“Kelam” İlmi Nedir?

Nedir?

Kelam kelimesi lügatte “söz” manasına gelir. “Kelamullah” dendiği zaman “Allah’ın kelamı” yani Allah’ın sözü anlaşılır. Terim olarak kelam ilminin birçok tanımı yapılmıştır. Bunları başlıca iki ana noktada toplamak mümkündür.
a) Konusuna göre tarifi: Kelam ilmi Allah’ın varlığından, birliğinden ve sıfatlarından bahseden bir ilimdir. Daha geniş olarak ele alındığında, kelam ilmi Allah’ın zatından ve sıfatlarından, peygamberlik ve peygamberliğe dair meselelerden, mebde ve mead (başlangıç ve son) itibarı ile yaratılmışların hallerinden, İslam esaslarına göre bahseden bir ilimdir. Tarifte geçen “İslam esasları” ifadesi, kelam ilmi ile felsefe arasındaki belli başlı ayırımı ortaya koymaktadır.
b) Gayesine göre tarifi: Kelam, Kur’anda zikredilen veya edilmeyen akli delillere dayanarak, İslam inançları ile ilgili, ortaya çıkabilecek şüpheleri ortadan kaldırmak sureti ile, dini akideleri ispat ve müdafaa etmeye çalışan bir ilimdir. Böylece kelam ilmi, bir taraftan İslam inançlarını İslami esaslar çerçevesi içinde ortaya koymaya çalışırken, diğer taraftan onlar hakkında ortaya çıkabilecek şüphe ve tereddütleri ortadan kaldırmayı hedef alır.

Kelam İlminin Konusu

Kelam ilmini belirli bir veya birkaç konu ile sınırlandırmak mümkün değildir. İslam düşünce tarihi boyunca kelam ilminin konuları da değişiklikler göstermiştir. Önceleri Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları kelam ilminin konusunu teşkil etmiştir. Çünkü başlangıçta en önemli husus, Allah’ın varlığı ve birliğini ortaya koymak olmuştur. Bu durumda kelam ilminin konusu Allah’ın varlığı, birliği ve sıfatları olmuş oluyor.

Sonraki dönemlerde, felsefe İslam dünyasına girerek yayılmış ve akli izahlar önem kazanmaya başlamıştır. Buna paralel olarak da, kelam ilminin ele aldığı konular farklılık arz ettiği gibi takip edilen metotta da değişiklikler olmuştur. Bu safhada kelam her varlığı konu olarak ele alır. Yani var olan her şey, var olması bakımından kelam ilminin konusunu teşkil eder. Burada görüldüğü gibi, kelam ilminin konusu çok genişletilmiş olmaktadır.

Daha sonraları, felsefenin yanında mantık ilmi de kelama girince, bu ilmin konusu başka değişiklikler göstermiştir. Deliller, kıyas vs. gibi bazı kavramlar da işin içine girmiş ve konu daha da genişlemiştir. Bu durumda, kelam ilminin konusu malum olmuştur. Yani bilinen her şey bu ilmin konusunu teşkil etmiştir. Böylece İslam düşünce tarihinin seyrine göre kelam ilminin konusu da gelişmeler göstermiş, başlangıçta dar gibi görünen saha, sonraları çok genişlemiş ve kendine göre de özel metotları oluşmuştur.

Kelam İlminin Amacı

Kelam ilminin ana gayesi dünya ve ahiret saadetini temin etmektir. Ayrıca İslam inanç sistemini her türlü şüpheden arınmış bir şekilde öğretip, düşülebilecek şüphelerden kurtarmak sureti ile, insanları, Allah’ın vadettiği ebedi saadete ulaştırmaktır. Bunun dışında, kelam ilminin insanlara sağladığı pek çok faydalar vardır. Bunları kısa ve öz olarak şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Kelam ilmi sayesinde insan, taklitten kurtularak gerçek iman sahibi olur.
  • Kelam ilminin verdiği sağlam bilgi sayesinde insan, İslam inançlarına ters düşen sapık akım ve cereyanlardan, her çeşit hurafe ve batıl inançlardan kurtulur. Bu suretle gerçek inancını korumuş olur.
  • Kelam ilminin, aynı zamanda savunmacı bir özelliği de vardır. Yani gerek başka dinler tarafından, gerekse İslamiyete bağlı olarak bilinen çeşitli fırka ve gruplar tarafından, İslam inanç sistemine yapılan itirazları kelam ilmi göğüsler. Bu gibi akım ve fikirler karşısında gerçek İslam inancını muhafaza ve müdafaa eder.

Demek ki kelam ilminin en önemli gayelerinden birisi, saf ve gerçek İslam inancını her türlü sapık ve yıkıcı fikirlere, batıl inanç ve hurafelere karşı korumaktır. Ayrıca inanmış olduğu halde, bazı şüpheleri olan kimseleri, bu şüphe ve tereddütlerinden kurtarmak da kelam ilminin gayelerindendir.

Kelam İlminin Pozitif Bilimler ve Felsefe İle Olan İlgisi

Kelam ilmi pozitif bilimlerden farklılık gösterir. Pozitif bilimler, daha çok deneyler yolu ile sonuca ulaşır ve ulaştıkları sonuçlar çoğu kez kesinlik arz eder. Ayrıca pozitif bilimler, herhangi bir olayı incelerken onun nedenini araştırmazlar. Sadece olayın seyrini takip ederek tabi oldukları kanunları ortaya koymaya çalışırlar.

Kelam ilmi ise olayın sebep ve nedenini araştırır. Söz gelimi pozitif bilim bir ağacın nasıl büyüdüğünü, nasıl ve ne şartlar altında meyve verdiğini, kendine has kanunlar ve prensipler çerçevesi içinde inceler ve açıklamaya çalışır. Ancak onun yaratıcısının kim olduğunu, niçin ve ne sebeple yaratıldığını, yani yaratılmasındaki hikmetler üzerinde durmaz. İşte işin bu yönü felsefe ve kelamın konuları içindedir.

Kelam ilmi felsefe ile sıkı bir münasebet içinde olmakla beraber ondan da bazı yönleri ile farklıdır. Felsefe ilmi insan ile tabiatı ele alır ve kainatı bir bütün olarak inceler. Bu açıdan bakıldığında kelam ilmi ile bir beraberlik gösterir. Her ikisi de niçin” ve “neden” sorularının cevaplarını bulmaya çalışırlar. Bilgi meselesi, kainatın ve tanrının varlığı gibi konular, felsefe ile kelamın müşterek konularındandır, Ancak felsefe ile kelam ilminin ayrıldıkları noktalar da vardır.

Akıl ve akıl ilkeleri her iki ilimde de dayanılan esastır. Fakat felsefe, meselelere çözüm bulmaya çalışırken, sadece akla dayanır. Halbuki kelam ilmi akla dayandığı gibi, İslami prensipleri de ispatlamayı gaye edinir. Felsefenin gayesi ise bu değildir. Düşünce sistemi nereye giderse o sonuca ulaşır ve onu kabul eder.

Kelam ilmini felsefeden ayıran bir diğer hususiyet de ulaştığı neticelerin İslam kanunlarına uygun olup olmadığına dikkat etmektir. Felsefenin ise böyle bir endişesi yoktur. Demek oluyor ki felsefe ile kelamın konuları arasında büyük benzerlikler olmasına karşılık, bu meseleleri çözümdeki metot yönünden söz konusu iki ilim dalı bazı farklılıklar gösterir.

Kelam İlminin Doğuşu

Hz. Peygamber devrinde bugün anladığımız manada münakaşalar mevcut değildi. İslam dünyasında ortaya çıkan ihtiyaçlar ve hayatın akışına göre Kur’an-ı Kerim nazil olmuştu. İnanç ile ilgili anlaşılmayan bazı meseleleri de, Hz. Peygamber’in bizzat kendisine sorup öğreniyorlardı. Dolayısı ile ilk Müslümanların zihinlerini meşgul eden karmaşık problemler henüz gün yüzüne çıkmış değildi.

Fakat bu Hz. Peygamber ve ilk Müslümanlar devrinde hiçbir tefekkürün bulunmaması manasına gelmez. Elbette ki akli tefekkür zamanın ölçülerine göre mevcuttu. Ancak Hz. Peygamberin varlığı, herhangi bir meselenin, Müslümanlar arasında fikir ihtilaflarına yol açacak boyutlara ulaşmasına mani idi. Bu durum, sahabenin hayatta bulunduğu süre için de genel olarak geçerlidir.

Kaynakların belirttiğine göre, sahabe devrinin sonlarına doğru bazı inanç meseleleri etrafında ihtilaflar baş göstermeye başlamıştır. Bu meselelerin ilki “kader” konusu olmuştur. Kader konusu insanın sorumluluğunu ilgilendirdiği için, toplumdaki sosyal olayların seyri bu konunun ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bunun yanına Allah’ın sıfatları meselesini de ilave etmek mümkündür. Böylece İslamın ilk dönemlerindeki sakin ve berrak hayat tarzı, fikri bakımdan biraz bulanmış, inanç esaslarına ilişkin çeşitli konular, insanların zihinlerini meşgul etmeye başlamıştı.

Bu durumda İslam dininin gerçek savunucuları, yanlış ve sapık inançlardan arındırmak ve onların yıkıcı etkilerinden korunmak için, inanç esaslarını, Kur’ana dayalı olarak belirlemek lüzumunu hissetmişlerdir. Böylece akla ve Kur’ana dayanan delillere istinad etmek sureti ile, İslam inanç esasları belirlenmeye başlamış, neticede de kelam ilmi dediğimiz ilim doğmuştur.