Kerb ü Bela

“Hüseyin attan düştü, Sahra-i Kerbela’ya
Cibril kurban haber ver Sultan-ı Enbiya’ya “

Sıcağın en merhametsiz olduğu gün, o gün. Çölün kumları kadar çok ve taşlaşmış kalpleriyle merhametsizler ordusu set çekmiş suyun önüne. Kerbela’da, kerb ü bela’da iki cihan serveri Muhammed Mustafa’nın canından bir can, İmam Ali oğlu İmam Hüseyin, ailesi ve yarenleriyle ablukaya alınmış ve birer birer şehit olmuşlardı. 10 Muharrem günü ise Merd ü Meydan İmam Hüseyin, zulüm ordusunun karşısına dikilmiş ve en sonunda şehadet şerbetini içip yolunu gözleyen ehl-i beyt’in yanına göç eylemişti. O kara gün, her sene gönlü ehl-i beyt’e sevgi duyanların gönlünde yara ve matem olarak devam etmekte.

Onurlu bir duruş ve cesaret gösteren o şah, “Bugün zalimin karşısına dikilmezsek, bizden sonra gelenlerden hiç bir mazlum zalimin karşısında duramaz” diyerek zalime boyun eğmemiş, insanoğlunun yaşayabileceği en büyük acıları birkaç gün içerisinde yaşayarak kendisinden sonra gelenlere server olmuştur. Kerbela, bir destan, bir kıyım, bir duruş, bir kıyamdır.

Rivayet odur ki Nuh’un gemisi tufanla beraber öylece su üzerinde sürüklenirken, Kerbela’nın üzerine geldi. Gemiyi şiddetli bir sarsıntı alınca, Nuh sordu Yaradana, bu işin hikmetini. Ve cevap geldi, öyle bir gün gelecek ki Habibullah’ın torunu burada katledilecek, yer gök feryat edip inleyecek. Yüzlerce yıl sonra gelen Cenab-ı Muhammed ehl-i beytini Nuh’un gemisine benzetecek ve diyecek; “Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur; uzak duran boğulup helak olur.”(1) Boynundan öperdi peygamber, sırtında taşımaktan mutluluk duyduğu Hüseyin’i. “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir.” dedi ve ekledi “Onları seven beni sever.”

Kerbela, ak ile karanın net çizgilerle ayrıldığı yerdir. İyi  ve kötü’nün mutlak savaşında bir perde, önemli bir mihenk taşıdır. Canını seve seve feda eden Hüseyin’in geleceğe bir mesajıdır. İslam’ın geleceği için feda etti kendini. O bezm-i elestte seçilmiş kurban, şehadeti ile yükseldi mertebelerin en güzeline. Zalim yok etmek isterken bilmedi fidana su verdiğini, yeni toprağa tutunmuş fidanı İmam Hüseyin’in aziz kanı ile sulayıp yeşertti, İslam’ın özünü. O şehit olmasaydı hakk, hukuk ve adalet yok olacaktı. Mazlum daha mazlum, zalim daha zalim olacaktı. Atalarından miras olan zalime kıyam, onunla daha da yüce bir misyon kazandı.

Her Nemrut’a bir İbrahim, her Firavun’a bir Musa, her Yezit’e de bir Hüseyin ‘dur’ diyecek.

“Geçeriz dünyâda cân ü cânândan.
Kerbelâ’da akan kandan geçmeyiz.
Geçeriz ukbâda bâğ-ı cinândan.
Kerbelâ’da akan kandan geçmeyiz.”

Aşkî(Muzaffer Özok)

(1) – Hâkim, Müstedrek, III, 151; Ahmed, Müsned, III, 157; Tabarânî, el-Kebîr, No:2636-2638.