Kolajen Hakkında Merak Edilenler

Kolajen kelimesi, tutkal anlamına gelen “kólla” kökünden türemiştir. Son zamanlarda en çok konuşulan konulardan biri haline geldi. Cildini güzelleştirmek, eklem sağlığını iyileştirmek isteyen ve spor yapan kişilerin oldukça ilgisini çekiyor.  Peki kolajen nedir, kimlerin ihtiyacı vardır, hangi besinlerde bulunur?

Kolajen Nedir?

Başta kemik, deri, kas, tendon, bağlar ve bağırsak iç duvarında olmak üzere gözler ve dişlerin yapısında da bulunan bir proteindir. Doku, organ ve yapılara esneklik, direnç, hareket serbestliği ve dirilik verir, onları bir arada tutar.

Kolajenin vücutta birden çok görevi vardır. Başlıca işlevi, bağ dokusunu güçlendirirken eklemleri, tendonları, organları ve vücut bütünlüğünü korumaktır. Bu yüzden kemik yapımızın sağlıklı ve güçlü olması için oldukça önemlidir. Aynı zamanda cildin elastikiyetini artırarak cildin daha sıkı ve gergin olmasına da yardımcı olur. Vücuttaki kolajen seviyeleri yeterli olduğunda, kolajen içeren hücreler güçlü ve genç bir görünüm alır. Yetersiz olduğunda ise çeşitli eklem rahatsızlıklarına ve cilt problemlerine neden olur.

Kolajen Tipleri

Tanımlanmış olan yaklaşık 28 tip kolajen var. Ama yaygın olarak karşımıza çıkanlar; tip 1, 2, 3, 4 kolajenlerdir.

Tip 1: Vücut kolajeninin yaklaşık %90’ını oluşturur. En sıkı liflerden oluşan tiptir. Cilt, kemik, tendon, fibröz kıkırdak, bağ dokusu ve dişlere yapı kazandırır.

Tip 2: Daha gevşek lif yapısı vardır. Eklemleri birleştiren elastik kıkırdakta bol bulunur. Yani eklem sağlığı için değerlidir.

Tip 3: Kas, organ ve damarların yapısını destekler.

Tip 4: Cildin en derin katmanlarında bulunur ve cilde sıvı filtrasyonu için destek sağlar.

Önemli olan bir nokta, tip 1 kolajenin diğer tip kolajenlere dönüşebilme yeteneğidir. Bu özelliği sayesinde tip 1 kolajen, vücudun ihtiyacı halinde gerekli yerlerde kullanılabiliyor.

Kolajen Neden Gereklidir?

Cildimiz yaşlandıkça esnekliğini kaybetmeye başlar. Kıkırdak da yaşla birlikte zayıflar. Bunun anlamı, yaş ilerledikçe kolajen kaybı yaşıyor olmamız ve kolajene daha çok ihtiyaç duyduğumuzdur. 30 yaşından sonra her sene %1-2 kadar kolajen üretimi düşer. 40 yaşına gelindiğinde vücuttaki kolajenin %10 – 20’si kaybedilir. Bunun yanında sigara içmek, alkol kullanmak, sağlıksız beslenmek, güneşe maruz kalmak, çevre kirliliği ve serbest radikaller, kolajen kaybını hızlandıran faktörlerdendir.

Kolajen Sentezini Artırma Yolları

Kolajen, vücutta, proteinli besinlerden aldığımız aminoasitlerden üretilir. Kolajen, prokolajenden meydana gelir ve prokolajen oluşumu için vücudumuzun iki aminoaside ihtiyacı vardır. Bunlar; glisin ve prolindir. Bunun yanında kolajen öncüsü olan C vitamini, arginin, bakır, çinko, sülfür, antosiyanidinler ve diğer aminoasitler de kolajen üretimine katkı sağlar.

Kolajen, hayvansal gıdaların bağ dokularında zaten mevcut. Özellikle tavuk ve diğer hayvanların kemiklerinin kaynatılarak elde edilen kemik suyunda bol miktarda kolajen vardır.

Aşağıdaki besinler yeterli miktarda tüketildiğinde, vücudun kolajen gibi önemli bir proteini üretmesine katkı sağlanmış olacaktır.

Prolin kaynakları: Yumurta akı, süt ürünleri ve mantar; kuşkonmaz ve lahana gibi sebzeler.

Glisin kaynakları: Tavuk derisi ve jelatin; et, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal gıdalar.

C vitamini kaynakları: Turunçgiller, biber, kivi ve çilek gibi besinlerde bol miktarda bulunur.

Arjinin kaynakları: Kabak, karpuz çekirdeği, yer fıstığı…

Bakır ve çinko kaynakları: Kırmızı et, susam, kakao tozu, kaju ve mercimek ile deniz ürünlerinde bol miktarda bulunur.

Aminoasitler: Et, tavuk, balık, süt ürünleri, baklagiller ve tofu, mükemmel aminoasit kaynaklarıdır

Sülfür zengini besinler: Soğan, sarımsak, karnabahar, lahana, turp…

Kolajen Üretimini Yavaşlatan Faktörler

  • Şeker ve rafine edilmiş karbonhidratlar,
  • Ultraviyole ışınlar (güneş, solaryum),
  • Sigara içmek,
  • Lupus gibi bazı otoimmün bozukluklar,
  • Aşırı alkol alımı,
  • Egzoz gazları,
  • Nişasta bazlı früktoz,
  • Kan şekeri yüksekliği,