Keltler, Druidizm ve Druidler

Keltlerin Tarihçesi

Keltler sözcüğünü ilk kez MÖ 5. yüzyılda Yunanlı yazar Miletoslu Hekataios’un yazıtlarında görüyoruz. Kelt tarihi genelde MÖ 700’lerden başlatılır fakat ilk ortaya çıkışları MÖ 1000, hatta Neolitik Dönem’e (MÖ 8000 – 5500) kadar uzanır. Yunanlılar onlara soylu ve yüce anlamında Keltoi diyorlardı. Romalılar ise güçlü kudretli anlamında kullanılan Galyalılar diyordu. Sınırları batıda Britanya ve İrlanda’ya, doğuda Anadolu ve Balkanlara, kuzeyde Kuzey Avrupa’ya, güneyde İtalya ve İber Yarımadasına kadar ulaşıyordu. Roma’nın büyümesi ve Cermen istilasıyla beraber gittikçe küçülmesinin sonucunda Keltler için İrlanda, Galler, İskoçya ve Fransa’nın uç bölgeleri sığınak konumu görmeye başladı. Ama buradaki varlıkları da zamanla yok olmaya başladı.

Keltlerin Anadolu’daki İzleri

Keltler 3. yüzyılda Anadolu’ya geldiler ve Orta Anadolu’da Kızılırmak çevresinde yerleşim kurdular. Yunanlılar, buraya yerleşen Keltlere Galatyalılar demiştir. Anadolu’ya gelen Keltler yani Galatlar; Ankara, Yozgat ve Nevşehir arasındaki bölgeye yerleşmişlerdir. Galatlardan günümüze, Yozgat’ta bulunan Tavium Antik Şehri ve Gordion’da bulunan kalıntılar ile İstanbul’daki Galata semti gibi bazı yer isimleri ve çeşitli buluntular kalmıştır.

Keltlerde Yaşam Biçimi

Yaşama biçimi ve kültürel özellikleriyle Keltler, tarihte yer alan en özgün ve sıra dışı toplulukları arasında gösterilebilir. Keltler, kabileler şeklinde yaşarlardı. Kabileler birbirlerine bağımlı değildi. Kabileler içerisinde hiyerarşik bir düzen vardı. Zaman zaman birbirleriyle savaşsalar da etnik birliktelik ve bilince sahiptiler. Savaşçı ve seçkinlerin liderliğinde kabile yapısı düzenlenirdi. Toplum içerisinde ayrıcalıklı iki sınıf vardı; rahipler ve yöneticiler.

Ahiret İnancı

Keltler, öbür dünyada orman ruhlarının yaşadığına inanırlardı. Druidler (kelt rahipleri) ayinlerini özellikle ormanlarda gerçekleştirirlerdi.

Ekonomik Özellikleri

Keltlerin çoğu geçimini çiftçilik yaparak sağlıyordu. Ayrıca demiri ve metali işlemekte ustalaşmışlardı. Avrupa ticaretinin oluşmasında ve canlanmasında önemli rol oynamışlardır. Tuz, bronz, şarap, tarımsal ürünler ve hatta o dönemde lüks görülen malları ticarette kullanmışlardır. Romalılar, Britanya’yı fethetmek için çıkartma yaptıklarında, adadaki Keltleri şöyle tanımlıyorlardı: Tamamen çıplaktılar. Heybetli görünmek için metal yakalar giyiyorlardı. Uzun miğferler kullanıyorlardı. Ağır demir kılıç ve tahta sopalar taşıyorlardı. Vücutlarını maviye boyuyorlardı.

MÖ 1. yüzyılda yaşayan Strabon, Keltleri şöyle anlatır:

Yaradılışlarındaki aşırı canlılık ve açık sözlülük, çocuksu övüngenlik ve süslemeye duydukları düşkünlük göze çarpar. Yüksek sınıfa mensup olanlar; altın tozu serpilmiş boyalı elbiseler giyer, boyunlarına altın halkalar, kollarına atın bilezikler ve bileklikler takarlar. Bu gösteriş onları zaferde çekilmez, mağlubiyette kederli yapar.

Keltlerde kadınlar savaşçı olarak üstün meziyetlere sahipti. Savaşçı Kelt kadınlarına verilebilecek en önemli örnek, Kelt İceni kabilesinin lideri olan Kraliçe Boudicca’ydı. Boudicca, Roma’nın Britanya’yı işgaline karşı isyan bayrağını çekmiştir. Roma ordusuna yenilmiş ve savaş alanından kaçarak intihar etmiştir. Yenilgiye rağmen Romalılar ondan çok korkmuş olacaklar ki onu şöyle anlatırlar: Çok uzun boyluydu, hatta erkeklerden bile daha uzundu. Sesi gür ve güçlüydü. Ateş saçan delici güçleri ve belinden aşağı sarkan uzun, gür, kızıl-kahverengi saçları vardı. Dalgalanan ekose bir pelerin giyerdi. Boynunun etrafında kalın ve altın rengi bir gerdanlık takardı…

Druidizm ve Druidler

Gizemli, beyaz başlıklı Druid Rahipleri ve Keltler… Nedir Druidizm ve Druidler?

Druidizm, çevre dahil olmak üzere tüm varlıklar ile uyum, doğaya sevgi ve saygı teşviki içeren çağdaş bir manevi dindir. Çok tanrılıdır. Onlara göre toprak, tüm doğanın anasıydı. Bir ışığın, suyun, gölün tanrısı Belenos; bir de karanlığın, öbür dünyanın tanrısı Dis vardır.

Druid öğretisine göre en çok ağaçlar ve korular kutsaldı. Kutsal alanlar buralardan seçiliyor ve toplantılar buralarda yapılıyordu. Koruların dışında dağlar da kutsaldı. Dağlar, ilhamın geldiği ve tanrısal varlıkların insanlarla konuştuğu yerlerdi. Birçok dağ ve tepe, güneş tapımı için kullanılıyordu. Hristiyanlığın gelişinden sonra da bu dağlar kutsallığını korumuştur. Sembolik olarak ağaç; yeraltı dünyası, yer ve gök arasında bir bağlantıyı temsil etmektedir.

Kelt sembolizminde en önemli olarak meşe, gücü; elma ağacı, ölümsüzlüğü sembolize eder. Ağacın bir önemi de üzerinde tanrıların habercileri olan kuşları barındırmasıdır. Kökleri ise geçmişe, yer altına doğru gider. Bu yüzden efsanelerde, ölülerin ruhları dallar arasında ya da ağaçların gövdelerinde bulunurlar.

Kutsal korular, Druidler için kutsal mesajın alındığı ve erginlenmenin olduğu yerlerdir. Druidler buralarda, nemeton denilen kutsal yerlerde, açık havada ritüeller gerçekleştirirlerdi. Bu yüzden de Druidler’den günümüze tapınak binaları kalmamıştır.

Druidler, ellerinde bir ağacın küçük bir sembolü olan değnekleri taşırlardı. Bu değnekler Druid’in gücünün belirtisi olduğu kadar bunlarda sihir gücü de olduğuna inanılırdı. Ayrıca bu değneklerin yapıldığı madde ya da ağaç, taşıyanın toplum içindeki yerini de belirttiğinden büyük önem taşımaktaydı.

Druidler için kutsal olan bir bitki de ökse otuydu. Ökse otu aynı zamanda ay sembolizmiyle de ilgiliydi. Bitki şifacılıkları sebebiyle çoğu kez kazan kaynatan veya büyücü diye adlandırılmışlardır.

Druidler, öğretilerinin sözlü olarak yayılmasını istiyorlar ve kesinlikle yazılı hale getirmiyorlardı. Bunun nedenleri arasında öğretilerinin ezoterik olması ve yazılı olanın öğretinin anlatımındaki değişikliklerle değişememesi vardır. Druidlerin öğretilerini sözlü olarak aktarmaları onların yazıyı bilmedikleri ya da küçümsedikleri anlamına gelmez. Tam tersi yazıya çok büyük saygı göstermişler ve yazıyı dikkatli kullanmışlardır. Bir Druid yazısı bulunmamakla birlikte bazı değneklerin ve kutsal kayaların üzerinde işaretler kullanmışlardır. Oğam adı verilen bu işaretler Keltlere özgüdür ve bir tür şifreli yazılardır. Tasların üzerlerinde, ahşap malzemelerde ve özellikle de değneklerde görüyoruz. Ayrıca Druid öğretisine göre sözün bir enerjisi vardı ve dikkatli kullanılması gerekiyordu.

Duridlerde dinsel tören ve buna bağlılık esastı. Törenlerin en dikkat çekici yanı, sunulan kurbanlardı. Bu kurbanlar insan veya hayvan olabilirdi. Yapılmadığı takdirde tanrıların öfkesinin dinmeyecegine inanılır ve kurban insanlar; hırsızlar, haydutlar, cinayet işleyenler veya esirler arasından seçilirdi. Bu törenlerde Druid rahipleri kesinlikle bulunurdu. Kurbanların ölüm sırasındaki şekil ve kan akışı ile bağırsak durumuna bakarak, fal ile geleceği de yorumlarlardı. Yani kehanet önemliydi.

Druid öğretilerinde, ruhun ölümsüzlüğüne ve bedenin ölümden sonra başkasının bedenine geçtiğine inanılırdı, bu sebeple ölümden korkulmazdı. Yaralanınca intihar eder, başka bedende sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmeyi tercih ederlerdi. Dinsel törenlere bazen müzikle eşlik ederlerdi.