Güneydoğu Anadolu’da Şanlıurfa sınırları içindeki Örencik köyü yakınlarında, dünyanın bilinen en eski tapınağı Göbeklitepe yer alır. Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü tarafından 1995 yılından beri kazıları sürmekte olan bu alan, Alman Arkeolog Prof. Dr. Klaus Schmidt’in çabalarıyla ortaya çıkarılmış ve dünyaya adını duyurmuştur. 

MÖ 12. bin yıla tarihlenen bu kutsal alanın, yaklaşık 2000 yıl boyunca, yılın belirli dönemlerinde ziyaret edilen bir hac mekanı olduğu düşünülmektedir. Göbeklitepe kutsal alanı yuvarlak biçimli yapılardan oluşmaktadır. Yuvarlak yapılar belirli bir süre kullanıldıktan sonra kasıtlı olarak üzeri toprak dolguyla örtülmüş ve kullanılmamıştır. Bu kült alanının MÖ 8000 yılı civarına kadar kullanıldığı ancak bu tarihten sonra kullanılmadığı, yapılan kazılarla ortaya çıkmıştır. Bu yapıları oluşturan T biçimli dikme taşlar, uzunluğu 5 metreyi geçen tonlarca ağırlıktaki görüntüleriyle, açık hava tapınak alanının dikkat çeken yanını oluşturur. İngiltere’deki Stonehenge dairesel yapısına benzetilen Göbeklitepe, 6000 yıl daha eskiye gitmektedir. Göbeklitepe’deki T biçimli dikme taşların boyutları ve ağırlıklarından ziyade asıl dikkati çeken, üzerlerine kazınmış çeşitli türlerdeki hayvan tasvirleri ve betimlemelerdir. Tasvir edilen hayvan türleri içinde yaban domuzu, ayı, çeşitli kuşlar, akrep, yılan, örümcek, tilki ve aslan yer alır. Betimlenen bu yabani türler ve ele geçen hayvan kemikleri içinde, evcil olanlarına rastlanmamıştır. Bu tapınağın henüz yerleşik yaşama geçmemiş, avcı-toplayıcı yaşam biçimine sahip insanlarca yapılmış olması göz önünde bulundurulduğunda, evcil bitki ve hayvan türlerine rastlanılmaması doğaldır.

T biçimli dikmelerin üzerinde yer alan tasvirlerdeki hayvanlar, adeta bir kompozisyon oluşturacak şekilde, sanki bir hikaye anlatımı (fabl) örneği sunmuştur. Bununla birlikte yüksek kabartma olarak yapılmış yabani hayvan betimleri, masif heykeller, heykelcikler ve hayvan başları, dönemin inancıyla birlikte estetik yapısını da yansıtır. Buluntularda, cinsiyeti belirtilen hayvanlar hep erkek olarak gösterilmiştir. Burada anaerkil bir kültürün olduğundan söz edemeyiz, ataerkil bir yapının varlığını sürdürdüğü daha açık görülür. Bu kadar çok hayvan betiminin yapılması, bu hayvanların kutsal alanı korumak için görevlendirilen canlılar olduklarını akla getirir. Zaten kutsal alan olduğu bilinen Göbeklitepe’nin manevi özellikler barındırması da olağandır. Bu yüzden de Şamanik ögelerin kullanılmış ve uygulanmış olması şaşırtıcı değildir. K. Schmidt, T biçimli bir dikme üzerinde turna betimi yapılırken, turna dizlerinin insan dizleri şeklinde gösterilmesinden dolayı, bunların kılık değiştirmiş insan olabileceğini söylemiştir. Aynı zamanda “kuş insan” biçiminde ele geçen karışık bir heykel de mistik düşünüş biçiminin örneğidir.

Robert J. Braidwood’un “Bereketli Hilal” tanımında yer alan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki eski yerleşim alanları, birbirleriyle kültürel etkileşim içinde olmuşlardır. Göbeklitepe daha eski bir alan olsa da Hallan Çemi (Batman) ve Körtik Tepe’de (Diyarbakır) ele geçen taş kapların üzerindeki hayvan betimlemeleri, Göbeklitepe’de bulunan tasvirlerle yoğun benzerlik gösterir. Yine Batman’da sular altında kalan Nevali Çori’de ele geçen çoğu eser ve kültürel buluntu, birbirine yakın kültürün özelliklerini gösterir.

Göbeklitepe’nin T biçimli dikmelerinde, stilize insan biçiminde gösterilmiş, kolları yandan sarkmış bir insan gösterimi, farklı boyutu yansıtan bir düşüncenin betimidir. İnsan tasvirlerinde cinsiyete ilişkin herhangi bir gösterim yoktur. Bununla birlikte insan heykelcikleri, insan yüzlü heykelcikler ve kabartmalar da önemli buluntu grubunu oluşturur. Göbeklitepe’de henüz mezarlık alanı denilebilecek bir bulguya rastlanılmamıştır ancak ilk defa tapınak alanının içinde insan iskeletleri ele geçmiştir. 700’den fazla kemik parçasından elde edilen bulgularda, kafataslarının kazınarak etin kemikten özellikle ayrıldığı ve kafatasına çakmaktaşı ile gelişigüzel delikler açıldığı, yapılan analizlerle anlaşılmıştır. Bu durum, Neolitik Dönem’de Anadolu’da ve başka alanlarda da görülen kafatası kültü geleneğinin farklı bir gelişimi olarak düşünülmektedir. Tabi yeni bulgularla birlikte, bu kültürel yapı ve düşünüş özellikleri daha iyi anlaşılacaktır.

Göbeklitepe, 2011 yılında UNESCO dünya mirası geçici listesine alınmıştır ve yakın zamanda da UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yerini alacaktır. Yaklaşık 2 yıldır süren kazı alanı çalışmaları sonucunda, üst yapı örtüsünün yakın zamanda bitimiyle birlikte, kazı alanı ziyarete açılmıştır. Son günlerde ise yol yapım çalışması nedeniyle, Göbeklitepe’nin Neolitik Dönem’e tarihlenen alanı, üzerine dökülen beton yolun buraya verdiği tahribat haberleriyle gündemdedir. Dünyanın bilinen en eski inançsal merkezinin yurt içinde ve yurt dışında hak ettiği değeri görmesi asıl temennimdir.


Arkeolog Ceren OSANMAZ’ın yazıları için tıklayınız…


Galeri için tıklayınız…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

fifteen − 10 =