İlişkilerinde Neden Mutsuz Olduğunu Biliyor musun?

“İlişkimde neden mutsuz oluyorum?” sorusunu hiç sordunuz mu kendinize?

Şayet bu soruyu kendinize yöneltmediyseniz, henüz mutsuz olmanızın temelinde kendinizin olduğunun farkında değilsiniz demektir. Çünkü yaşadığınız birçok sorunun cevabi sizde gizlidir. Çocukluk döneminde yaşadığınız travmalar, yazgılar, ailenin miras bıraktığı travmalar; anne-babaların hayatları ve çocuklarına aktarımlarıyla birlikte çocuklarının da bu aktarımlarla ilerde neler yaşayacakları az çok belli oluyor.

Sonra bir gün büyük bir etkileşimle başlanılan ilişkiler bir anda kangrenleşiyor. Mutsuz olma durumu kar topu gibi büyüyor. İstekler yerine talepler geliyor, ortak paydada buluşmak yerine suçlamalar başlıyor. Haklı olmak için her yol deneniyor, dinlemek yerine sadece kendi haklılık payını ortaya koymak için çabalar veriliyor. Dengeler yerinden oynuyor, roller çalınıyor ve “savaşta her yol mubahtır” düşüncesiyle savaş baltası çıkarılıyor. İlişki; artık kör, sağır, dilsiz ve hissizleşerek sağ duyunun olmadığı bir savaşın ortasında kalıyor. Taraflar yıprandıkça yıpranıyor, üzdükçe üzülüyor, kırdıkça kırılıyor. En sonunda bu savaşta galip gelen, zaferi kazanan kimse olmuyor. Tıpkı tarihte yaşanan “Pirus Zaferi” gibi…

Bildiğimiz gibi tarihte “Pirus Zaferi”, yıkıcı büyüklükte kayıplar pahasına kazanılmış bir zaferdir. Kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hale geldiğini ifade eder. M.Ö. 280 ve 279 yıllarında Grek kolonisi Tarentum Kralı Pirus, Roma’ya saldırır ve ne pahasına olursa olsun savaşı kazanmak için her şeyini feda eder. Sonunda Pirus, savaşı kazanır ancak 50 filin desteklediği ordusunun tamamını kaybeder. Savaşı kazanmıştır ama koskoca ordudan geriye kalan üç-beş kişidir. Pirus, güçlü ve inatçı egosuyla kazandığını düşünse de gerçekte kaybetmiştir. Pirus’un bu zaferinin ardından “Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme!” dediği söylenir. Pirus Zaferi aslında “yenilmeye mahkûm galibiyetleri” anlatmak için kullanılır. Dolayısıyla benzer şekilde kazanılan savaşlara “Pirus Zaferi” denir. Evlilik ilişkisinde de yapılan tüm savaşların aslında iki kaybedeni vardır çünkü Pirus savaşında kazanan olmaz…

Savaştan geriye kalan baltalar artık amacından uzaklaşır. Artık en büyük gerçek; derin yaralar, tahribatlar ve mutsuzluklar olur.

Ne var ki ilişkinin başlamasında her iki tarafın birbirlerinin beklentilerini yerine getiriyor olması da önemlidir. İlişki bir etkileşimdir ve “bir sen bir o…” dengesiyle süreç anlam kazansın, ilerlesin mantığıyla yol alır. Kadınlarla erkeklerin birbirinden çok farklı olduğunu fark etmek, birbirlerini tamamlayan iki birey olduğunu bilmek, empati ve etkin dinlemeyle harmanlayıp kendini ifade ederken suçlama dilinden uzak bir yol izlemek ilişkinin sağlam temellerini oluşturmaktadır. İlişkiyi zora sokmamak ya da handikaptan kurtarmak tamamen çiftlerin “bireyselleşmelerini unutmadan” biz olabilmesidir. Sevgi ihtiyacınının tek bir kişiden karşılanamayacağını bilmek gerekir. Aksi durumda bu bir hayal kırıklığı olacaktır. Sevgiyi tabana yaymak en sağlıklı olanıdır.

Öte yandan ilişkilerde anlaşılmak, fark edilmek; sevdiğini ifade etmek, dokunmak, gülümsemek, sağduyuyu kaybetmemek, tartışmalara es vermek, yaşanılan sorunlarda partner yerine sorunu muhatap almak, kaliteli vakit geçirmek, sevgi deposunu bitmeden doldurmak, iyi niyeti elden bırakmamak, sürekli aynı duyguların tekrarlanıp heyecanın kaybolmasına izin vermemek, yeni duygu ve heyecanlara yer vermek, derin çukurlar açmamak, sevginin tek başına mutluluk getiremeyeceğini bilmek ve bunun için sevgiyi sadakat, saygı ve nezaketle beslemek, sorunları soyuttan somuta geçirmek, en önemlisi de haklı olmak yerine mutlu olmayı tercih etmek ilişkilerin en büyük sırlarıdır.

“İlişkileri sıkı sıkı tutmak mutsuzluk getirir!”

İlişkilerinizi sağlıklı bir şekilde yürütmek elbette en doğru olanıdır. Fakat kimi zaman var ki ilişkilerin dengeleri değişir ve ilişkiler bozulur. Kimi ilişkilerin başlangıçları sağlıksız olunca ömrü de kısa olur. Her başlangıç gibi bir gün ilişkiler de bitebiliyor ve böyle bir durumda çoğu kez aynı hataya düşülebiliyor. Birini çok sevmenin mutlu olmak anlamına geldiği düşünülürken aslında en büyük mutsuzluk sebebi olabileceği göz ardı edilmekte ve bu durumda kişiler kendi hayatlarından tamamen soyutlanmaktadır. İste böyle bir durumda da mutsuzluk, kapınızı çalmaya hazırlanıyor. Hal böyleyken bunun için sizin bir hayatınız olsun, kurallarınız olsun, sınırlarınız olsun… Hayatınızdaki kişilerin sınırlarını çizmezseniz, gittiklerinde boşluklarını doldurmak canınızı acıtacaktır. Bunun için kişileri hayatınızda her şeyleştirmekten vazgeçin. Hiçbir insan oksijen kaynağı değildir. Bunu farkında olmak doğru bir ilişki için de gereklidir. Kendinize yettiğiniz sürece mutlu ve sağlıklı bir birey olabilirsiniz. İçinde bulunduğunuz duruma her daim şükredin…Unutmayın ki sizi terk etmeyecek tek kişi sizsiniz, en çok da kendinizi sevin…

Farkındalığınız ve ışığınız daim olsun…