Gazneli Mahmud

Gazneliler devleti hükümdarı, Hindistan Fatihi (D. 2 Kasım 971, Buhara – Ö 1030, Gazne). Tam adı Yemin el-Devlet Abdülkasım Mahmud ibn Sebük Tigin’dir. Ba­bası Gazneliler Devleti’nin ku­rucusu Sebük Tegin, annesi ise Iran ile Afganistan arasında bir bölge olan Zabulistan kökenli asil bir ailenin kızıydı.

Daha gençlik yıllarında devlet yönetiminde gö­rev almaya başladı. Babasının yanında katıldığı savaşlarda ce­sareti ve zekâsıyla kendini gös­terdi. Babasının ölümü üzerine, küçük kardeşi İsmail, yerine geç­ti ise de Sultan Mahmud, hemen Gazne’ye giderek, mülkünü kar­deşinin elinden aldı ve saltanatını ilân etti (998). Samanîlerin elinde kalmış olan Buhara, Horasan, Herat, Belh, Büst ve Kâbil’i de aldı. İran ve Irak taraflarında hüküm süren Şiî Büveyhîler (932-1062) ile önce savaş ve sonra da barış yaparak saltanatını güçlendirdi.

Şafiî bilgini Ebû Hamid İsfahanî’yi Bağdat’taki Abbasi halifesine gön­derdi. Halife el-Kadir (991-1030), Gazneli Mahmût’un elçisini mem­nuniyetle karşıladı. Yeni hüküm­dara saltanat alâmetlerinden hil’at (giysi), taç ve bayrakla birlikte, sa­hip olduğu ülkelerin “Ahid”ini gön­dererek, ona “Yemînü’d-Devle”, “Velî Emîrü’l-Mü’minîn” ve “Emî- rü’l-Mille” sanlarını verdi.

Sultan Mahmud, saltanatı eline aldıktan sonra sırasıyla Ho­rasan ile bugünkü Afganistan ve Belûcistan denilen ülkeleri tümüy­le hükmü altına aldı. Mâverâünnehir Hanı İlikhan ve sonra Kadir Han’la savaşarak, Ceyhun’un öte­sine ve Harezm’e kadar sınırlarını genişletti. Şiî Büveyhilerden İran ve Irak taraflarında Rey, İsfahan, Kazvin, Sâve, Zencan, Ebher kent ve kalelerini alıp, yıkıcı faaliyetle­re kapılanları cezalandırdı. Rafızî­liği ve felsefî ideolojilere ait kitap­ları yok ettirip yıkıcı çalışmalara katılanları izlettirdi.

Gazneli Mahmud, böylece ülkesinin kuzey cephesini gü­venceye aldıktan sonra, tahta çıkarken yaptığı yemine ve verdiği söze sadık kalarak, Hint seferle­rine başlamaya karar verdi. Eylül 1000 tarihinde ilk Hint Seferine çıkarak, bu tarihten 1027 yılına kadar Hindistan’a on yedi büyük sefer düzenledi. Birinci seferinde Kabil’in doğusunda Lamgan böl­gesinde Hintlilerin elinde bulunan birkaç kaleyi alarak geri döndü. İkinci Hint seferini Vayhand Raca­sı Caypal’e karşı yaptı. 27 Kasım 1001 tarihinde Peşaver yakınla­rında yapılan savaşı da Gazneli ordusu kazandı. Caypal oğulları, torunları ve komutanlarıyla tutsak edildi. 1004 yılında Bhatiya bölge­si racası Beci Ray üzerine yürüdü. Bu seferde Bhatiya Racalığının bütün bölgelerini ele geçirdi.

Sul­tan Mahmud, dördüncü seferini Multan üzerine yaptı. Gazneliler ordusunun üzerine geldiğini haber alan Ebü’l-Feth kenti terk ederek İndus Nehri üzerindeki bir adaya kaçtı. Multan’ı zapteden Sultan Mahmut, buradaki Karmatîleri ce­zalandırdı. 1008 yılında Multan’ın yeni valisi Suhpal’ın Müslümanlığı terk ederek Moğol dinine dönme­si üzerine, çetin kış koşullarına karşın beşinci Hint seferine çık­tı. Multan önünde yapılan sava­şı kazanarak, Suhpal’ı tutuklatıp Multan ve çevresinin yönetimini komutanlarından Tegin Hazin’e bırakarak Gazne’ye döndü.

Aynı yıl Kuzeybatı Hindistan ve Pencap bölgesi racalarının (krala bağlı derebeyler) İslâmiyetin ya­yılmasını durdurmak için çalışma­lara başladıklarını duyunca tekrar harekete geçen Sultan Mahmud, müttefik kuvvetlere karşı Vayhand ovasında yapılan savaşı, ağır kayıplar vererek kazandı. Bu sa­vaş ile Kuzey Hindistan racaları­nın kuvvetleri ezilmiş ve Pencap yolu Müslüman-Türk orduları için güvenli bir duruma geldi. Sultan Mahmud, Ekim 1009 tarihinde bü­yük bir ticaret merkezi olan Naray- yanpur’u aldı. 1010 tarihinde çık­tığı seferde Multan’ı tümüyle fet­hetti. Müslümanlara eziyet eden Karmatîlere ağır bir darbe daha vurdu. 1014 tarihinde çıkılan do­kuzuncu Hint seferinde Nandana Kalesi’nin fethinden sonra Keşmir üzerine yüründü. Keşmir kuvvet­leri iki kez bozguna uğratıldı. Bu zaferin Hindistan’daki yankıları büyük oldu ve İslâmiyet en uzak yerlere kadar yayıldı.

Gazneli Mahmud, onuncu seferini, Hintlilerce kutsal olarak bilinen pek çok tapınak ve putun bulunduğu Thanesar kentine yap­tı. Hiçbir direnişle karşılaşmadan kente giren Sultan, bütün putları kırdırdı. “Çakrasvami” adındaki en ünlü putu Gazne’ye götürerek halka gösterdi. Bu zafer, Hinduların, Müslümanları tanımalarına yolaçmış oldu ve sonucunda pek çok kimse Müslümanlıkla tanıştı. Gazneli Mahmud, 1015 yılında Keşmir yolu üzerindeki Lokhot Kalesi’ni kuşattı ise de şiddetli kış yüzünden bir sonuç alamadan geri döndü.

Hint dünyası, Sultan Mahmud’tan o derece yılmıştı ki, herhangi bir yere sefere çıksa ünü kendisinden önce oraya varıyor ve kentler korkudan teslim oluyor­du. Gazneli, on ikinci seferini zen­gin ve bayındır bir ülke olan Ka- nave’a üzerine yaparak Sirsava Kalesi’ni aldı. Baran (Bulendşehr) Kalesi’nin önüne geldiğinde Raca Hardat, Sultanı karşılayarak Müs­lüman olduğunu bildirdi ve kenti teslim etti. Mahmud Han, seferini sürdürerek Cumne ile Ganj nehir­leri arasında bütün kentleri aldı. 20 Aralık 1018’de de asıl hedefi olan Kanave’i fethetti.

Sultan Mahmud 1020 yılın­da Kalincar, 1021’de Keşmir ve 1022’de tekrar Kalincar racaları üzerine seferler düzenleyerek, buraları komutası altına aldı. On altıncı ve en ünlü seferini Somnat üzerine yaptı. 18 Ekim 1025 tarihinde otuz bin atlı ve binlerce gönüllüden oluşan bir orduyla ha­rekete geçen Sultan, 8 Ocak’ta Somnat’ı aldı. Tapınağa girdikten sonra müezzine, tapınağın üzeri­ne çıkarak ezan okumasını emret­ti ve tapınaktaki putların tümünü kırdırdı. Söylentiye göre, tapınak­taki ganimetten Sultan’ın payına düşen beşte bir malın değeri yir­mi milyon dinardı. On yedinci se­ferinde ise Mansura hâkimi Hafifi cezalandırdı.

Gazneli Mahmud, fetihleri yanında, bilgin bir kişi olup bili­me ve sanata büyük önem verir­di. Sultan’ın sarayında her gün bilgin ve şairlerle devamlı bilimsel (İlmî) tartışmalar yapılırdı. Sultan bu toplantıların birçoğuna kendi­si de katılırdı. Sultan Mahmud’un adına birçok eser yazılarak ken­disine sunulmuştur. Örneğin Fir- devsî’nin “Şehname”si bunlardan biridir. Ehl-i sünnet bilginlerinin yetiştirilmesine büyük gayret sarf eden Gazneli Mahmud, Rafızî ve bid’at ehline (dinde olmayan bir inanışı, bir işi, bir sözü ortaya çı­karan) karşı sert, hak mezhep ve ehline karşı pek yumuşaktı… Otuz üç yıl adalet ve başarıyla saltanat sürüp, 1030’da Gazne’de öldü ve orada kendi adına yaptırılan tür­bede toprağa verildi.

Türk-İslâm dünyasının yetiş­tirdiği en büyük hükümdarlardan biri olan Sultan Mahmud, ömrü­nün kırk beş yılını savaş meydan­larında geçirmişti. Hindistan’daki putperest Berehmenler ile Mısır Fatımî Devleti’nin (909-1171) yo­ğun propagandası ile İslâm ülke­lerinde yayılan, yıkıcı Râfızî-Bâ- tınî hareketleriyle mücâdele etti. Berehmenleri her yerde yenilgiye uğrattı. Buna karşılık Rafızîliği sı­kıca izleyerek, ideolojilerini yasak­layıp, yıkıcı ve bölücü eserlerini yok ettirmesine karşın, çalışmala­rını tümüyle ortadan kaldıramadı. Yine de Hindistan’da İslâm dini­ni yayan Gazneli Mahmud’tur… Gazneli Mahmud, kalabalık ordu­ları yönetmekte hüner sahibiydi, dolayısıyla üstün bir komutanlık  yeteneği vardı. Her türlü iklim ve doğa koşullarına göre bir savaş sistemi uygulamak, malzeme sağlamak, askerî birlikler yetiştir­mekte de üstün bir askerî dehası vardı. Hintlilere karşı iyi eğitilmiş okçu tümenleri kullanmış, Mâ- verâünnehir, Harezm ve Büveyhî- ler seferlerinde, bu ülkeler ordula­rının savaşmaya cesaret edeme­dikleri filleri ileri sürmüştü.

Gazneli, devletin yararının gerektirdiği her çareye başvuran bir hükümdardı. Olayları doğru olarak değerlendirmekte ustay­dı. Ordusu özel talim ve terbiye ile yetiştirilen ve sultanın kendi birliklerini meydana getiren “Has­sa Ordusu” ile savaş gücünün büyük bir bölümünü gönüllüler oluşturan ve ganimetten pay alan “Gönüllü,er”den oluşurdu. Sultan Mahmud, İslâm ülkelerinden, gö­revli adamları aracılığıyla gaziler toplattığı gibi, sefer zamanlarında her taraftan gelerek kendiliklerin­den orduya katı lanlar da kalaba­lık bir toplama ulaşırdı. Bu sistem sayesinde, Orta Doğuda cihad yapmak arzusunda olan gayretli Müslümanlar ile zararlı faaliyetler­de bulunarak toplumsal bünyeyi sarsabilecek işsiz güçsüzleri farklı bölgelere seferber ederek, onlara yeni olanaklar sağlardı. Hindis­tan seferleri sonucunda Gazneli Devleti, sınırlarını genişleterek çok zenginleşmişti. Gazne kenti parklar, bahçeler, zafer anıtları, camiler gibi mimarî eserlerle süs­lenmişti. Gazne’deki Ulu Cami bu eserlerden birisidir. Ayrıca Belh, Nişâbur gibi büyük kentler de, onun döneminde çağının en gü­zel ve bakımlı beldeleri durumuna gelmiştir.

Mahmud Gaznevî aynı za­manda Divan sahibi şairdi. Hü­kümdarlığı boyunca şairleri, sa­natkârları arkalamış, onların sa­nat eserleri vermelerini teşvik etti. Dünyaca ünlü Firdevsi’nin “Şehname”si, Gazneli’ye yazıl­mıştır. Gazne devletinin resmî dili, Türkçe ve Farsçaydı. Gaznevî şi­irlerini Farsça dilinde yazdığı için Fars dili ile yazan şairleri de koru­muş, sarayında yaşatmış ve Fars dilinin gelişmesine büyük hizmet­leri geçmiştir. Seciyesi, ahlâkı, savaşları, ölümsüz “Şehnamece giren Gazneli Sultan Gazi Mah­mud, Türk devlet adamlarının en büyüklerinden biridir. 1030 yılında öldüğü zaman, geride beş milyon kilometre karelik büyük bir im­paratorluk bırakmıştı. Tarihçiler, Gazneli Sultan Mahmud’un verem hastalığından öldüğünü kayde­derler.


Kaynakça

IŞIK, İhsan. Ünlü Devlet Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi. C. 1). Ankara: Elvan Yayınları, 2013.