Halit Fahri OZANSOY

Hayatı

Şair ve yazar (D. 13 Temmuz 1891, İstanbul – Ö. 23 Şubat 1971, İstanbul) Şair, yazar, çevirmen ve tıp doktoru Mehmet Fahri Paşa’nın oğludur. İlk şiir bilgilerini ailesinden ve çevresin­den aldı. Kendi söyleyişiyle yine o yaşlarda “ruhunun kapılarını mistik lirizme” açtı. İlkokulu Tefey­yüz Mektebinde bitirdi. Ortaokula Bakırköy’de başladı, sonra yatılı olarak Mekteb-i Sultani (Galata­saray Lisesi)’ye verildi. Buradaki Türkçe öğretmeni Ali Kâmi Bey, verdiği derslerle ve okuduğu şiirlerle Halit Fahri’nin şiir zevkinin gelişmesini sağladığı gibi, yazdığı şiirleri düzeltti ve onu teşvik etti. Halit Fahri, Galatasaray Lisesinde iken zatülcenp hastalığına yakalandı, bu yüzden okula devam edemedi. Filibe Elçiliğinde görev yapan amcası Ali Hilmi Bey’in isteği üzerine oraya gönderildi (1905). Orada bir süre tedavi gördükten sonra düzeldi ve Türk Rüştiyesine devam etti. Ayrıca özel olarak Fransızca dersleri aldı. Filibe Rüştiyesinde Türkçe öğretmeni olan Zühtü Bey, Halit Fahri ile özel olarak ilgilendi.

Amcasının İstanbul’a dönmesi üzerine, yeniden Galatasaray Lisesine başladı. Tevfik Fikret’in Galatasaray Lisesine müdür olduğu ve II. Meşrutiyet’in ilanı (1908) yıllarında, Halit Fahri bu okulda öğrenciydi. İlk yazıları bu okulda çıkarılan Traje adlı dergide yayımlandı. Edebiyat öğretmeni olan Mösyö Bouche’un gayret ve yardımlarıyla, klasiklerin yanında Fransız romantikleri ile sembolistleri okumaya başladı. Böylece Fransız edebiyatını tanıma fırsatı buldu. Aruz ölçüsüyle yazdığı Sana adlı ilk şiiri Rübab (1912) dergisinde yayımlanmıştı. Aynı yıl, babasına ithaf ettiği Rüya adlı şiir kitabını çıkardı. Şehbal, Safahat ve Kehkeşan (1912-13) dergilerinde şiirlerini yayımlamayı sürdürdü. O dönem şiirlerinde ele aldığı konular, Edebiyat-ı Cedide ve Fecr-i Ati akımlarına uygun karakterdedir. Milli Edebiyat akımına katılarak Yeni Mecmua’da (1917- 18) yayımlamaya başladığı hece şiiriyle adını duyurdu.

Halit Fahri, Galatasaray Li­sesini 1914 yılında bitirdi. 1916 yılında ise imtihanla öğretmenlik hakkı aldı ve Muğla, Konya ve İstanbul’da öğretmenlik görevlerini icra etti. Emekli olduktan sonra gazeteciliğe yönelen Halit Fahri, Tercüman gazetesinde haftalık “Sanat ve Hatırat” köşesine sürekli olarak yazılar gönderdi. 23 Şubat 1971’de İstanbul’da vefat etti.

Edebi Kişiliği

Öğretmenliğe başladığı za­man, şiirde belirli bir olgunluğa ulaşmış, Ziya Gökalp’in teşviki ile hece vezni ve yalın bir Türkçe ile şiir yazmaya başlamıştı. Bu şiirlerini 1917-18 yıllarında Yeni Mecmua’da yayımladı. Böylece “Hecenin Beş Şairi’’ arasında yer aldı. Aruzdan heceye geçişini ve bu yıllarda gerçekleştirmek istedik­leri gayeyi şöyle anlatır:

“Biz aruzdan heceye geçerken muhakkak ki milli bir dava güttük ve bu, ‘Hecenin Baş Şairi’ diye tanınanlar arasında benim de bulunmama mühim bir amil olmuştur. Yalnız şunu arz etmek isterim ki, heceye geçenler daha evvel aruz veznindeki şiirleriyle ve bu vezinleri gayet iyi kullanmalarıyla kendilerini tanıtmış bulunuyorlardı. Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz, Enis Behiç ve müsaadenizle ben Benim Gülistanlar Harabeler isimli şiir kitabımdaki şiirler ve sonra Baykuş piyesi heceden evvelki tanınmamıza saik olan eserler arasındadır. Bu noktayı belirtmekten maksadım şudur: Biz hececiler diye tanınanlar daha evvel aruzu sakatlamadan ve beğendirerek kullanabilmiş ve bu yolda eserler vermiştik.

Balkan Harbi ve Birinci Ci­han Harbi ızdırapları içinde Ziya Gökalp’in irşattan ve milli duyguyu, milli hırsı telkin edişi bize gittikçe ilham kaynağı olmakta idi. Demek hece vezni basitlik değil, iç sesleri bulabilmek kudretidir. Her büyük şairin 6+51 de kendisi ile beraber yaşar ve beraber gider. Bunun için derim ki hece vezni bizim milli veznimiz olduğu kadar estetik veznimizdirde. İşte biz hececiler bu yola girince ilk zamanlarda aruza da veda edememekle beraber bu yoldan yürüdük. Gerek milli mevzularda, gerek lirik, pastoral mevzularda Emin Bey’in parmak hesabı yolunu bırakarak asıl yürümemiz lazım gelen yolda yürüdük. Zengin kafiyeler birbirini kovaladı ve bugün gerek hecenin beş şairinden, gerek onları takip edenlerden kalan şiirler ortaya çıktı. Bu suretle hece vezni zaman ile müstezatları ve serbest nazım nevilerini de içerisine alarak modern şiirimizin bugünkü yoluna kadar geldi.”

Ziya Gökalp’in görüşlerinin etkisine girmeden önce okuduğu Fransız sembolistlerinin etkisiy­le şiirde musiki (ahenk) sorunu üzerinde düşünmeye başlamış ve yazdıklarında bu şiirsel olguyu uy­gulamaya başlamıştı. Mütareke döneminde, on se­kiz sayılık ömrü olan “Nedim” adlı haftalık bir dergi çıkarmaya (Mart- Haziran 1919) başladı. Dergide Falih Rıfkı, Ruşen Eşref, Yahya Kemal, Reşat Nuri, Faruk Nafiz, Ahmed Hikmet, Faik Ali, Ali Ca­nip, Ahmet Refik ve Hakkı Süha gibi yazar ve şairlerin yazı ve şiirleri yayımlanıyordu. Nedimde hece ölçüsüyle yazılmış şiirler yanında aruzla yazılmış olanlara da yer vardı. Aynı yıllarda Yusuf Ziya, Şair adlı dergiyi çıkarıyor ve bu dergide yalnızca hece vezniyle yazılmış şiirlere yer veriliyordu. Bu durum, her ikisi de “Hecenin Beş Şairi” içinde yer alan Halit Fahri ile Yusuf Ziya arasında, şiirde vezin sorunları çevresinde tartışmalara yol açtı.

Halit Fahri, savaş yıllarına ait duygularını ifade eden şiirlerini Cenk Duyguları (1917) adlı kitabında bir araya getirmişti. Bunu, fikir ve düşünce şiirlerinden oluşan Efsaneler (1919) adlı kitabı izledi, bu kitaptaki şiirlerinde Doğu mitolojisine geniş yer verdi.Halit Fahri, daha sonraki şiirlerini Yarın (1921-22), Hayat (1926-28), Aydabir (1935-37), yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Servet-i Fünun (1926-42), Çınaraltı (1942) dergilerinde yayımladı. Ayrıca Varlık ve daha çok da Hisar dergilerin­de göründü. Uzun bir süre de İstanbul Şehir Tiyatroları dergisinin yönetmenliğini yaptı. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirlerinden oluşan ilk kitabı Bulutlara Yakın (1920) adını taşır. Aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerden oluşan Gülistanlar Harabeler (1922) kitabı daha sonra basıldı. Onun hece ile yazdığı en olgun şiirleri Paravan (1929) ve Balkon­da Saatler (1931) adlı kitaplarında yer alır. Halit Fahri Ozansoy, tiyat­ro eserleriyle de edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir. Oyunları önce Darülbedayi’de (İstanbul Şe­hir Tiyatroları) sahnelenmişti. Son şiir kitabı, eşinin ölümün­den duyduğu acıyı ve bu sebeple içine düştüğü yalnızlığı dile getiren şiirlerinden oluşur, ömrünün son yıllarında Hisar dergisinde Batıdaki tiyatro hareketlerini konu alan ya­zılarını, Tercüman gazetesinde de anılarını yayımladı.

Eserleri

Şiir

  • Ruyâ (1912)
  • Cenk Duyguları (1917)
  • Efsaneler (1919)
  • Bu­lutlara Yakın (1920)
  • Zakkum (1920)
  • Gülistanlar Harabeler (1922)
  • Para­van (1929)
  • Balkonda Saatler (1931)
  • Sulara Dalan Gözler (1936)
  • Hep Onun İçin (1962)
  • Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964)

Oyun

  • Baykuş (1916)
  • İlk Şair (1923)
  • Sönen Kandiller (1926)
  • Nadim (1958)
  • On Yılın Destanı (1933)
  • At Baba Yahut Kırk Haramiler (1936)
  • Oyuncaklar (1936)
  • Fatma’nın Dileği (1938)
  • Nesrinin Üç Elbisesi (1939)
  • Bir Dolaptır Dönüyor (1958)
  • İki Yanda (1970)

Roman

  • Aşıklar Yolunun Yolcuları (1939)
  • Sulara Giden Köprü (1939)
  • Yol Geçen Hanı (1946)

Anı

  • Edebiyatçılar Geçiyor (1939; Ede­biyatçılar Çevremde adıyla, 1970)
  • Şehir Tiyatrosunun 50. Yılı: Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964)
  • Eski İstanbul Ramazanları (1968)

İnceleme-Araştırma

  • Yunan Tiyatrosu: Tragedia (1946)
  • Fransız Edebiyatı ve Edebi Okullar (1955)
  • Yardımcı Bilgilerle İncelemeli Batı Edebiyatı örnekleri (1956)

Çeviri

  • Bir Sipahi’nin Romanı (Pierre Loti)
  • Goethe’nin Aşkları ve Aşk Şiirleri (1936)

Derleme

  • Güzel Yazmak Usulleriyle Edebi Kıraat Numuneleri (1925)
  • Edebi Kıraat Numuneleri (1926), Ortaokul Eleme İmtihanlarına Hazırlık (1945).

Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 4, s. 347). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.