Hacı Bayram-ı Veli

Hayatı

Anadolu’daki Türk ve İslam tasavvuf düşün­cesinin en önemli temsilcilerinden ve Anadolu’nun manevi hamilerinden biridir. Hacı Bayram-ı Veli’nin yaşadığı dönem, Anadolu tasavvuf hareketlerinin, siyasi hayatla birlikte çalkantılarla dolu olduğu yıllara rastlamaktadır. Hacı Bayram-ı Veli, XIV. yüzyılın ilk yarısında, Orhan Gazi döneminde Ankara’nın beş kilometre ka­dar kuzeyindeki Solfasıl köyünde (bugünkü Solfasol mahallesi) dünyaya gelmiştir. Soyu hakkında fazla bilgi bulunmamakla beraber Anadolu’ya gelip yerleşen Türk-oğuz boylarından olduğu bilinmektedir. Babasının adı Koyunluca Ahmed, dedesinin adıysa Mahmud’dur. Annesi hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır ancak mezarı Solfasıl köyünde bulunmaktadır.

Hacı Bayram-ı Veli‘nin esas adı Numan’dır. Gençlik yıllarında iyi bir medrese eğitimi görmüş; tefsir, hadis, fıkıh, tasavvuf, matematik, astro­nomi, felsefe, edebiyat, Arapça ve Farsça gibi çeşitli derslerden icazet al­mıştır. Hacı Bayram-ı Veli tasavvuf yoluna girdiği kırk beş yaşlarına ka­dar yaklaşık yirmi yıl Melike Hatun’un yaptırdığı Kara Medrese’de müderrislik yapmıştır. Tasavvuf yoluna girdikten sonra etrafına, Akşemseddin ve Eşrefoğlu Rumi gibi medrese kökenli alimleri toplamış ve bun­lar vasıtasıyla tarikatının yüzyıllarca yaşamasına vesile olmuştur.

Somuncu Baba’dan Tasavvufa Davet

Hacı Bayram-ı Veli tasavvuf yoluna Kayseri’de girmiştir. Ankara’da Kara Medrese’de müderrislik yaptığı esnada, Kayseri’den Somuncu Baba diye bilinen Ebu Hamiduddin Aksaray (yazının ilerleyen bölümlerinde Somuncu Baba isminin kullanımı tercih edilmiştir.), halifesi şeyh Şücaeddin Karamani’yi Ankara’ya göndererek Numan Hoca (Hacı Bayram-ı Veli)’yı Kayseri’ye davet eder. O da “Davete icabet etmek Hz. Peygamberin sünnetidir. diyerek 1393-94 yılları civarında Kayseri’ye gelir. O gün Kurban bayramının birinci günüdür ve hocası olacak Somuncu Baba bu karşılaşmayı iki bayram birden sayarak kendisine “Bayram” ismini tevcih etmiştir.

Hacı ismi ise hocası Somuncu Baba ile birlikte hacca gitmelerinden kaynaklanmaktadır. Somuncu Baba, Hacı Bayram-ı Veli’ye tasavvufi terbiyenin ve maneviyat ilimlerini öğrenmenin önemine dikkatleri çekmek istemiştir. Bu maksatla tasavvufi terbiye görmüş, nefsini arındırmış alimler ile bu terbiyeyi görmeden ölmüş ulemanın ruh­larının kabirdeki hallerini müşahede ettirmek, ölmüş ulemanın ruh­ları ile ruhi temas kurdurarak ikisi arasındaki huzur farkını bizzat kendi­sinin hissetmesi için bir uygulama yaptırmıştır. Nefs terbiyesinden geçen ulemanın kabrinin başında yaptığı uygulamada aldığı manevi huzuru nefs terbiyesinden geçmeyen ulemanın kabirleri başında alamayan, üste­lik bir iç huzursuzluğu yaşayan Hacı Bayram-ı Veli’ye, Somuncu Baba; hakikatin ortada olduğunu ne tarafı tercih edeceğine dair kendisinin serbest oldu­ğunu söyledi. Bu olayın üzerine Somuncu Baba’nın sadık bir müridi olmuştur.

Hızla tasavvuf eğitimi alan Hacı Bayram-ı Veli 1395’li yıllarda şeyhi ile beraber Osmanlı Devleti’nin başşehri Bursa’ya hicret ederler. Kendisi bugün Yeşil Medrese olarak bilinen Çelebi Sultan Medresesi’nde müder­rislik, hocası ise Ulu Cami’nin karşısında açtığı bir fırında ekmek­çilik yapmıştır. Hacı Bayram-ı Veli ve hocası Somuncu Baba, Yıldırım Bayezid’in damadı Emir Sultan ile de yakın münasebetler kurmuştur. Yıldırım Bayezid’in Niğbolu Zaferi’nden sonra Bursa’da Ulu Cami’nin in­şasına başlanır ve dört yılda biter. Sıra açılışa gelmiştir ve 1400 senesi Mart ayı bir Cuma günü Cuma namazı ile hizmete sunulacaktır. Cuma namazını kıldırma ve hutbesini okuma görevi ise Emir Sultan’a verilmiş­tir. Ancak o, bunu kabul etmemiş ve bu iş için en layık olan kişinin “Ekmekçi Koca” lakabıyla bilinen Ebu Hamid olduğunu söyler.

Ancak şöhretten ve sırrının ortaya çıkmasından sürekli kaçan Somuncu Baba istemeyerek de olsa görevi kabul etmiştir. Cuma hutbesinde okuduğu Fatiha suresine verdiği yedi mana üzerine açılışa gelen başta Molla Fenari olmak üzere cemaati ve ulemayı çok etkilemiştir. Sırrının ortaya çıktığı anlaşılınca da talebesi Hacı Bayram-ı Veli ile birlikte önce Şam’a oradan da Mekke ve Medine’ye gitmiş ve hac farizasını yerine getirdikten sonra (1403) Aksaray’a yerleşmişlerdir. Şeyhinin 1412 senesindeki vefatı üzerine Hacı Bayram-ı Veli onun yerine geçer ve tasavvuf eğitimi vermeye başlar. On sekiz yıl hocasına hizmet eden Hacı Bayram-ı Veli aynı yıl altmış yaşlarında olduğu halde Ankara’ya döner.

Hacı Bayram-ı Veli ve Sultan Murad

Hacı Bayram-ı Veli Ankara kalesinin kuzeybatı bölgesinde Ulus semtinde eski Hristiyan Ogüst mabedinin yanında maneviyat eğitimi yaptı­racağı zaviyesini inşa ettirir. Nakşibendilik, Halvetilik ve Ebherilik ta­rikatlarını birleştirerek Bayramilik adında yeni bir tarikat kurmuştur. Hacı Bayram-ı Veli’nin fikirleri, Ankara ve civarında oldukça geniş kitleleri et­kileyerek yayılmıştır. Bu durum yeni tahta geçen Sultan Murad’ın ve yönetimin dikkatlerini çekmiş, kim olduğu bilinmeyen bu zatın Anado­lu’da tehlike arz edebileceği endişesiyle Edirne’ye davet edilmiştir.

Ken­disini götürmeye gelen çavuşla birlikte Ankara’dan Edirne’ye Çanakkale üzerinden geçerler. Gelibolu’ya uğradıklarında Yazıcıoğlu Ahmed Bican ve Muhammed Bican kardeşlerle karşılaşır. Kendilerini tasavvuf yoluna sokar. Edirne’ye vardıklarında derhal huzura kabul edilir. Padişah ken­disini görür görmez kendisinden etkilenmiştir. Padişah ve vezirleri ile uzun uzun sohbet eden Hacı Bayram-ı Veli, onlara halka adil davranma­larını, devletin malına göz dikmemelerini, zulümden uzak durmalarını tavsiye etmiştir.

Edirne’de iki ay kadar kalan Hacı Bayram-ı Veli, Padişa­hın ve diğer yöneticilerin yanı sıra halkın da büyük sevgisini kazanmıştır. Eski Cami’de bir aya yakın vaaz ettikten sonra Ankara’ya dönmüştür. Dönüşünde ise Padişah, ona olan sevgisinden dolayı müritlerinin vergiden muaf olmaları taltifini göndermiştir. Ancak bu imtiyazın kötüye kullanılmaya başlandığı anlaşılınca da kendince bir tedbirle sadece bir erkek ve bir kadın müridinin olduğunu bir mektupla Edirne’ye bildirmiştir.

Hacı Bayram-ı Veli ömrünün sonuna kadar Ankara’da müritlerini ter­biye etme, zikir meclislerini yönetme, halk ve yüksek tabakadan insanlara sohbet etme, helal rızık kazanmaya çalışma gibi faaliyetlerle meşgul ol­muştur. Hacı Bayram-ı Veli 1429 tarihinde vefat etmiştir. Vefatından bir­kaç yıl önce yaptırdığı ve kendi adıyla anılan caminin yanına defnedilmiştir. Kabrinin üzerine daha sonra inşa edilen türbe bugün Ankara’nın en önemli ziyaretgahlarındandır.

Şahsiyeti ve Etkileri

Hacı Bayram-ı Veli, dört şiirden başka yazılı eser bırakmamıştır. Yazılı eser vermekten ziyade toplumu harekete geçiren ahlakçı bir rol oynamış, insan yetiştirmeye önem vermiştir. Onun faaliyetleri, yaşadığı dönem ve sonrasında özellikle yetiştirdiği önemli şahsiyetler vasıtasıyla Osmanlı Devletini ahlaki, dini, İktisadi ve siyasi açıdan geniş ölçüde etkilemiştir. Bunların arasında Akşemseddin, Bıçakçı Ömer Dede, Eşrefoğlu Rumi, Molla Zeyrek, Yazıcıoğlu Mehmet Bican, Yazıcıoğlu Ahmet Bican gibi şahsiyetler bulunmaktadır.

Hacı Bayram-ı Veli’nin çok iyi derecede Arapça ve Farsça bilmesine rağmen Türkçeye rağbet etmesi ve şiirini Türkçe yazması, Anadolu insa­nı ile sıcak bir bağ kurmasına ve milli birlik ve beraberliğe zemin hazır­lamasına katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Şiir yazabilmeyi ermişle­rin kerameti olarak sayan Hacı Bayram-ı Veli, şiirlerini hece ve aruz ve­zinleri ile yazmıştır. Her bakımdan Yunus Emre‘nin etkisi altında oldu­ğu, onun tarzını benimsediği ve Yunus’un ilahilerini dilinden düşürme­diği bilinmektedir.

Hacı Bayram-ı Veli’nin faaliyetleri ve fikirleri Bayramiyye tarikatı etra­fında şekillenmiştir. Kendisinden sonra tarikat bazı kollara ayrılmıştır. En önemli kollar Akşemseddin’in devam ettirdiği Şemsiyye-i Bayramiyye ile Ömer Sikkini Dede’nin devam ettirdiği Melamiyye-i Bayramiyye’ dir.

Kaynakça

KILIÇ, Cevdet (2014). Türk İslam Düşüncesi Tarihi. Ömer Bozkurt (Ed.), Hacı Bayram-ı Veli (s. 407-422). Ankara: Divan.