Güneş ve Ay Metaforu Üzerine

En eski uygarlıklardan günümüzün semavi(!) dinlerine kadar olan süreçte Güneş ve Ay önemli bulunmuş ve simgesel olarak birçok anlam yüklenmiştir. Çeşitli inançlar ve Tasavvufi-Batıni ekollerde bu simgeselliğin örneklemeleri ve anlamları üzerine bir yazı denemesi yapacağız. 

Antik dönem insanları, doğada gözlemledikleri olağanüstü denebilecek kuvvetlere karşı büyük saygı ve korku duymalarından dolayı bu güçlere tapma eğilimi göstermişlerdir. Gök gürültüsü, fırtına, Ay, Güneş vs. gibi unsurlar bir tapım öznesi ve Tanrı olarak tanımlanmıştır. Mitolojileri incelediğimizde Gök ve Güneş Tanrıları kozmolojinin en üst Tanrıları olarak başı çekmekte diğerleri ise ikinci derece Tanrılar olarak tanımlanmaktadır. Kozmogonilerde başlarda Kral-Tanrı Güneş tanrısı iken zamanla bu sıfatları Gök Tanrısına kaptırmışlardır. Konumuz açısından incelediğimizde, Güneş’in eril, Ay’ın ise dişil bir tanımlandığını görmek mümkündür. Güneş Tanrıçası veya Ay Tanrısı gibi bir olguya genel çerçevede rastlanmamaktadır.

İslamiyet sonrası tasavvufi gelişme ve batıni ekoller göz önüne alındığında aynı imgelemenin devam ettiği söylenebilir. Gün(eş) dölleyici bir vasıf kazanırken, ay ve gece doğurgan bir manada önümüze çıkmaktadır.

Kur’an da iki surenin adı Şems(Güneş) ve Kamer(Ay) olması da dikkat çekicidir. Kur’an özellikle gece konusunun üzerinde durmakta ve;

 “Biz o (Kur’ân)nu Kadir gecesinde indirdik.”(Kadir, 1)

“Biz onu kutlu/bereketli bir gecede indirdik.” (Duhan,3)

“Yemin olsun bürüyüp örttüğü zaman geceye, ve parıldadığı zaman gündüze”(Leyl, 1-2)

Ayetleri ile geceye vurgu yapmaktadır. Bir çok ekol ve tarikatta da gece ibadetleri önemsenmiştir. Alevilikte cem ibadetlerinin ağırlıklı olarak hava karardıktan sonra yapılması gibi buna örnek gösterilebilir. Yine Alevi öğretisinde yetişen ozanlar nefeslerinde Ay ve Gün(eş) simgelerine önem vermekte ve mana yüklemektedir.

“Her yolun bir yokuşu bir de düzü var
Dünyanın baharı güzü kışı var
Nevruzun  gecesi ve gündüzü var
Gündüzü Muhammed gecesi Ali”
-Kerimî Kemter

“Ay Ali’dir gün Muhammed
Okunan seksen bin ayet
Balıklar deryaya da hasret
Çarha döner göl içinde “
-Pir Sultan Abdal

Batınî ekollerde Güneş ve Ay, Muhammed ve Ali olarak kişileştirilmiştir. Bu şekilde bir kişileştirmenin kaynağı ise Şeriat’i beyan eden Hz. Muhammed’in zahiri olarak alemde görünmesi sebebiyle Güneş ile simgelenmiştir. Aynı mantık ile Tarikat’ların temel olarak Hz. Ali’ye dayandırılması ve bu öğretinin Batın ilmine dayanması hasebiyle Ay ile simgelenmiştir. Gündüz her şey ortada olduğu bir zaman dilimi iken gece gizli ve esrarlıdır, bu sebeple gündüz-zahir, gece-batın eşlemeleri yapılmıştır. Zahiri bilgi ile (Güneş) iman eden kişi mayalanmakta, Batınî ( Ay) bilgi ile kendi benliğinden kendisini doğurması sağlanmak istenmektedir.