda burada yer alan türbe ile kutsal anlamını tekrar kazanmıştır.

I.Antiokhos’un en son kendini tanrılaştırmak isteyip başarılı olamadığı bu din programı, ölümüyle birlikte çökmüş ve unutulmuştur. Ancak Nemrut Dağı zirvesi her daim ziyaretçilerini kabul etmektedir. 1881 yılında Avrupa’ya adını duyuran bu dağ 1987’de UNESCO Dünya Mirası listesine alınmıştır. Bugün yoğun bir ziyaretçi ağına sahip olan Nemrut Dağı, özellikle güneşin doğuşunu tarihi yapıyla birlikte izlemek isteyenler için her daim ilgi odağı olacaktır.


Arkeolog Ceren OSANMAZ’ın yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 × 4 =