Bebeklerde Güvenli Bağlanma ve Başarılı Sosyalleşme

Bebeğinizle jestler, yüz ifadeleri, sözcükler veya anlamsız sözlerle iletişim kurduğunuz ve onunla kendinizi sonsuz bir uyum içinde hissettiğiniz anlar, erken beyin gelişimi için çok önemlidir. Bu sizin için eğlenceli bir ce-e oyunudur. Bebeğiniz içinse hem ilk ilişki deneyimi hem de öz-denetim konusunda bir eğitimdir.

Duyarlı bir yetişkin, bebeğin daha çok etkileşim istediğini veya etkileşimin iyi bir seviyeye ulaştığını (gülümsemesinden) veya bebeğin aşırı derecede uyarıldığını (başka tarafa dönmesinden) anlayarak bebeğin kendi kendine ayarlayamadığı uyarılma seviyesini düzenleyebilir. Duyarlı anne babalar bile bazen bebeklerinden gelen ipuçlarını sık sık yanlış yorumlayabilir. Bebek bu yüzden uyum ve kopuklukların iç içe olduğu karışık bir deneyim yaşar. Bunun gelişim için en uygun durum olduğu anlaşılıyor.

Bebekler bu gibi bir etkileşimi günde bin kez başlatmaya çalışır. Eğer karşısındaki kişi kısa bir süreliğine yerinde donup kalır ve tepki vermeyi keserse hemen huysuzlanırlar. Bebeğin kalbi daha hızlı atmaya başlar, stres hormonu seviyeleri yükselir. Bebekler için tepkinin olmaması, fiziksel olarak anneden ayrılmaktan veya onun dönüp başka birisiyle konuşmasından daha üzücüdür. Tekrar tepki vermeye başladığınızda bile önceye göre daha huysuz olur ve etkileşime bir süreliğine daha az tepki verirler. Altı aylıktan itibaren karşılarındaki kişilerden gelecek güvenilmez tepkilerle başa çıkma ve kendi uyarılma seviyelerini ayarlama konusunda yavaş yavaş ilerleme gösterirler.

Bebeklikte karşılıklı davranışın daha iyi olması; bir yaşında daha güvenli bağlanma, iki ila altı yaşlarında daha iyi öz-denetim ve on üç yaşında daha çok empatinin göstergesidir. Dolayısıyla bu eksiklikleri hafife almamak gerekir.

Burada bağlanmadan kastımız, çocuğun özellikle stresli veya huzursuzken ona bakan kişinin yanında olmasına dair duyduğu güçlü ve sürekli istektir. Çoğu bebek birden fazla kişiye bağlanır fakat en güçlü bağ genelde anneyle kurulur. Karşılıklı etkileşimler, bağların gelişimine katkıda bulunur. Normal beyinleri olan ve bakan kişinin sık sık değişmediği her bebek bağlanma gösterir, fakat bu bağlanmanın niteliği bir hayli değişkendir. Güvenle bağlanan bebekler annelerini keşif için üs olarak kullanır; oyun oynarken düzenli aralıklarla onunla temas kurar, gittiğinde huzursuzlanır, döndüğündeyse rahatlarlar. Güvensiz ve ikircikli bebekler anneleri yanındayken peşinden ayrılmaz, gittiğinde aşırı derecede huzursuz olur, döndüğündeyse ya sımsıkı yapışır ya da öfkeli davranışlar sergilerler. Güvensiz ve sakıngan bebekler anneleri gittiğinde üzüntülerini göstermez, döndüğünde ise anneyle ilgilenmeyi reddederler. Nadir karşılaşılan dördüncü bir kategori ise düzensiz bağlanmadır: Genellikle suistimal veya ihmal edilmiş bebeklerde görülen bu bağlanma şekli tutarsız davranışlarla kendini gösterir. Bebekler kendilerine bakan farklı insanlara karşı farklı bağlanma şekilleri gösterebilir, fakat beş yaşına gelince genellikle baskın olan bir tarzı seçer ve çocuklukları boyunca buna bağlı kalırlar.

Bebekler dokuzuncu ayda dikkatlerini yöneltme yeteneğini geliştirdiklerinde, karşılıklı etkileşimleri başlatma konusunda daha iyi hale gelir. Aynı zamanda yabancı kaygısı yaşamaya, yani tanımadıkları insanların yanında rahatsız olmaya başlarlar. Çeşitli yollarla karşılarındaki kişinin dikkatini nesnelere çekmeyi öğrenirler: Önce nesneye, sonra o kişiye gülümser, nesneyi işaret eder veya sırayla bir nesneye, bir o kişiye bakarlar. Bu davranışlar, anneleri etkileşimi kestiğinde onun ilgisini çekmek için gülümseyen veya başka numaralar deneyen bebekler arasında daha yaygındır. Dikkatin ortak şekilde bir nesneye yöneltilmesini sağlamak sosyal becerilerin en erken göstergelerinden biridir. Böyle bir davranışı dokuz-on aylıkken sık sık yapan bebeklerin otuz aylıkken sosyal açıdan daha becerikli olma ihtimali yüksektir.

Karşılıklı etkileşimlerin bağ kurulması için önemli olduğunu biliyoruz, Çünkü annenin hassasiyetini artıran müdahaleler güvenli bağlanma olasılığını artırır. Fiziksel temas, sosyoekonomik durum ve mizaç gibi birçok başka etken de bağ oluşumuna önemli katkılarda bulunur. Örneğin; ekonomik olarak dezavantajlı annelerle yapılan bir çalışmada, bebeği taşımak için araba koltuğu kullanmak yerine kendi bedenlerine bağlayan annelerin bebeklerinin güvenli bağlanma olasılıkları daha yüksek çıkmıştı.

Sosyal beceri; öz-denetim, duygusal olgunluk ve zihin kuramı gibi temel becerilerden oluşan bir temel üzerine inşa edilir. Bu dört yeteneğin her biri benzer bir süreçte gelişir ve tek tek bireylerde kabaca paralel ilerler. Çocuklar büyüdükçe, aile dışında sosyalleşmeleri gitgide artar. Her yaştaki çocuklar, kendi karakter özelliklerine benzer özellikteki kişilerle arkadaşlık etmeyi tercih eder.

Küçük çocukların yaşıtlarıyla kurdukları en erken ilişkiler; sırayla oynama, birbirini taklit etme, basit işbirlikleri yapma ve genellikle oyuncakları paylaşamamaktan kaynaklanan çekişmeler şeklinde sıralanabilir. Bu yaşta grup etkileşimleri tam gelişmemiştir. Daha büyük yaşlardaki okul öncesi çocuklar, gerek hayali oyunlara gerekse kurallı oyunlara giderek daha fazla katılır.

Okul öncesi yıllarda yardımlaşma ve paylaşma daha yaygın hale gelir. Saldırganlık ise üç yaşından itibaren azalmaya başlar. Bu yaşta, nesnelerle ilgili mücadeleden çok görüşler ve düşüncelerle ilgili çekişmeler yaşanır. Dil, sosyal ilişkilerde önemi giderek artan bir rol oynamaya başlar. Sosyal beceri daha bu yaştan sosyal başarı ile ilişkilenmiştir. Bunun nedeni muhtemelen sosyalleşme konusunda daha iyi olan çocukların daha fazla arkadaş edinmeleri, daha fazla arkadaş edinince de daha çok sosyalleşmeleri şeklinde açıklanabilecek geri besleme döngüsüdür.

Başarılı sosyalleşme, hem bireysel arkadaşlıklar kurmayı hem de yaşıtlarından oluşan gruplar tarafından kabul görmeyi içerir. Duygusal yakınlıkların ana kaynağı arkadaşlıklar, güç ve statünün ana kaynağı ise grup etkileşimleridir. Bu sosyalleşme biçimlerinin her ikisi de ruhsal sağlığın göstergesidir. Hangisine daha büyük önem atfedildiği ise kültürden kültüre değişir.

Çocuklar okula başladıklarında yaşıtlarıyla olan etkileşimleri sıklaşır ve bu etkileşimlerin yetişkinler tarafından yakından denetlenmesi güçleşir. Bu yaş aralığında, fiziksel saldırganlık büyük oranda yerini sözel saldırganlığa (tehdit, dedikodu ve hakaretlere) bırakır. Öte yandan olumlu etkileşimler de artar. Düşmanlık tek bir durumla sınırlı olmaktan çıkıp belirli bir kişinin genel olarak sevilmemesi şeklinde kendini göstermeye başlar. İtişip kakışarak oynanan oyunlar en çok erken okul yıllarında oynanır. Okul öncesindeki ortak aktiviteler ergenliğin başında yerini ortak değerlere, kendini açmaya ve sadakate bırakır.

Yedi yaş civarında erkekler ve kızlar arasındaki sosyal etkileşim sert bir şekilde azalır ve ergenliğin başlarında tekrar başlar. Bu yaştaki çocukların hemen hemen hepsi üç ile dokuz çocuktan oluşan bir gruba üyedir ve grup dışından biriyle nadiren oynarlar.

Çocuklar ergenliğe yaklaştıkça değişik bağlamlarda daha çok sayıda insanla etkileşime girmeye başladıkları için grup üyelikleri daha değişken hale gelir. Romantik ilişkiler on iki yaşından itibaren belirmeye başlar ve ergenlik yılları boyunca süreleri ve sıklıkları artar.

Çocuklarda içe kapanma, sorunlara yol açabilir. Diğer çocuklarla etkileşim kurmaya isteksiz olanlar, sosyal becerilerde alıştırma yapma fırsatını kaçırır. Bu yüzden durum gittikçe daha kötüye gider.

İçine kapanık çocukların büyük bir bölümü sataşmaya maruz kalır. Tutuk bir çocuğun bu tür sorunlara maruz kalmaması için ona nasıl yardımcı olabilirsiniz?

Daha önce de söylediğim gibi, çok miktarda fiziksel temas içeren sıcak ve duyarlı bir yetiştirme tarzı güvenli bağlanmayı sağlar, bu da tutuk çocuklar için ilerideki sosyal becerilere katkıda bulunur. Çocuğunuzun her davranışını kontrol etmenin bir faydası olmaz, aksine sosyal becerilerin gelişimini engelleyebilir. Fakat diğer çocukların gruplarına katılması için yumuşakça teşvik etmek yararlı olabilir. Yaşıtlarına üzüntü veya kaygı gibi olumsuz duyguları pek göstermeyen çocuklar daha kolay kabul görür ve sataşmaya daha az maruz kalırlar. Dolayısıyla duygularını ayarlama becerisini geliştirmek akıllıca olabilir. Duyguları ayarlama becerisinin zayıf olması, yaşam boyunca sosyal uyumun zayıf olmasına yol açabilir. Organize sporlara veya diğer ders dışı etkinliklere katılmak faydalı olabilir, çünkü diğer çocuklar tarafından değer verilen yeteneklere sahip olmak, yaşıtları arasında kabul edilmesini kolaylaştırır. Sosyal becerileri henüz yaşıtlarından çok geri kalmamışken müdahale etmek en iyisidir.

Bir yandan çocuklarınızın kendi mizaçlarına saygı gösterirken bir yandan da onunla bağ kurmak, sosyalleşme ve daha birçok öğrenme şekli için sağlam bir temel oluşturur. Çocuk gelişiminin çoğu yönünde olduğu gibi, çocuğunuzun sosyalleşmesine katkı yapan etkenlerin bir kısmı sizin kontrolünüzün dışında olsa da yine de yardım etmek için çeşitli yollar mevcuttur. Ne olursa olsun çocuğunuzla sıcak bir ilişki kurmak, başka bir faydası olmasa bile tek başına bütün zahmetinize değecek bir hedeftir.


Pedagog Ayça ERSEN PALA’nın yazıları için tıklayınız…