XVII. yüzyıl’da yaşamış tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmaları olan Katib Çelebi,  Türk-İslam tarihinin en önemli bilim adamlarından biridir.

Doğumu, Eğitimi ve Gençlik Yılları

Asıl adı Mustafa’dır. 1017 Zilkadesinde (Şubat 1609) İstanbul’da doğdu. Abdullah isminde bir silahtarın oğludur. Ulemâ arasında Kâtib Çelebi, Dîvân-ı Hümâyun mensupları arasında Hacı Halîfe diye tanınır. Babasının devrin alim ve şeyhlerinin meclislerine katılması onunda ilme büyük bir merak duymasına vesile oldu. Kâtib Çelebi beş yaşından itibaren; dini bilgiler, dil bilgisi ve hattattan yazı derslerini almaya başladı. Dolu dizgin giden eğitim hayatı babasının yanında orduya katılmasıyla kesintiye uğrasa da savaş esnasında dahi ilim almaya devam etti.

Abaza Paşa isyanını bastırmak için Erzurum’a giden orduyla birlikte babasının yanında Tercan, 1035’te (1626) Bağdat seferlerine katıldı. Abaza Paşa isyanını bastırmak için Erzurum’a giden orduyla birlikte babasının yanında Tercan seferi ve Bağdat seferlerine katıldı. Bağdat seferinden dönerken çekilen kıtlık ve karışıklıklardan oldukça etkilendi. Musula’a geldiklerinde babasını, 1 ay sonra’da Nusaybin’de amcasını kaybetti. Bir süre Diyarbakır’da bulundu. Bunun haricinde birçok sefere katıldı. İkinci kez katıldığı Bağdat seferinde’ki gözlemlerini Cihannümâ ve Fezleke adlı eserlerinde anlattı. Bağdat seferinde bulunduğu esnada savaşı canlı bir biçimde tasvir etti. Bulunduğu yerlerde ve İstanbul’a dönüşte eğitimlerine devam etti. 1635’te IV. Murad’ın Revan Seferi’nde bulundu. Bu sefere ait gözlemlerini oldukça geniş biçimde anlatan Kâtib Çelebi daha sonraki hayatını tamamen ilmî çalışmalara verdi. On yıl kadar geceli gündüzlü ilimle uğraşan Kâtib Çelebi bazen kendini tamamen bir kitaba verir, her şeyi unutur, odasında güneşin doğmasına kadar mum yanar ve bundan hiç yorgunluk duymazdı. Servetinin çoğunu da kitaplara yatırmıştır.

Kâtib Çelebi 1645 Girit seferi münasebetiyle harita yapımıyla da ilgilendi. Diğer öğrenciler yanında kendi oğluna da çeşitli konularda ders veren Kâtib Çelebi, hastalığı sırasında tedavi yollarını öğrenmek amacıyla bir yandan tıp kitaplarını okurken bir yandan da mânevî çareler aramak için esmâ ve havas kitaplarını inceledi. Müslüman olan Fransız asıllı Mehmed İhlâsî’nin yardımıyla bazı eserleri Latince’den Türkçe’ye çevirdi. 27 Zilhicce 1067 (6 Ekim 1657) sabahı vefat ederek Zeyrek Camii civarındaki kabristana gömüldü.

Katib Çelebi’nin İlmi

XVII. yüzyıl Osmanlı ilim ve kültür hayatına adeta damgasını vuran Katib Çelebi, Türkiye’de olduğu kadar Batı dünyasında da büyük bir takdir ve şöhret kazanmış, eserlerinden hayranlık derecesine varan ifadelerle bahsedilmiştir. Katib Çelebi’nin çeşitli eserleri ve özellikle Keşfü’z-zunûn, Batı’da İslâm araştırmaları yapan hemen herkesin müracaat ettiği temel başvuru eseridir. Kâtib Çelebi eserleri ve görüşleri ile İslâm ansiklopedisi düşüncesinin doğmasında önemli etkide bulunmuştur. Onun eserlerinin bir kısmının çeşitli Batı dillerine tercümesi bunun sonuçlarından biridir.

Katib Çelebi, kâinattaki hakikatleri anlamak hususunda astronomi ilminin önemi üzerinde durmuş, astronomi ve anatomi bilmeyenin Allah’ı tanımaktan aciz kalacağını bir hadise dayanarak belirtmiştir. Kâtib Çelebi, ilgilendiği değişik ilimler hakkındaki düşüncelerinin yanında toplumun düzeni ve devamı için ilmi vasıta kabul etmekte, alimleri toplumun kalbi sayarak bilgiye dair hiçbir şeyin küçük görülmemesi gerektiğini belirtmektedir. Osmanlı Devleti’nde Batı kaynaklarına başvuranların belki de ilki olan Kâtib Çelebi, Aristo’nun felsefesinin şerhinden Meteora kitabının sekizinci meselesini, Jovans’ın Theatrum orbis terrarum adlı eserini ve Philippus Cluverius’un eski ve yeni coğrafya kitaplarına giriş olmak üzere yazdığı eserini de Türkçe’ye kazandırmıştır.

Katib Çelebi, yeni fikirler veya yenilikler peşinde olan bir düşünür olmaktan çok yaşadığı dönemde veya daha önce ortaya çıkarak Osmanlı devlet ve toplum düzenini sıkıntıya sokan meselelerle uğraşmış, bu meselelere çözümler getirmeye çalışmıştır. Onun düşüncesinin en önemli özelliği, yaşadığı hayatın ve devletin önemini kavrayarak kendi toplumunu ciddiye almasıdır. Bundan dolayı hakkında yazı yazdığı hemen her konu o gün yaşanılan bir sıkıntıya cevap olmak üzere kaleme alınmıştır. Bu yönden Kâtib Çelebi aynı zamanda yaşadığı döneme şahitlik yapmış bir düşünürdür. Coğrafyaya yönelmesi ve bu alanda özellikle Avrupa’da coğrafî keşifler neticesinde ortaya konulan yeni eserlerden istifade etmesi onun toplumsal sorunlara karşı olan duyarlılığı ile alâkalı olduğu gibi, bazı alanlarda dine rağmen toplumda yaygınlaşmış olan bazı örf ve âdetlerle din adına mücadele edilmesine karşı çıkışı da bu tavrı toplumsal birliği bozacak gayretler olarak görmesinden kaynaklanmaktadır. İlmin toplumsal hayatın devamı açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulayan Kâtib Çelebi, dinle hayat arasında sağlıklı bir ilişki kurmanın ancak ilim yoluyla olabileceğini belirtir.

Eserleri

1. Fezleketü’t-tevârîh: (Tarih-i Kebîr/Büyük Tarih) olarak da nitelenen eserin tam adı Fezleketü aķvâli’l-ahyâr fî’ilmi’t-târîh ve’l-ahbâr’dır. Kâinatın yaratılışından 1051 (1641) yılına kadar gelen umumi bir tarih olup Katip Çelebinin kendi yazısı ve tarzı ile yazılmış tek nüshası Beyazıt Devlet Kütüphanesindedir. Eserin 3-25 arasındaki yaprakları eksiktir.

2. Fezleke: 1000-1065 (1592-1655) yılları arasındaki olayların anlatıldığı bir vekayi‘namedir.

3. Tuhfetü’l-kibâr fî esfâri’l-bihâr: 1645’te başlayan ve yıllarca süren Girit seferi münasebetiyle kaleme alınan bu eserde 1656 yılına kadar gelen Osmanlı deniz savaşları anlatılmıştır. Osmanlı denizcilik tarihi için önemli bir kaynak olan kitap çok ilgi çekmiş ve 1141’de (1729) Müteferrika Matbaası’nda basılmıştır. İkinci defa İstanbul’da neşredilen (1329) Tuhfetü’l-kibâr, Orhan Şaik Gökyay tarafından sadeleştirilip notlar ilâve edilerek yayımlanmıştır.

4. Takvimü’t-tevârih: Hz. Âdem’den başlayıp 1648’e kadar gelen olayların ve Kâtib Çelebi Arapça Fezleke eserenin bir nevi kronoloji cetvelidir. Kâtib Çelebi’nin iki ayda yazdığını belirttiği esere sonradan bazı ekler yapıldığı gibi yabancı dillere de çevrilmiştir. Eser Müteferrika Matbaası’nda basılmış (1146), ayrıca Ali Suâvi bu çalışmayı notlar ve ekler eklemiştir.

5. Kanunname: Bazı protokol kurallarının toplandığı bir eserdir. Günümüze intikal etmeyen bu çalışma hakkında Şehrizade Mehmed Said, “Mufassal ve mutavassıt kanunları cemetmiştir” demektedir. Bu bilgi önce Bursalı Mehmed Tâhir tarafından tekrarlanmışsa da Mehmed Tâhir, daha sonra Katib Çelebi üzerinde yaptığı çalışmada eseri ona ait eserler listesinden çıkarmıştır.

6. Tarih-i Frengi Tercümesi: Johann Carion’un 1548’de Paris’te yayımlanan Chronicle adlı eserinin tercümesidir. Kâtib Çelebi bunu sonrada müslüman olan Fransız Mehmed İhlasi’nin yardımıyla çevirmiştir. Şinasi tarafından Tasvîr-i Efkâr’ın bazı sayılarında kısmen yayınlanan eserin Laonicos Chalcondyle tarihinin tercümesi olduğu iddiası doğru değildir. Asıl tarihine kaynak olmak üzere çevirdiği bu kitaba mütercim başka eserlerden bazı ilaveler yapmış, Kanuni Sultan Süleyman’dan, müslümanların İspanya’dan çıkarılışından da bahsetmiştir. Eserin tek yazma nüshası Konya İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi’ndedir.

7. Târîh-i Kostantiniyye ve Kayasire (Revnaku’s-saltana): Johannes Zouaras Nicestas Acominate, Nicephorus Gregoras ve Atinalı Laonicos Chalcondyle tarafından yazılmış Historia rerum in Oriente Gestarum (Frankfurt 1587) adlı büyük eserin İstanbul’la ilgili kısımlarının çevirisidir. Eserde İslamiyet’in yayılışından, Bulgar Devleti’nin çöküşünden, Bizanslılar’dan, Selçuklular’dan, Haçlı seferlerinden, İstanbul’un su yollarından, yangınlarından, zelzelelerinden vb. söz edilmektedir. Bunun da bir nüshası Konya İzzet Koyunoğlu Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

8. İrşâdü’l-hıyârâ ilâ târîhi’l-Yûnân ve’r-Rûm ve’n-nasârâ: Avrupa ülkeleri hakkında bilgisi olmayan alimleri ve tarihçileri bilgilendirmek amacıyla yazılmış elli sekiz varaktan ibaret bir risale olup Atlas Minor vb. eserlerden faydalanıp kaleme alınmıştır. İki bölüme ayrılan eserin birinci bölümünde Avrupalılar’ın dinlerinden, ikinci bölümde Avrupa hükümdarlarının adet ve kanunlarından söz edilmekte, çeşitli Avrupa ülkelerinin idare tarzları ele alınmakta, bu arada demokrasi, aristokrasi, cumhuriyet vb. kavramlar, seçim usulleri, Batılılar’ın ileri oldukları hususlar ve Osmanlılar’la münasebetleri hakkında bilgi verilmektedir.

9. Süllemü’l-vüsûl ilâ tabakati’l-fuhûl: Alfabetik sıraya göre hazırlanmış Arapça bir tabakat (Gruplar halinde olan) kitabı olup iki ana bölüme ayrılmıştır. İlk bölümde kendi adlarıyla meşhur olmuş kişiler, ikinci bölümde nesep, künye ve lakaplarıyla bilinen şahıslar yer alır. Daha çok Keşfü’z-zunûn’da geçen kitapların yazarlarına ait indeks özelliği taşıyan eserde Süyûtî’nin Taĥrîrü’l-lübâb’ı esas alınmış, buradaki hal tercümeleri eserin aslını oluşturmuş ve diğer kaynaklardan önemli ilâveler yapılmıştır. Yeri geldikçe zikredilen kaynakların sayısı 100’den fazladır. Müsvedde halinde kalan ve tamamlanmamış olduğu anlaşılan kitabın tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır (Şehid Ali Paşa, nr. 1877). Müstakimzâde esere onun bıraktığı yerden kendi zamanına kadar gelen (1175/1761-62) bir ek yazmıştır.

10. Cihannümâ: Kâtib Çelebi’nin coğrafyaya dair ünlü eseridir.

11. Levâmiu’n-nûr fî zulümât-i Atlas Minûr: G. Mercator ve L. Hondius’un 1621’de Arnheim’de bastırılan Atlas Minor Gerardi Mercantoris A. S. Hondio plurimis aenis Atque Il-lustratus adlı kitabının tercümesidir. Kâtib Çelebi bu Latince eseri yine Mehmed İhlâsî’nin yardımıyla çevirmiştir. Fakat kitap kuru bir çeviri olmayıp açıklamalı ve tenkitli bir tercümedir. Katib Çelebi’nin asıl amacı ise Cihannümâ’sının Avrupa kısmı için kaynak elde etmektir. Eserde Kuzey kutbundan başlayarak nehirler, dağlar, şehirleriyle birlikte Avrupa ülkeleri birer birer ele alınmaktadır. Müellif nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi’nde bulunan eserin başka yazmaları da vardır.

12. İlhâmü’l-mukaddes min feyzi’l-akdes: Katib Çelebi’nin astronomiyle meşgul olduğu sıralarda zihnini kurcalayan bazı meselelere cevap arayan ilmî bir risâledir. Kâtib Çelebi bunları fıkıh meselesi haline getirerek zamanının ulemasından cevap istemiş, fakat tatmin edici bir karşılık alamayınca risaleyi kaleme almıştır. Bu meselelerden birincisi, arzın yuvarlaklığından dolayı gece ve gündüzün müddetleri arasında büyük fark olan yerlerde namaz ve oruç vakitlerinin belirlenmesi, ikincisi, güneşin aynı cihetten doğup batmasının dünyanın herhangi bir noktasında mümkün olup olmadığı, üçüncüsü de her ne yöne dönülse kıble olabilecek bir yerin bulunup bulunmadığıdır. İlhamü’l-mukaddes’in Süleymaniye Kütüphanesi ve Nuruosmaniye Kütüphanesi’ndeki mecmua içinde nüshaları vardır. Eseri Bediî N. Şehsüvaroğlu neşretmiştir.

13. Keşfü’z-zunûn’an esâmi’l-kütüb ve’l-fünûn: Kâtib Çelebi’nin yirmi yılda hazırladığı büyük bibliyografik eseridir.

14. Tuhfetü’l-ahyâr fi’l-hikem ve’l-emsâl ve’l-eş‘âr: Alfabetik olarak hazırlanan bir nevi ansiklopedik sözlüktür. Arapça, Farsça ve Türkçe yazılmış çeşitli eserlerden toplanan bilgilerin bir araya getirildiği Tuhfetü’l-ahyâr’da felsefî ve edebî fıkralar; aile ve devlet idaresine dair menkıbeler; kuşlara, diğer hayvanlara, otlara ait ilginç bilgiler, hoş latifeler, hikâyeler; sarf ve nahve dair mâlûmat; şiirler, atasözleri vb. bulunmaktadır. Eser, sadece hoş vakit geçirmek için değil aynı zamanda türlü konularda faydalı bilgiler vermek amacıyla kaleme alınmıştır. 1061’de (1650) müellifi tarafından temize çekilmeye başlanan kitap 1063’te (1653) “ ح ” harfine kadar hazırlanmış, fakat yazarının ifadesine göre üzücü bir sebepten dolayı burada bırakılmıştır. Daha sonra bazı kişilerin elinde dağınık halde kalan müsveddeleri Ağa Mehmed adlı bir kadı toplamış ve Yazıcızâde diye bilinen Mehmed Kâtibî b. Ahmed’e bunları temize çektirmiştir. Tuhfetü’l-ahyâr’ın Süleymaniye (Esad Efendi, nr. 2539) ve Kahire Hidiviyye (nr. 721) kütüphanelerinde birer nüshası vardır.

15. Dürer-i Müntesire ve Gurer-i Münteşire: Niyet, selase, hülle, istikbâl-i kıble, yeme içme adabı, anne karnındaki cenin, Kâbe içinde namaz, havf ve recâ, kanaat vb. konuların ele alındığı eser merak ve tecessüs sonucu ortaya çıkmıştır. Başlıca kaynağı Gazzâlî ve diğer tanınmış İslam alimleridir. Biyografileri verilen kimselerle ilgili fıkralar, hikâyeler Kâtib Çelebi tarafından özenle seçilmiştir. Müellifin otobiyografisini verirken eserleri arasında zikrettiği “Mecmua” ve Şehrizade’de geçen Nigâristan fî icmâli’t-tevârîh bu eser olmalıdır. Dürer-i Müntesire’nin müellif hattıyla olan yegane nüshası Nuruosmaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır.

16. Düstûrü’l-amel’li-ıslâhi’l-halel: Devlet bütçesindeki açığın sebeplerini araştırmak ve buna çare bulmak amacıyla 1063’te (1653) yazılarak Dîvân-ı Hümâyun’a sunulmuş bir rapordur.

17. Recmü’r-racîm bi’s-sîn ve’l-cîm: Garip ve acayip fıkıh meselelerine dair fetvaların toplandığı eser 1064-1065 (1654-1655) yıllarında şeyhülislamlar için derlenmiştir. Mîzânü’l-hak’ta (s. 144) ve Vekāyiu’l-fuzalâ’da (I, 264) adı geçen eserin herhangi bir nüshasına rastlanmamıştır.

18. Beyzâvî Tefsirinin Şerhi: Katib Çelebi, Beyzâvî Tefsiri’ni daha önce A‘rec Mustafa Efendi’den okuduğunu ve 1052’de (1642) Kara Kemal tarzında günde bir sayfa olmak üzere şerhini yapmaya başladığını belirtmekte, fakat daha fazla bilgi vermemektedir.

19. Hüsnü’l-hidâye: Mahmud adlı bir talebesinin ricası üzerine Ali Kuşçu’nun Er-Risâletü’l-Muhammediyye’sine yazdığı bir şerhtir. 1647 yılı civarında kaleme alınmaya başlanan şerh, cebir ve mukabele konularına geldiğinde talebesinin ölümü üzerine olduğu gibi bırakılmıştır.

20. Câmiu’l-mütûn min celli’l-fünûn: Kâtib Çelebi’nin çeşitli konulara dair okuduğu ve okuttuğu yirmi yedi eserin özetleri ve şerhlerinden meydana gelmiş antoloji mahiyetinde bir mecmuadır. Müellifin eserleri arasında sayılan Risâle-i Ebhâs muhtemelen bu kitaptır. Katib Çelebi bu eserine daha sonra “Mukaddime fî ilmi’t-tefsîr min itmâmi’t-dirâyât”, “Ta‘lîmü’l-mu‘allim”, “Bidâyetü’l-hidâye fi’t-tezkîr”, “Makāmâtü’l-Harîrî fi’l-edeb” ve “Cuhaynâtü’l-ahbâr fi’t-târîh” başlıkları altında ilâvelerde bulunmuştur. Kabiliyetli ve zeki bir kişinin çeşitli fenler hakkında bilgi sahibi olması gerektiğini, imkân bulduğu takdirde bu fenler üzerinde derinleşebileceğini belirten Kâtib Çelebi derlediği mecmuada her ilim için ana metinlerden birini alarak özetlemiştir. Bunu iyice hazmeden kimsenin büyük bir âlim olacağını da söyleyen Kâtib Çelebi, mecmuada yer alan ilimlerden faydalanılmasını kolaylaştırmak için baş tarafına ilimlerin bir şeceresini koymuştur. Kâtib Çelebi, Câmiu’l-mütûn’dan başka hacim bakımından daha küçük olan, Ali Kuşçu’nun Mahbûbü’l-hamâil’inin benzeri on iki metinlik Muhtasar Câmiu’l-mütûn adlı bir eser de hazırlamıştır.

21. Mîzânü’l-hakfî ihtiyâri’l-ehak: Katib Çelebi’nin telif ettiği son eser olup devrinin tartışmalı konularının müsbet fikirlerle açıklanmasından ibarettir. Bunların dışında müellif tütün hakkında bir risalesinin bulunduğunu da kaydetmektedir. Ona izâfe edilen Bahriyye adlı eser ise Cihannümâ’nın Rumeli kısmıyla ilgili bir parçadır. Yine kendisine isnad olunan Tekmile-i İbn Haldun adlı eserin bir yanlışlıktan kaynaklanmış olduğunu söylemek gerekir.


Galeri için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 × one =