Kaşgarlı Mahmud / Divanu Lügati’t-Türk

Türk sözlükçülüğünün atası, Türkolojinin (Türklük bilimi) kurucusu olarak kabul edilen Kaşgarlı Mahmud’un hayatı hakkındaki bilgileri, bu­gün elimizde bulunan tek eseri Divanu Lügat’i-Türkteki sınırlı kayıtlara dayanmaktadır. Buna göre onun tam adı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed’dir. Karahanlı devletinin başkenti olan Kaşgar civarında doğduğu için Kaşgarlı Mahmud (Mahmud-ı Kaşgari) olarak anılır. Ese­rinde babasının Barsganlı olduğunu bildirmesi ve Opal, Adıg, Kası gibi Kaşgar civarındaki yerleşim bölgelerini kendi ili olarak anmış olmasın­dan hareketle onun Barsgan yahut Kaşgar’ın güneybatısındaki Opal’de doğduğu tahmin edilmektedir. Bu bilgiler ve eserdeki kayıtlar ışığında; Kaşgarlı Mahmud’un 1008 yılında doğduğu kabul edilir.

Divanu Lügat’i-Türkte babasının adının Hüseyin, dedesinin adının Muhammed olduğunu belirten Kaşgarlı Mahmud, soylu bir aileden gelmektedir. Eserinde atalarından söz ederken onların “Hamirler” olarak anıldığını ve bunun aslında “Emir” sözünden geldiğini söyler. Türk ille­rini Samanoğullarından alan kişinin de kendi atası olduğunu belirtir. Ta­rihsel kayıtlara göre bu kişinin Buğra Tigin yahut Arslan İlig Nasr bin Ali olduğu tahmin edilmektedir. Bu durumda, eserinde açıkça belirtmiş ol­masa da Kaşgarlı Mahmud’un soyunun İslam dinini seçen ilk Türk ka­ğanı Abdülkerim Satuk Buğra Han’a çıktığı; dedesinin İsbicab Hakimi Muhammed Buğra Han bin Yusuf ve babasının da Barsgan emiri Hüse­yin bin Muhammed Çağrı Tigin olduğu düşünülmektedir. Annesi de Karahanlıların büyük alimlerinden Hoca Seyfeddi-i Buzurgvar’ın kızı Bi­bi Rabia’dır. Kendisi hakkında söylediği bazı ifadelere dayanarak onu Efrasyab (Alp Er Tonga) hanedanı ile ilişkilendirenler de vardır.

Araştırmacılar, geniş bir coğrafyaya yayılmış olan bütün Türk boylarının şehir ve köylerini yıllarca dolaşarak Türk dilinin ilk ansiklopedik sözlüğünü oluşturan Kaşgarlı Mahmud’un bu olağan üstü çabasının ge­risinde acı bir gerçekten söz etmektedirler:

Kaşgarlı Mahmud’un dedesi Karahanlı hükümdarı Muhammed Buğra Han bin Yusuf yaklaşık bir buçuk yıllık hükümdarlığından sonra 1057 yı­lında tahtını oğlu Hüseyin bin Muhammed Çağrı Tigin’e bırakmak ister. Devir teslim töreni için hazırlıklar yapılır. Ancak hükümdarın ikinci eşinden de İbrahim bin Muhammed adında bir oğlu vardır. Tören esna­sında düzenlenen bir suikastle hanedanın diğer bütün bireyleri katledilir ve böylece İbrahim bin Muhammed tahta geçer. Bu baskında ailesinin neredeyse tüm bireylerini kaybeden Kaşgarlı Mahmud kaçarak kurtulur ve o günden sonra ülkesini terk eder. Komşu Türk boyları arasında dolaşarak onların kültürlerini yakından tanıma imkanı bulur. Yaklaşık on beş yıl süren bu geziler sonunda derlediği dil, edebiyat ve diğer kültür malzemelerini, dönemin önemli merkezlerinden olan Bağdat’ta bulunduğu sırada bir kitap halinde düzenleyerek Türk lehçelerinin ilk sözlüğünü ortaya çıkarır.

Asil bir aileden gelen Kaşgarlı Mahmud, çocukluğundan itibaren iyi bir eğitim almıştır. Kaşgar’ın önemli medreselerinden olan Saciyye ve Hamidiyye Medreseleri’nde dönemin bütün klasik ilimlerini tahsil etmiş, Arapça ve Farsçayı mükemmel derecede öğrenmiştir.

Daha sonra kendisini Türk dili araştırmalarına adayan Kaşgarlı Mahmud, belki yukarıda anlatılan facia üzerine belki de dönemin ilim anlayışı gereği, çıktığı ülkesine yıllarca dönmeden bir gezgin olarak do­laştığı bölgelerin dil ve edebiyatını, örf ve adetlerini yerinde gözlemleyip kaydetmiştir. Bu gezileri sırasında, ana dili olan Hakaniye Türkçesi dı­şında Oğuz, Kıpçak, Argu, Çiğil, Kepenek lehçelerini de öğrendi.

1057’de ülkesinden ayrılan Kaşgarlı Mahmud’un Bağdat’a tam olarak ne zaman geldiği belli değildir. Kaşgarlı Mahmud, 1080 yılında Kaşgar’a dönmüş ve Opal’de Mah­mudiye Medresesini kurarak burada ders vermiş ve çok sayıda öğrenci yetiştirmiştir. 1105 yılında vefat ettiğinde 97 yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Mezarı medresesinin haziresinde bulunmaktadır. Ölü­münden sonra inşa edilen türbenin yanında bugün, Uygur ve Karahanlı dönemlerine ait eşyalar ile birlikte Kaşgarlı Mahmud’un eşyalarının ser­gilendiği bir müze bulunmaktadır.

Divanu Lügati’t-Türk

Abbasi halifesi Muktedi-bi-emrillah’ın oğlu Ebü’l-Kasım Abdullah’a takdim edilmiştir. Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divanü lugati’t-Türk‘te Kaşgarlı Mahmud; Türk dili ve örfünü diğer Müslüman unsurlara tanıtmak, Türkçenin Arapça ile denk bir dil olduğunu göstermek ve Türklerin İslam medeniyetine katkılarını gözler önüne sermek için “sözlük” sözcüğünün sınırlarını aşan bir şaheser ortaya koymuştur.

Türk lehçe ve ağızlarının söz varlığını derleyerek dil özelliklerini belir­leyen; bunları yazılı metinlerden ve sözlü kültürden derlemelerle örnek­lendirerek Türk dil ve kültürü adına eşsiz bir eser vücuda getiren Kaşgarlı Mahmud, kendi çabasını ve bu çabanın sonucunda ortaya çıkardığı ese­rinin adını açıklarken şöyle söyler:

“Kendim Türklerin en uz dillilerinden, en açık anlatanlarından, en doğru anlayanlarından, soyca en köklülerinden ve en iyi kargı kulla­nan savaşçılarından olarak, Türklerin hemen bütün kentlerini, kırlarını boydan boya dolaştım. Türk’ün, Türkmen’in, Oğuz’un, Çiğil’in, Yağma’nın, Kırgız’ın dillerini, hallerini öğrenip faydalandım. Öyle ki her Türk taifesinin dilini en iyi şekilde öğrenmiş oldum. Bu kitabı süslü bir düzenle edebi bir üslupta yazdım.

Adımı dünyanın sonuna kadar yad ettirmek ve (ahirette) sonsuz ni­metler kazanmak için Allah’ın yardımını umarak yazdığım bu kita­bıma Divanu Lügati’t-Türk adını verdim.

“Türk Lehçelerinin Divanı (Sözlüğü)” anlamına gelen bu eserini; 1072 yı­lında yazmaya başladığı, dört defa düzelttikten sonra 1076 yılında tamamladığı eserdeki kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Kaşgarlı Mahmud’un, Kitabu Cevahirü’n-Nahv fi Lugati’t-Türk (Türk Di­li hakkında Nahiv Cevherleri) adlı bir eser daha kaleme aldığı bilinmek­tedir. Bu eser, günümüze ulaşmamıştır.

Kaşgarlı Mahmud, Divanu Lügati’t-Türk’ü yazış sebebini eserin başın­da Tanrı’ya ve Hz. Muhammed’e övgü bölümünden sonra yer alan şu sözlerle açıklamaktadır:

“Gördüm ki yüce Tanrı devlet güneşini Türklerin burcunda doğdur­muş, felekleri onların bahtı yönünde devrettirmiş, onlara Türk adını kendisi vermiştir. Çağımızın hakanlarını hep onlar arasından çıkarmış ve dünya milletlerinin dizginlerini onların eline bırakmıştır. Onları bütün insanlığa egemen kılmış, onlara doğrulukta her zaman yardım­cı olmuş, onlarla birlikte olanları, birlikte çalışanları ve onlara katılanları aziz kılmış ve Türkler sayesinde onları isteklerine eriştirmiştir ve kötülerin şerrinden onları korumuştur.”

Bu satırlardan sonra Türklerin oklarından korunmak için akıl sahibi olanların, onlara katılması gerektiğini ve onların halleriyle hallenmek ge­rektiğini kaydeden Kaşgarlı Mahmud, onlara dert dinletebilmek ve gö­nüllerini kazanmak için onların diliyle konuşmaktan başka çıkar yol bu­lunmadığını iddia eder ve şöyle söyler: “Her kim onların diline sığınırsa onu kendilerinden sayıp her türlü tehlikeden korurlar. Bu yüzden Türk olmayanlar da Türk diline sığınır ve böylece zarar ve ziyandan kurtulur­lar”

Kaşgarlı Mahmud, Türkler hakkındaki bu görüşlerini kanıtlamak amacıyla sözüne güvenilir Buharalı ve Nişaburlu iki ayrı imamdan işitti­ği bir hadisi tanık gösterir. Her iki imamın da senetleriyle birlikte “Peygamberimiz kıyamet alametlerinden, ahir zaman fitnelerinden ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkışından söz ederken ‘Türklerin dilini öğreniniz, çünkü onların uzun sürecek bir saltanatı olacaktır’ buyurmuştur” dedik­lerini belirterek hadisin doğruluğu konusunda da şöyle bir yorum getirir: “Bu hadis sahih ise Türk dilini öğrenmek vacip demektir. Eğer uydurma bir hadis ise de akıl ve anlayış bunu gerektirir.”

Eserinin giriş kısmında yazış sebebini belirtirken zikrettiği bu ifade­lerden Kaşgarlı Mahmud’un asabiyet duygusu ve milli hisleri yüksek bir dil bilgini olduğu anlaşılmaktadır. Günümüzdeki anlamıyla bir milliyetçilikten söz edilmese de o dönem için İslamiyet’i benimsemiş olan top­lumlar arasında kendi soyunu yüceltme ve savunma duygusunun önem­li bir yeri olduğu görülmektedir.

Kaşgarlı Mahmud’un İslami geleneğe uygun olarak Tanrı ve Pey­gamber övgüsünden sonra Türk kavminin övgüsü ile eserine başlaması ve Türklerin üstünlüğünü ispat için hadisler rivayet etmiş olması onun milli duygularının ne derece yüksek olduğunu gösterir. Anadolu’nun fethiyle yaşıt olan Divanu Lügati’t-Türkün yazıldığı dönemde doğuda Karahanlılar ve diğer Türk boylarının; batıda Anadolu içlerine kadar uzanan Büyük Selçukluların egemenliği kuşkusuz bütün Türk kavimlerini heyecanlandırıyor ve kendi dil ve kültürlerine bağlılıklarını artırı­yordu. Böyle bir zamanda Araplarla Türklerin bir arada bulunduğu Bağ­dat’a gelen Kaşgarlı Mahmud, siyasi gücü ve nüfuzu ile halifeliği ayakta tutan Türk unsurunun dil ve kültür bakımından da Araplardan geri ol­madığını ortaya koymak ve Araplara Türk dilini öğretmek amacıyla an­siklopedik bir sözlük ve bir gramer kitabı niteliğindeki bu eşsiz eserini kaleme almıştır.


Kaynakça

ŞAHİN, Ebubekir Sıddık. Türk İslam Düşüncesi Tarihi. Ömer Bozkurt (Ed.), Kaşgarlı Mahmud (s. 173-178). Ankara: Divan. 2014