Son günlerde pek çok insanın farklı ilişkilerinde benzer şeyler yaşadıklarından şikayet ettiklerini çok sık duyar oldum. Pek çok kişi, bu ilişkinin böyle olacağını baştan bilse bile yine de ilişkiye başladığını ya da karşısındakinin doğru kişi olmadığını bildiğini ama yine de bu ilişkiye bir şans verdiğini söylüyor. Şu ifadeyi de sık duyarız “Neden ilişkilerimde hep aynı problemi yaşıyorum?” ya da “Hep aynı adamlar/kadınlar beni buluyor.”. Yakınmalar genellikle ilişki yaşanılan kişilerin farklı ama ilişkiyi bitiren problemlerin aynı olduğu ya da ilişki yaşanılan kişilerin hepsinde sorun olarak görülen kişilik özelliklerinin benzer olduğu şeklindedir.

Bazı kişiler bu durumu kadere bağlar. Kader nedir peki? Çoğu insan kader kelimesini kurtulma olasılığının olmadığı, kötü ve bahtsız talihi için kullanır. Burada önemli olan unsur “kurtulma olasılığının olmaması”dır. Eğer kişi olumsuz olarak değerlendirdiği durumlardan, olaylardan ve kişilerden ne yaparsa yapsın kurtulamayacağını düşünüyorsa o zaman yaşadıklarını kadere bağlar.

Gerçekte yaşanılan bu olumsuzlukların açıklamalarından biri “kendini gerçekleştiren kehanet”tir. Kendini gerçekleştiren kehanet, bir kişinin ileride yaşanacaklar hakkındaki öngörülerinin gerçekleşmesidir.

Geçmişte yaşadıklarımız; kendimize dair düşüncelerimizi, algılarımızı ve ayrıca ilişkilerimizde bize nasıl davranılacağına dair beklentilerimizi oluşturur. Örneğin; sevilmeyen, değer verilmeyen biri olduğumuza dair bir inancımız varsa, ilişki içinde olduğumuz kişinin davranışlarını ve sözlerini “bana değer vermiyor”, “beni sevmiyor” şeklinde yorumlarız. Bu yorumların sonucunda da ilişki içinde olduğumuz kişiye yönelik bazı davranışlarda bulunuruz. Bu döngü devam ettiğinde, bir süre sonra ilişki içinde olduğumuz kişi, tüm bu olumsuz düşünceleri doğrular şekilde davranır. Beklentilerimizin gerçekleşmesi sonucunda da artık sevilmediğimiz ya da değersiz olduğumuza dair inancımız bir kez daha doğrulanmış olur. Bazen de davranışlarımızı, düşüncelerimizi doğrulayacak şekle büründürürüz. Örneğin, güvenilmez bir kişiyle romantik bir ilişki yaşarız ve bu kişi tarafından aldatıldığımızda değersiz ve sevilmeyen biri olduğumuz için aldatıldığımızı düşünürüz.

Kısaca; özgüven, öz saygı, değerlilik ya da yeterlilik inançları ebeveynlerimizle ilişkimizde oluşur. Ebeveyni tarafından reddedilen, kendisine tutarsız tavırlar sergilenen, terk edilen, duygusal ve fiziksel istismara maruz kalan ya da ihmal edilen çocuklar olumsuz öz saygı-özgüven geliştirir. Ek olarak, bu çocuklar kendilerini değerli ya da yeterli olarak algılamaz. Ebeveynleriyle olan ilişkilerindeki tüm olumsuzluklar, çocukların gelecekte yaşayacakları romantik ilişkileri üzerinde etkili olur.

Romantik ilişkilerin dinamiklerinin altında yatan ne kader ne bunun gibi şeylerdir. Tüm bunlar sadece bizim içsel süreçlerimizle ilgilidir. “Bu durum nasıl değişir?” diye mi soruyorsunuz: Cevap terapi seanslarında gizlidir.


Uzman Psikolog Şeyda SOFUOĞLU‘nun yazıları için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 − 4 =