İbn-i Haldun

Sosyoloji’nin kurucusu, Modern historiyografi ve iktisatın öncülerinden kabul edilen tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamı.

Yaşamı

Adı Abdurrahman, künyesi Ebu Zeyd, lakabı Veliyüddin, şöhreti İbn-i Haldun olan düşünürün tam adı Abdurrahman Ebu Zeyd Veliyüddin İbn-i Haldun Maliki Hadrami’dir. 27 Mayıs 1332 yılında Tunus’ta doğdu. Dedesi, Tunus Hafsi sarayında vezir; babası ise önemli bir ilim adamıydı. 1348’de çıkan bir veba salgınında annesini, babasını ve hocalarının çoğunu kaybetti. Çocukluk yıllarında Kuzey Afrika’nın içinde bulunduğu siyasi kargaşa ve çekişmeye yakından tanık olan İbn-i Haldun, 20 yaşında Sultan Ebu İshak’ın katipliğine getirildi. Bilim meclisinde de görev alan İbn-i Haldun siyasi sebeplerden iki yıl hapsedildi. 1362’de Endülüs’e geçti. Karışıklıklar sebebiyle Endülüs’ten ayrılan ve Kuzey Afrika’ya dönen İbni Haldun, Bicaye’de başvezirlik makamına getirildi. 1366 yılında gerçekleşen yönetim değişikliğinin akabinde vazifesinden ayrıldı. Siyasi çalkantılardan bıkan İbni Haldun, İbni Selame denilen bir kaleye yerleşti. Dünyada tanınır hale gelmesine vesile olan 7 ciltlik Kitâbu’l-İber ve onun giriş kitabı olarak düşündüğü Mukaddime’yi 1374 yılında tamamladı. Mukaddimeyi tamamlamak için araştırmalar yaptı kabileler arasında dolaşmaya başladı ve bedeviliği inceledi. 1382 yılında Mısır’a gitti. Kahire’de bulunan medreselerde müderrislik yapmaya başladı. 1406 yılında Kahire’de vefat etti.

İbn-i Haldun İyi bir eğitim almış, çocukluğundan itibaren ilmi ve fikri hayatı tercih etmiştir. Lakin aile geleneği olan siyasetin cazibesine kapılmıştır. Kendisine verilen görevlerden daha fazlasını isteyerek sürgün, hapis ve tenkitlerle karşılaşmıştır. Sıkıntılı geçirdiği dönemleri olmasına karşın hayatının büyük bir kısmını saray ve konaklarda refah içinde geçirmiştir.

Eğitimi

Ailesinin konumu, ilmi faaliyetleri ve siyasi nüfuzu sayesinde İbn Haldun, Tunusun en iyi hocalarından eğitim görme fırsatı yakaladı. İlk eğitimini ise babasından aldı. Bu eğitimin akabinde Kur’an’ı ezberledi. Hadis, fıkıh ve daha birçok ilimlerde büyük bir alim olan Ebu Abdullah el-Ensari’den kıraat ilmini öğrendi. Şatibiyye ve Raiyye kasidelerini ezberledi. Kendi anlatımına göre Kur’an’ı 21 defa yedi kıraat üzerine hatmetti. Babası dahil olmak üzere önemli alimlerden Arap dili ve edebiyatı, fıkıh, hadis, tefsir, mantık, felsefe, matematik, edebiyat ve akaid dersleri alarak köklü bir eğitim gördü. Aldığı derslerle hem akli hem nakli bilimlerde önemli bir birikim elde etti. Dönemin siyasi ve toplumsal yapısı ile kütüphanede çalışma yapmasına olanak sağlayan görevleri de İbn Haldun’un ilmi kişiliğini desteklemiştir.

Eserleri

  • Kaside-i Bürde şerhi
  • İbn Rüşd felsefesi hakkında bir risale
  • Kitab el-Mantık
  • Kitab el-Hisab
  • Marakeş sultanına yazılan bir risale
  • Şiire dair bir risale
  • Mukaddime

İbn-i Haldun Sosyolojisi

İbn-i Haldun, toplumların organizmalar gibi doğduğunu, büyüdüğünü ve doğal ömürlerini tamamladıktan sonra öldüklerini kabul eder. Bu nedenle toplumlar coğrafi konum, nüfus sıklığı, göçler gibi doğal koşullara bağlı olarak incelenmelidir. Bu çerçevede İbn-i Haldun’un adı Danilewski, Spengler, Kroeber ve Toynbee’nin temsil ettiği organizmacı kuramcılar arasında zikredilir.

İbn-i Haldun, toplumları bedevi (göçebe) ve yerleşik toplumlar olmak üzere ikiye ayırır. Doğal ve kültürel koşullar ise iki farklı toplum fonksiyonunu etkiler.

Doğal Çevrenin İnsan Üzerindeki Etkisi

Sıcak ve soğuk iklimler insanlar üzerinde farklı etkilere sahiptir. “sıcak iklim halkı çok çabuk sevinir ve neşelenir. Bunun etkisiyle de bu halkta hafiflik ve düşüncesizlik meydana gelir” öte yandan sahil insanlarınında benzer özellikleri bulunur. Çünkü “Denizin üzeri düz ve yaygın olduğundan güneşin ışın ve aydınlıkları yaşamakta oldukları yurtlarına vurduğunda, etkisi kuvvetli olur ve havasının sıcaklığı artar; bu sıcaklık tesiri ile halkının hayvani ruhlarını harekete getirir ve bu harekete getirmenin bir sonucu olarak sıcaklık tenlerine yayılır, havanın soğuk olduğu dağlarda ve dağların tepelerinde yaşayanlara nispetle sevinç ve neşeleri fazla olur” (Mukaddime, Ugan çev., s.204). İbn-i Haldun sıcaklık ve karakter arasındaki ilişkiyi hamam örneği vererek açar: Hamama girenler, “havanın sıcaklığı bedenlerine nüfuz ve sirayet ettiğinde, kalpteki latif buharı harekete geçirerek bedenin dışarısına çıkartır. Hamama girenlerin çoğu bu sevinçlerinin tesiri ile şarkılar söylerler” (Ugan çevirisi, s.204)

Tarımsal faaliyetleri etkileyen koşulların olumlu ya da olumsuz yapısı toplumsal organizasyonun şekillenmesini sağlar. Toplum ve insan psikolojisini etkileyen tüketim alışkanlıklarıyla mutfak kültürü de bu organizasyona göre şekillenir. Kıtlık ve sefalet, saf bir zihinsel yetenek oluşturur. Bu yüzden “hububat ve katıktan yoksun olan çöllerin ve çöl sakinlerinin vücut ve ahlakları bolluk ve genişlik içine dalmış olan verimli yerlerin ahalisinin vücut ve ahlakından güzeldir. Renkleri saf, tenleri temiz şekil ve kıyafetleri mükemmel, güzel, ahlakları itidalden ayrılmamıştır. Akıl ve zihinleri ilim ve maarifi çok güzel kavrar, anlayışları çok iyidir “(ugan,s.208). Bol ve bereketli besinlere sahip yörelerde ise “rutubetlerin kötü buharları beyine sirayet etiği için zihinler ve fikirler körleşir, baharat ve meyvelerin bol olduğu tarım ve hayvancılık yöresinin insanları, genellikle ağır ruhlu olurlar” (clement, s.176). Bu yüzden “verimli iklimlerin ekinleri, hayvanları, katık ve meyveleri bol olan ülkelerin ahalisi, ekseriyetle zihinleri ve fikirleri zayıf insanlar diye vasıflandırılır”(Ugan çevirisi,s.209).

Toplumsal Çevrenin İnsan Üzerindeki Etkisi

İbn-i Haldun, kültür ve kültürel ortamın toplumsal olayları daha fazla etkilediği kanaatindedir. Bireyi toplumsallaştıran, bireye yöresel ve ulusal karakteri veren kültür ortamıdır. Çünkü ona göre insan “alışkanlıklarının çocuğudur, tabiatın ve mizacının ürünü değildir. İinde yaşadığı kültür ortamı tabiatına yerleşir.” (Clement, çev., s. 176). Bu düşünceye göre insan ve toplumlar arasındaki en önemli fark eğitimdir. Bunun dışında önemli farklar yoktur. Çünkü insan tabiatı her yerde aynıdır.

Kültürleri kendi içinde özgün, dışarıya karşı da farklı kılan birtakım özellikler bulunmaktadır. İbn-i Haldun düşüncesinde bu özellikleri şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Çalışma biçimleri
  2. Tüketim biçim ve alışkanlıkları
  3. Yerleşme alışkanlıkları
  4. Siyasal örgütlenme biçimleri

Asabiyet Teorisi

Asabiyyet, İbn-i Haldun’un sosyolojiye kazandırdığı en önemli kavramlardan biridir. Bu kavram ile kastedilen anlam, birlik ruhuna dayalı olan kuvvettir. Bu bakımdan asabiyyet terimi iki durumu birlikte kapsar; hem dayanışmayı hem de güçlü olmayı.

İbn-i Haldun asabiyyetin ilk kaynağının akrabalık ve nesep (soy) olduğunu belirtir ve şöyle tanımlar; “Aynı nesepten gelen kimseler arasındaki yardımlaşma, dayanışma ve tehlikelere karşı kendini korumak için biyolojik bağlardan doğan, daha sonraları inanç birliğine dönüşerek devletin kurulmasında rol oynayan soyut bir kavramdır” (Kuşçu çev., s.225). “Asabiyyet, bir nesilden gelenlerin bir araya toplanarak kuvvet, kudret ve üstünlük sahibi olmaları ve bir ideal etrafında toplanmalarıdır” (Ugan çev., s.373).

Ancak yine de akrabalık ve nesep ilişkileri kavramın işlevsel olması için yeterli değildir. Asabiyyetin özünde birbirini koruma ve yardımcı olma yer alır. Adeta genlerden kaynaklanan bir çeşit soy dayanışmasında nihai amaç “devlet kurmaktır” (Ugan çev., s.355).

Asabiyeti Bozan Etkenler

Lüks ve İsraf

“Bolluk ve rahatlığın arızaları asabiyyetin şiddet ve faydasını giderir, nimetler içine dalma asabiyyetin keskinliğini kırar. Halbuki üstünlük asabiyyetin kaynaması ve keskinliği sayesinde elde edilir” (Ugan çev., s.357). Sosyal hayat kentleşmeye paralel olarak karmaşık hale gelir. Çünkü uygarlıkta kent hayatı esastır. Üretim düzeyi nicelik ve nitelik olarak yüksektir. Bolluk ve refah egemendir. Bu durum üretim çokluğundan kaynaklanmaktadır. Bedevi hayattaki sınırlı itek ve eğilimler kent hayatında artar. İhtiyaç ve talep çoğalır, pahalılık artar. Bunun sonucu olarak da sosyal hayat yozlaşır. Lüks ve israf devletin ve toplumun yozlaşma nedenidir. İsraf ve safahata dayalı hayatı alışkanlık haline getirenler bu doğrultuda zorunlu tüketime yöneleceğinden bunu gerçekleştirebilmek için (israfa dahaylı hayatı yaşayabilmek için), “…meşru geçim yolları dışında gayri meşru yolları aramaya yönelir. Yalancılık, kumar, aldatma, hırsızlık, yalan yere ant içme ve intikar hüküm sürer. Hırsızlık başlar(….)” (Hassan, 1977, s.204).

Baskı ve otorite

Hem sisyasi hem pedagojik alanları kapsayan baskı ve otorite asabiyyeti tehtid eden en önemli etkenlerdir. Baskıcı bir devlet, vatandaşların asabiyyet duygularını tahrip eder. Bu şekilde onların devlete karşı geliştirdikleri hassasiyet ve heyecanlar tahrip edilmiş olur. Aile içi baskı iale üyelerinin yaşama şevk ve heyecanını zedelerken, baskıcı bir öğretmn öğrencilerin motivasyonlarını, başarma azim ve isteklerini düşürür.

İbn-i Haldun; Baba, öğretmen ve ustaların terbiye ve eğitim amacıyla aşırı ölçüde otoriter ve sert davranmaktan kaçınmalarını, öğretmenlerin öğrencilere aşırı ceza verip vermediklerinin de devlet tarafından kontrol edilmesini savunmaktadır. Çünkü “böyle şartlarda yetişen çocuklar dürüst ve açık fikirli insanlar olmak yerine, cezalandırılma korkusu altında şahsiyetleri ezilmiş, iki yüzlü, zayıf kişilikli ve hilekar tipler haline gelirler. Zamanla bu davranışlar onlarda bir alışkanlık ve karakter şeklini alır” (Kozak, s.126).

Kaynakça

  • Prof. Dr. İsmail DOĞAN,  Sosyoloji Kavramlar ve Sorunlar, PEGEM AKADEMİ, 2009.
  • https://islamansiklopedisi.org.tr/ibn-haldun